, ,

Bir Dizi Haber Yazarlarının İzlediği İlk Yabancı Diziler

Herkesin yabancı dizi serüvenine bir giriş hikayesi olduğunu düşünüyorum ve bu yüzden de dizi haber yazarlarının ilk yabancı dizilerini öğrenmek istedim. Sizin de yabancı dünyasına giriş biletiniz olan dizi hangisiydi yorum olarak bırakabilirsiniz.

Ayça Özbay’ın ilk yabancı dizisi;

ayc%cc%a7a

Benim ilk yabancı dizim sanırım Buffy the Vampire Slayer. Yani böyle her hafta yakalamak için çabaladığım, o saate program falan yapmadığım (yoksa TRT çocuğuyum ben MacGyver olsun Stargate olsun A Takımı olsun benden sorulur). Buffy Türkiye’de vampir kitaplarının bulunamadığı bir dönemde -İngilizce falan okuyoruz o zamanlar Anne Rice‘ı- ilaç gibi gelen dizidir. Malum pek sansür falan da yok o seneler. Alt yazılı izliyorsun diğer yandan. Harika deneyim anlayacağın. Hem karanlık hem vampirler hem kurt adamlar hem cadılar var. Özgür kadınlar ve hatta farklı cinsel yönelimler ekranda. Doğal olarak ergenliğimize ve hayal dünyamıza katkısı büyük.

Batuhan Tozkoparan‘ın ilk yabancı dizisi;

batuhan2

İlk izlediğim dizi Heroes‘du. Dizinin ilk gazetede ki dev afişini ve sloganını görünce ilk görüşte aşk gibi bağlanmıştım. Sloganı ise; “Sıradan insanlar, sıradışı güçlerini keşfediyor.” Pazar 21:00’de cnbc-e’de yayınlanacağını görünce heyecanla o günü bekledim ve izlemeye başladım. Gerek konusu olsun gerek karakterler gerek de o karakterleri canlandıran oyuncular sayesinde hiç bir bölümünü kaçırmadan defalarca izledim. Sonrasında da bir çok dizi izlemeye başladım ama hiç biri Heroes’un kalbimdeki yerine geçemedi.

Bora Yıldırım‘ın ilk yabancı dizisi;

bora

Üniversite yıllarımda internet kafelerden param oldukça DVD’lerini aldığım Lost‘u saymazsak izlediğim ilk yabancı dizi Revenge. Türkiye’de uyarlaması yapılacağı zaman ismi duyulmuş olsa da ben bir arkadaşımın dayanılmaz ısrarlarıyla öncesinden izlemeye başlamıştım. Severek de izliyordum. Dizinin hikayesi ilgimi çekmişti ve finaline kadar her sezonu olmasa da bence genel olarak sürükleyici bir yapımdı. Victoria Grayson kesinlikle dizinin Ying-Yangıydı ve kendisine deli gibi kızarken bile içten içe acıyordum. İntikam meleği Emily ise hikaye boyunca bende hep Nolan olmasa bir hiç izlenimi bıraktı. Çünkü en sıkışık anlarında her işini halleden tek kişi çılgın zengin Nolan Ross‘tu. Umulmadık gelişmeleriyle izleyicisine küçük sürprizler yapan dizinin erken finali ise kimseye sürpriz olmadı ve izleyenleri tatmin eden bir finalle nokta koydular hikayeye. Hep söyledim yine söylüyorum; Revenge, yabancı dizilerin az takipçili güzel kızıdır. ☺

Buğrahan Erbar‘ın ilk yabancı dizisi;

bug%cc%86rahan

Desperate Housewives, üniversitenin ilk senesinde hazırlık okurken tanıştığım ilk yabancı dizim. Hocamız dinleme kabiliyetimizi arttırabilecek bir dizi olarak önermişti başlarda. Bir iki bölüm izledikten sonra bağımlısı oldum diyebilirim. Günde 12-13 bölüm izlediğim oluyordu. Öyle sıradan bir dizi de değildi hani. Ailevi ve arkadaşlık ilişkilerini mükemmel bir şekilde işleyen, kah ağlatıp kah güldüren bir yapımdı. Yeri geldiğinde ödevlerimin bir kısmını bu diziyle alakalı yazıyordum. Kısacası Desperate Housewives’ın bende yeri çok büyüktür. Kendisiyle yabancı dizi sektörüne atıldığımı söyleyebilirim.

Eda Sivri‘nin ilk yabancı dizisi;

eda

Benim izlediğim ilk dizi Chuck‘tı. O dönem daha liseye bile gitmiyordum ve İngilizcemi geliştirmek için en iyi yolun dizi izlemek olduğuna karar vermiştim… Bir gün televizyon izlerken cnbc-e’de Chuck’a denk geldim ve dizi beş sezon sonunda final yapana dek de bırakmadım, bırakamadım. Intersect hikayesinin orijinalliği, Jeffster’ın ve BuyMore’daki her bir çalışanın kendine özgü tuhaflıkları, Chuck ve Sarah’ın kimyalarının uyumu ve daha saymakla bitiremeyeceğim birçok etken beni bu diziye bağlamaya yetmişti. Evet belki dizinin beş sezon boyunca aynı kaliteyi sürdürdüğünü söyleyemem, fakat sırf şu güzelim hikayenin ve kadronun hatrına bir beş sezon daha izlemek için neler vermezdim… Dizi bittikten sonra özlemimi Zachary Levi‘ın NerdHQ’larında, Yvonne Strahovski’nin Dexter’daki bölümlerinde ve Brandon Routh’lu Arrow ve Legends of Tomorrow gibi DC dizilerinde gidermeye çalışsam da hiçbiri Chuck gibi olmadı, olmayacak da.

Hafize Mutlu‘nun ilk yabancı dizisi;

hafize

Efendim yurdum insanı gibi ben de yabancı dizi alışkanlığına, şimdilerde tarih olmuş bir kanal olan cnbc-e ile başladım. Aslında TRT’nin CSI: Crime Scene Investigation yani Kanıt Peşinde dizisi ilk sezonundan beri (beş sezon yayınlandı sanırım) takip ettiğim ilk yabancı dizidir,  fakat burada yabancı dizi mantığını oturtan ilk yapımdan bahsetmek istiyorum.

Yıl 2006, üniversiteye başlamışım ve bir Lost fırtınasıdır esiyor sınıfta, “Lost’u nasıl izleyebilirim acaba” diye düşünürken, tek yabancı dizi kanalı olan cnbc-e’de bir dizi tanıtımına ilişiyor gözüm. Heroes tanıtımlarını döneminde takip etmiş olanlar bilir, Lost’un en büyük rakibi olarak tanıtıldı Türk kanallarında, hatta gazetelerde haberleri bile yapıldı “Lost’u tahtından indiren dizi” diye! E konu ilgi çekici, süper güçleri olan normal insanların bu güçlerle başa çıkma yöntemleri falan… Tam bir karakter draması aslında dizinin temeli. Bir de Sylar gibi manyak bir kötü adam var, sonra hikayede gizemler gizemler… Derken senaryo, karakterler ve performanslar izleyiciyi kendisine hemen bağlıyor tabi. O zamanlar malum ortamlar da yok ki hemen diziyi bilgisayarımızdan izleyelim. Mecbur bekliyorsunuz kanalın haftalık yayınını. İlk sezonu sıkı bir şekilde takip ettim cnbc-e’den ben de… Efsane bir ilk sezondan sonra ikinci sezon için beklenti de arttı bu arada. Her ne kadar diğer sezonlarda Heroes çizgisini yavaş yavaş bozup saçma sapan yerlere gitmiş olsa da, ilk sezonuyla herhalde izleyicisinin gönlünde taht kurmuş bir dizi olacaktır kanımca. Sonra bu alışkanlık Lost, Fringe ve Terminator: SCC gibi dizilerle devam etti tabi.

Heroes ciddi anlamda ilk izlediğim dizi olduğundan olsa gerek, kötü bir şekilde yarıda kalmış olsa da, yine de bir umutla geçtiğimiz yıl Heroes: Reborn ismiyle tekrar başlayan yeni sezonunu izledim. Elbette beklediğimi bulamadım. Yine de beni yabancı dizi dünyasına alıştırdığı için kendisine teşekkürü bir borç bilirim.

Hamza Ağdeniz‘in ilk yabancı dizisi;

hamza

Herkesin ilk izlediği dizi kendine göre efsanedir; benim efsanem ise Kyle XY. Bundan tam on yıl önce 2006-2009 yılları arasında yayınlanan ve benim yabancı dizilere başlamama sebep olan bir yapımdı ve hala canım sıkıldığında tekrardan izlediğim bir dizi. Başrolünde Matt Dallas‘ın yer aldığı dizi aslında ilginç hikayesiyle dikkat çekmeyi başarıyordu. Tüm aile oturup keyifle izleyebileceğiniz, yer yer gerilip yer yer yüzünüzde tebessüm yaratacak bir aile dizisi aslında Kyle XY. Daha önce aranızda izleyenin olmadığına neredeyse eminim çünkü dizi, 3. sezonuyla iptal edilip tarihin tozlu sayfalarındaki yerini alıp adını unutturdu. Dizi ormanda uyanan ve geçmişine dair hiçbir şey hatırlamayan Kyle isimli kahramanımızla başlar. Kyle’ın normal bir genç olmadığının fark edilmesi uzun sürmez. Trager’larla yaşamaya başlayan Kyle geçmişinin peşine düşünce olaylar gelişir ve karmaşık bir hal alır. Perdeler aralandıkça yeni sorular ortaya çıkar ve dizi sürekli merak uyandıran akışını sürdürür. Dizinin konusu hakkında fazla spoiler vermek istemedim izlemek isteyenler olursa diye ama dizinin benim için yeri çok ayrıdır bu yüzden hepinize izlemenizi tavsiye ederim.

Kamil Akar‘ın ilk yabancı dizisi;

kamil

2000’lerin hemen başında televizyon kültürü yavaş yavaş ülkemizde yaygınlaşmaya başlamıştı. Bizler de evlerinde renkli televizyon+siyah kutulu uydu alıcılarıyla büyümüş bir nesil olduk. Bu uydu alıcıları bizleri yıllarca televizyon başına kilitledi ve her birimiz adeta televizyon kurdu oldu (şifreli Cine5 yayınları v.s.)

Tam bu dönem dizilerin de popüler olduğu döneme denk gelir. Yanlış hatırlamıyorsam tam 2000 yılında Ruhsar gibi dizilerin zirvede olduğu dönemdi. İşte tam bu zamanda Cine5’in Sex and The City’i bir erotik film gibi tanıtması ergen bir erkeğin ilgisini doğrudan çekti. Bir de üzerine “Amerika’nın en seksi dizisi” sıfatını da koyunca beni doğrudan televizyon başına oturtmuştu. Bizim evin televizyonla ilişkisi sadece futbol maçlarıydı. Maç saatleri dışında televizyon benimdi. Devamında açık Cine5 ile beraberinde orada yayınlanan farklı yapımları da benim en çok ilgimi çeken olaydı. Neyse diziye gelelim. Tabii ki diziyi izleyince “ne umdum? ne buldum?” durumu yaşandı. Ancak bu olay bana farklı bir dünyanın kapılarını açtı: Yabancı Diziler. Bu andan itibaren Ruhsar, Yedi Numara, Koçum Benim v.b. dışında bir dünyanın varlığından haberdar oldum. Böylece nerede bir yabancı dizi ismi duysam izlemeye başladım. Zira Sex and The City içindeki Sex dışında bir çok açıdan ilgimi çekmişti. İlişkiler, büyük şehir yaşantısı, yurt dışı öğeleri zihnimde yeni sorular doğurdu ve belki de bu sorular ile büyüdüm. İlk yabancı dizi maceramın tam tarihi belirli belirsiz de olsa bu şekildedir. 2000’lerin ilk yılları gibi hatırlıyorum. Zira o zamanlar 12-13 yaşlarında olmam gerekiyor. Bundan sonra ise “İyi Dostlar” dönemi başlar hayatımda. Gerçi Sex and The City ile aynı dönemde olması gerekiyor bu iki dizinin zamanı. Hatta muhtemel aynı sezon yayınlanmıştır.

Friends’i ilk izlediğimde New York ile tanıştım, arkadaşlıklar gördüm, insanların her şartta mutlu olabileceğini gördüm, eğlendim ve aptalca şeylerlere çocukça güldüm. Friends sonrası izlediğim hiç bir şey beni mutlu etmemişti. O yüzden bende yeri çok çok çok özeldir ve hâlâ kahvaltılarda tekrar tekrar izlerim. Atv’ye de bu yüzden hep sempatim vardır.

Velhasıl kelam, Sex and The City ve Friends izledim ilk yabancı dizilerdir. Bu tarihlerden sonra cnbc-e dönemleri herkes için farklıdır ve her yabancı dizi izleyicisi gibi internetin hayatımıza girişi ile her şey çok daha değişti. LOST girdi hayatımıza ve ondan sonra üretmeye ve yazmaya başladık. İzlemedik dizi bırakmadık. Bu kısımlar sanırım bizim dönemimizin gençleri için klişedir ve bu yüzden tekrar tekrar anlatmaya gerek yok.

Meriç Melike Softa‘nın ilk yabancı dizisi;

melike

“It’s jungle out there… Disorder and confusion everywhere…” İlk izlediğim dizilerden biri Monk’un jenerik şarkısı böyle başlar, obsesif kompulsif bozukluğuyla mücadele ederken bir yandan dedektiflik yapmaya çalışan süper zeki Adrian Monk’un takıntılarıyla cebelleşmeleri eşliğinde. Yanılmıyorsam 2007 ya da 2008 yılında başladım Monk’a, 8 sezonu seve seve izleyip sonra en beğendiğim bölümleri yılda birkaç kez dönüp izlemeyi ihmal etmedim. Eş zamanlı olarak Lost’u da izliyordum ve yabancı dizilerin kurgu ve senaryodaki inanılmazlığı aklımı başımdan almaya başlamıştı, ama Monk’un yeri çok ayrıdır benim için. Çünkü hem daha sonra çılgınlar gibi takip edeceğim Sherlock Holmes etkili dedektif türündeki dizileri sevmemi sağlamış, hem de Tony Shalhoub’un muhteşem oyunculuğuyla ve iyi bir senaryoyla karakter odaklı dizilere hayranlığımı doğurmuştu. Lafı açılmışken 2013’te Monk’tan Kanal D’ye bire bir uyarlanan Engin Günaydın’lı Galip Derviş’i de oldukça kaliteli bulduğumu belirtmiş olayım.

Mustafa Çevik‘in ilk yabancı dizisi;

mustafa

İzlediğim ilk dizi birçok kişi gibi Lost. Genelde böyle adanın içinde kalan insanların mücadelesini seviyordum. Birgün yine Çocuklar Duymasın izlerken ablam, şu insan zekasına hakaret dizileri izleyeceğine ufkun açılsın diye korsan Lost 1. Sezonun CD’sini önüme attı. Bende merak edip açıp izledim 5. bölüm itibariyle beni içine aldı. Hem sevdiğim bir ortam ada hem de gizem ve gerilim türündeydi. Özellikle Jack, Sawyer ve Kate favori karakterlerimdi. Her bölümde olaya farklı açıdan bakmaları ve bir olayı tek kişi üzerinden değil farklı kişiler üzerinden anlatmaları empati yeteneğimi geliştirdi. Hala benim açımdan Lost’un yerini dolduracak bir dizi gelmedi.

Nisan Gürbüz‘ün ilk yabancı dizisi;

Benim ilk izlediğim dizi olarak Gossip Girl’ü söylemek zorundayım çünkü 12 yaşlarımda televizyon dışında dizi izleme kültürümün oluşmadığı yaşlarda Cnbc-e’de yayınlanan Gossip Girl’ü TV’de gördükçe izlerdim. Ama düzenli olarak başladığım ilk dizi tabii ki Lost. Kuzenimin Lost’un korsan CD’lerini vermesiyle resmi olarak yabancı dizi hayatına giriş yapmış bulundum. Gossip Girl’den sonra bir şok etkisi yarattı tabii. Herkesin yabancı dizi hayatından bir şekilde Lost’un geçtiğini düşünüyorum bu düşünce bile Lost’un ne kadar efsane bir dizi olduğunu anlatıyor bence. Hayatta kalma temasının en sevdiğim tema olma sebebi de Lost’tur kesinlikle. Hatta karakterimin oluşmasında yardımı olduğunu düşündüğüm bir dizi.

Samet Ganal‘ın ilk yabancı dizisi;

samet

İlk defa yabancı bir dizi ile tanışmam 2009’da televizyonda zaplarken olmuştu. Her ne kadar kanal sıralamasında gerilerde kalmış olsa da, canım sıkılmış olacak ki e2’ye bastım. İşte o an ilk yabancı dizim, mabedim, eyfelim olan House M.D. ile karşılaştım ve benim için bir dönüm noktası oldu. Bir anda tüm yer çekimi sanki yer değiştirmiş ve artık bu dünyaya doğru çekilmeye başlamıştım. House ile başlayan serüvenim Fringe, The Mentalist gibi dizilerle devam etti. Lakin ilk göz ağrım House’un yeri hep ayrı kaldı bende. House’u, Cuddy’i, Foreman’ı, Wilson’u, o zekice tasarlanmış esprileri ve her bölümün rutinini özlemedim desem yalan olur. Dile kolay sekiz sezon ve pek çok sevilen karakter bıraktık geride. Hala arada açıp izlerim bazı bölümlerini. Ne diyeyim ki özlendin House!

Umut Can Turan‘ın ilk yabancı dizisi;

umut

İlk izlediğim dizi Supernatural‘dı. Mistik havasıyla ve görsel efektleriyle film izliyor gibiydim. (Tabi zamanında) İlk sezonlarındaki gizem ve kalite sonra kayboldu. Türk dizilerini o zamanlarda pek izlemezdim. Anime dünyasına dizilerden önce başlamıştım. Daha sonra kuzenimin tavsiyesi üzerine Supernatural’ı izlemiştim. İlk izlediğim bölümlerden birisi olan Bloody Marry bölümüyle çok etkilemişti beni. Daha sonra Fringe, Dexter, Prison Break ve Lost ile dizi dünyasına bağlandım.

Utku Ertem‘in ilk yabancı dizisi;

utku

İzlediğim ilk diziye örnek olarak ortaokul yıllarında tanıştığım Full House’u (Bizim Ev) söyleyebilirim. Okulum sabah ve öğleden sonra eğitim verirdi. Ben öğlenci olduğum için sabah kahvaltısını televizyon karşısında yapardım. Birçok kez Bizim Ev yüzünden okula geç kaldığımı hatırlıyorum. Ama doğrusunu söylemek gerekirse o kadar içten ve bizden bir diziydi ki aslında bir yabancı dizi izlediğimi pek fark etmemiştim. Yabancı dizi izlediğimin farkında olarak ve düzenli bir şekilde izlediğim ilk dizi ise The Practice’dir. Müthiş bir heyecan fırtınasına tanık olmuştum. Hele haksız yere idam cezası alan bir mahkumu son anda kurtardıklarında ciddi ciddi avukat olmayı düşünmeye başlamıştım.

Bir Cevap Yazın

Loading…

The Good Wife Spin-Off’unun Başrolü Belli Oldu

Survivor’dan Dizilere | Part 2