PAYLAŞ

Üçüncü sezonuyla Netflix’te yayınlanan Black Mirror, şanına yakışır bir bölümüyle -şimdilik- kapanışını yaptı. “Hated in the Nation” isimli bölümde kişisel nefret üzerinden söylemlerde bulunmanın yanı sıra, dizinin en sevdiği şey olan toplumsal vurgular üst düzeyde tutulduğunu da gördük. Geçtiğimiz sezonlarda yapımcıların ara ara vurguladığı “big brother” konseptinin genel olarak sezona hakimliği dışında en belirgin olarak da bu bölümde izledik. İşin içinde yine kendi çıkarları için halkın özgürlüklerinden, mahremiyetini yok sayan bir devlet profili, söz konusu kendi itibarı ve güvenliği olunca, seçmelerinin özgürlüklerini kısıtlayan hareketlerden kaçınmayan yöneticiler ve gelişmiş teknolojiyi her an “yarar”dan çok “zarar”a çevirebilecek insanların olduğu bölüm bir buçuk saatlik uzunluğuyla da tam bir sinema havasındaydı. O zaman detaylara geçelim hemen;

black-mirror-hated-in-the-nation-1

Sosyal Medyadan Ölüm İsteği #DeathTo

Bir ölüm ile başlıyor bölüm. İnternet yazarlarından bir kadın, belli ki dikkat çekmek adına toplumun hassasiyetine dokunan bir yazı yazıyor. Ertesi gün ise ölüyor. Bu olayı araştıran Karin Parke asıl karakterimiz. Uzun zamandır dedektif olan Karin deneyimi sayesinde bazı şeyleri kabullenen bazı şeyleri ise önemsemeyen yapısı hemen dikkat çekiyor. Yeni yardımcısı Blue ile birlikte olay yerini inceleyen Karin deneyimlerine dayanarak vakaya şekil veriyor ama Blue bu kadarı ile yetinmiyor.

Araştırmaya başlıyor ama gazeteciyi taciz etmek için hazırlanmış pasta dışında ellerinde bir ip ucu olmadığı için sıkışıp kalıyor. Pastayı gönderen kadın ise gazeteciden sadece nefret ettiğini, internetteki #DeathTo hastagiyle attığı birkaç tweet dışında ölümle bile tehdit etmediğini söylüyor.

Başlangıçta internetin ve bu hastagin önemini anlamıyoruz tabii. Fakat Blue önceden siber suçlarda çalışmış bir polismiş, o yüzden olayın internet/sosyal medya kanalını sürekli açık tutuyor ve oradan yol alarak ilerlemek istiyor. Çünkü Karin kendini bu alana kapatmış ve biraz deneyimlerinden biraz da bıkkınlıktan olayı daha basit düşünüyor.

Bu sırada ülkede pek sevilmeyen bir şarkıcı da garip bir şekilde ölünce işin rengi ortaya çıkıyor. Biz izleyiciler olarak ise “oha” demekten başka bir şey yapamıyoruz elbette.

black-mirror-hated-in-the-nation-2

Biri Bizi Gözetliyormuş

Hükumetin desteklediği arı projesi bölüm içinde ara ara söylenen bir şeydi. Nesilleri tükenmiş olan arılar yerine doğal sirkülasyonu devam ettirecek robot arılar üretilmiş ve normal arıların yapması gereken her şeyi yapıyor. Fakat tek bir farkla, robotlar yönlendirilebilir olduğunda birer ölüm makinesi haline gelebiliyor.

Cinayetleri arılar vasıtasıyla işlendiğini fark ettikten sonra üretici firmaya giden ikilimize CIA’den de bir kişi dahil oluyor. Böylece olayın ciddiyeti de bir tık artıyor. Üretici firmaya gidildiğinde ise daha kötü bir şey oluyor, tüm kovanların kontrolü kaybediliyor. Böylece resmen hacklanmiş oluyorlar.

Şimdi hastag olayına geri dönelim, zira sosyal medyada bu hastagi kullanarak ölmesini istenilen kişilerin yazılması devam ediyor. Blue sayesinde ise en çok ismi yazılanın öldüğünü anlıyoruz. Sosyal medyayı etkiden çok direk sonuç ile alakalı kılan bu olayı çözmek için artık dedektiflerimizin gücü sınırlı kalıyor. Çünkü öleceğini düşündükleri bir kişiyi -en çok hastagi almış- kurtarmaya çalışırken madalyonun diğer yüzünü de öğreniyorlar.

Yüz tanıma özelliği olan robotların devlet desteğinin alabilmesindeki en büyük etken, devletin istediği zaman kimsenin bilsigi olmadan istediği takibi yapabilecek olması gerçeğini öğreniyoruz. Biz kişisel özgürlükler, devletin yaptırımı gibi konuları düşünürken diğer yandan olayın bir üst basamağa çıktığını görüyoruz. Çünkü artık en çok nefret hastagını alan bir vali. Vali’nin olayın sonuçlarıyla karşılaşmamak için aldığını zannettiği akıl dışı önlem teklifleri eminim hepimiz için tanıdık gelecektir. Devlet-vatandaş ilişkilerinin suistimali üzerine düşünürken Blue bir şey fark ediyor ve olayın amacını çözüyoruz.

black-mirror-hated-in-the-nation-3

Nefret ve Sonuçları

Arkasında bir manifesto bırakan katil -bu sıfat ne kadar doğru emin değilim çünkü kimin öleceğine o karar vermiyor- amacını burada dolaylı yoldan anlatıyor ama hemen anlayamıyoruz. Çünkü Karin’ın da dediği gibi evet devlet bizi gözetliyor, evet devlet kaynaklarımızı ülkeyi korumak adına ahlaki olmayan yollara harcayabiliyor yeni bir şey değil bu. Fakat insan etkinin yeni olduğunu, manifestonun “sonuçlar” ile ilgili kısımdan anlıyoruz.

Ölümü isteyenlere kendi ölümleriyle karşılık verileceğini son ana kadar hiç bir şekilde fark edemiyoruz. Çünkü bunun sonuçları devasa boyutta olacak, kimse bunu düşünmek istemez. Ne var ki olay tıpkı manifestoda yazılanlar gibi oluyor, #DeathTo hastagini kullanan herkes yani birinin ölmesini isteyen herkes isteğinin bedeliyle karşılaşıyor ve ölüyor. İnanması güç, sindirmesi zor olan bu durum ise izleyiciye değer yargıları konusunda önemli şeyler söylüyor.

Bölümün sonunda olayı Blue’nin intahar ettiği izlenimi yaratılmış olsa da takıntılı dedektifimizin katili bulduğunu anlıyor ve bölümü bitiriyoruz. Bu bölümle de Black Mirror’un üçüncü sezonunu bitiriyoruz. Yaklaşık bir buçuk saat olan bölüm film havasında ilerliyor ve sezona bu şekilde bir nokta koyuyor. Sezonun genel havası itibariyle beklediğimiz kadar çok yeni bir şeyler söylemeyen Black Mirror bence hala “en iyi dizilerden birisi” ünvanını koruyor.