The Secret Circle | Dizi Kitap Karşılaştırması

CW’nin bu sezon yayına soktuğu Secret Circle L.J. Smith’in aynı isimli kitap serisinden uyarlama. Yazarı ayrıca Vampire Diaries’den de hatırlamak mümkün. Seri üç kitaptan oluşuyor. Henüz türkçeye çevrilmiş değil ancak Artemis Yayınevinin ilk kitap üzerinde çalışmalara başladığı biliniyor.
CW’nin senaryoyu oluştururken, serinin hayranlarını üzebilecek bazı değişikliklere gittiği  bilinen bir gerçek. Diziyi takip etmeyenler için kısa bir özet vermek gerekirse, Cassie (Britt Robertson) 16 yaşında, annesini kaza sonucu kaybederek Chance Harbor’a anneannesinin yanına taşınıyor. Bir anda etrafını saran diğer beş gençten de cadı olduğunu öğreniyor ve hikaye başlıyor.
Belki göze en fazla çarpan fark kitapta farklı ailelere mensup on iki genç anlatılırken, dizinin bu sayıyı altıya indirmiş olması. Romanda; bahsi geçen on iki ailenin Salem’de yaşanan cadı avından kaçarak, New Salem’e taşındığı anlatılıyor. Senaristler New Salem’i de Chance Harbor’a çevirerek değişimi devam ettiren ikinci bir adım atıyor.

İzleyicilerinin en merak ettiği konulardan birinin Adam (Thomas Dekker) -Cassie ilişkisi olduğu aşikar. Dizide ikili Adam’ın babasının sahip olduğu lokantada tanışıyorlar. Oysa roman burada daha güzel bir giriş yapmış. Hikayenin aslında Cassie annesiyle tatildeyken, Adam’ın kendisini kovalayan silahlı insanlardan kaçmasına yardım ediyor. Adam’ın kendisi gibi -cadı- olmayan birinden aldığı ilk yardım bu olduğundan, jest olarak karşılığında kıza şekli güle benzeyen akikten bir taş veriyor. Ayrılmadan evvel ismini söylemese bile elini öpüyor ve ne zaman yardıma ihtiyacı olursa, taşı tutarak kendisini düşünmesini söylüyor. Aynı zamanda gençler bu konuşmayı yaparlarken, gümüş bir iple birbirlerine bağlı olduklarını görüyorlar. Cassie hayal gördüğünü düşünerek, Adam ise ne anlama geldiğini bilmediğinden durumu görmezden geliyor.
Sadece tanışma kısmı değil, ilişkilerinin gelişimi ve Diana’nın (Shelley Hennig) resme girmesi de oldukça farklı gelişiyor. Tatilden dönerken annesi Cassie’ye taşınmaya karar verdiğini ve eve değil anneannesine gittiklerini haber veriyor. Cassie yeni okuluna alışmaya çalışırken, Faye (Phoebe Tonkin) ve yandaşçıları (karakterlerin çoğu dizide olmadığından isimler pek önemli değil) Cassie’yi nerdeyse kırılma noktasına getiriyor. Diana bu esnada kendisinin kurtarıcısı oluyor. İlk kitabın ortalarına kadar Adam’dan bir daha haber alamıyoruz. Sonrasında ise, aralarındaki çekimi fark eden çift Diana’yı kırmamak amacıyla bir daha yalnız kalmayacaklarına dair söz verip kan yemini ediyorlar. Üçüncü kitabın sonuna kadar da Adam-Diana ikilisi ilişkilerine devam ediyor ve Cassie onları uzaktan izlemekle yetiniyor. Bana sorarsanız, kitabın sonu pik yapmaktan uzak. Çiftin sonunda birbirine kavuşmuş olması ise, renksiz bir şekilde anlatılmış. Belki dizi bu noktada hikayenin aslından sapmakla iyi etmiş olabilir.
Dizide olup kitapta olmayan karakterlere gelirsek, hikaye anlatılırken çocukların ailelerinden hemen hemen hiç bahsedilmemiş. Nick’in (Louis Hunter) bilindiği gibi iki ebeveyni de vefat etmiş. Dizidekinin aksine Adam’ın da öyle. Faye’in annesi veya Diana’nın babası ise, yeni bir cadı meclisi aramıyor. Yani hikayeyle uzaktan yakından ilgileri yok. Secret Circle’ın ilk kitabında Cassie’nin annesinin neden taşınmaya karar verdiği açık olmasa da karakterin seri boyunca yaşadığını belirtmekte yarar var. Yine de yatmak dışında birşey yaptığını görmüyoruz. Yaşça daha büyük olanlara gelirsek, Cassie’nin anneannesinin yol gösterici konumunda olduğunu kabul edebiliriz. İlerleyen zamanlarda onun jenerasyonundan yardım alındığı da bir gerçek. Spoiler vermeden onlar hakkında ancak bu kadarı söylenebilir. Dizideki Mellissa (Jessica Parker Kennedy) karakterinin kitapta olmadığını da söylemek gerek. Yapımcıların Vampire Diaries’in Caroline’ı gibi bir iki karakteri bu oyuncuya yükleyeceklerini tahmin ediyorum.
Buna benzer bir başka karakter de diziye cadı avcısı konsepti ile giren Jake Amstrong (Chris Zylka). Romanda Nick’in bir ağabeyi olmadığını söylememe bilmem gerek var mı? Kitaplarda cadı avı da temel konular arasında değil. Salem’den bahsedilirken, cadı avı gündeme gelse de, topluluğun güçlerinden korkan bir iki lise kabadayısı dışında bir oluşumdan bahsetmek yanlış olur. Yani birileri gemilere binip cadıları avlamaya gelmiyor. Cadı avcılarının dizide peynir ekmek gibi tükenmesinin bir nedeni de bu olsa gerek. Dizide Cassie’nin lise arkadaşını oynayan Luke da bu bahaneyle öldürülerek senaryonun dışına çıkarılıyor.
Ancak Jake’in diziye sokulmuş olması sadece hareket katmak için değil. Bu da bizi bir başka konuya getirmekte. Nick’in serinin beşinci bölümünde öldürülmesi ile birlikte, kitapta ona yüklenen karakteri bir başkasının götürmesi gereği ortaya çıkıyor. Nick ve Cassie arasındaki yakınlaşma, Nick’in kendini hem cadı meclisinden hem de diğerlerinden soyutlaması, meclisteki diğer erkeklere göre daha kötü bir imajı olması vs. gibi. İşte bu açık Jake’in gelişi ile bir nebze de olsa kapatılıyor. Şimdilik eksik olan altı karakterin de ilerleyen bölümlerde benzer yollarla senaryoya eklenmesi mümkün.
Faye, Diana, Nick ve tabii Adam’la Cassie’nin karakterleri kitaplarda detaylı resmedilmiş. Ancak dizideki karakterler asıllarından oldukça farklı. Fikrimi sorarsanız, Cassie çekingen, sessiz, kendine güveni olmayan bir kız. Diana’ya olan bağımlılığı da bu özelliklerinde yatıyor. Diana olmadan, değil cadı olduğu gerçeğiyle normal bir lise hayatıyla bile başa çıkamayacak bir karakteri var. Anlayacağınız dizideki dominant ve ayakları üzerinde duran kızdan eser yok. Diana kitaplarda çok çok iyi bir insan olarak tanımlanırken, Faye onun tam tersi. Sık sık beyazla siyah, ışıkla karanlık gibi zıt ifadeler kullanılmasının nedeni de bu. Faye son ana kadar hangi safta olduğunu seçmede zorlanıyor ve güce olan tutkusu onu beklenmedik yollara sokuyor. Nick’e gelirsek, dizideki Nick’tense Jake’in aslını daha iyi yansıttığını düşünüyorum. Çünkü Nick ancak ikinci romanın sonlarına doğru  birileriyle “gerçekten” ilgilenmeye başlıyor. Ondan önce topluluk onun için sırtında bir kambur olmaktan öteye geçmiyor.
Dizinin karakter gelişiminin berbat olduğunu düşünenlerdenim. Altı kişilik bir topluluk olmalarının senaryoda yarattığı sıkıntılardan biri diyebiliriz. Fazlasıyla gri karakter varken, kimse ne çok iyi ne de gerçekten kötü. Dizideki karakterlerin hiçbiri ne fazla dürüst ne de yalancı, hiçbirinin yetenekleri diğerlerine baskın değil. Bence yapımın iyi kategorisine girmeme nedeni de bu güvenli çemberden çıkmayışı. Ayrıca witchcraft’la ilgili Gölgeler Kitabı, bitkiler ve kristaller haricinde bir vurgunun olmaması sadece serinin okuyucularını değil, izleyicilerini de hayal kırıklığına uğratıyor.
L.J. Smith‘in romanlarını okuduktan sonra benim için merak konusu olan okulda topluluk ve normal insanlar arasında yaşanan gerilimin, ilerleyen bölümlerde seyirciye nasıl anlatılacağı. Şimdilik çocukların okul hayatları hakkında neredeyse hiçbir şey görmedik. Diğer öğrencilerle olan gerginliklerine ilk bölümlerde çok az yer verilse de, konu  daha ziyade karakterlere alışana kadar seyirciye sunulan bir oyalama gibiydi. Senaristler bu konuya girmekten kaçınırsa, okuyucular için sadece başlangıç değil, sonda da süprizler olacak demektir.
Yazar arkadaşlarımdan biri diziden pek hoşlanmasa da, orjinal hikayeyi merak ettiğini söylemişti. Dizinin başarısızlığı hikayeden mi yoksa senaryodan mı kaynaklanıyor diye merak ettiğini düşünüyorum. Bana sorarsanız, hikayenin aslı da oldukça sıradan. 1992 yılında yayınlanmaya başlamasına rağmen roman, Alacakaranlık serisi gibi genç aşkı üzerine kurulu. Bu da vampir, cadı vb. sıfatlar duyduğunda daha karanlık, karmaşık ve belki de biraz olgun hikayeler bekleyenler için yetersiz kalmasına neden oluyor. Dizinin hikayenin aslına sadık kalmayışı, kurtuluşuna neden olabilir mi derseniz, izleyip görmemiz gerekecek.

Yazar Notu. Dizinin iptalinden sonra yazılan yazıma buradan ulaşabilirsiniz.

Ayca Ozbay

birdizihaber baş editörü

Önceki Yazı

South Park 2016’ya kadar (5 Sezonluk) Onay Aldı!

Sonraki Yazı

Malcolm in the Middle | Nostalji