Yabancı dizi izleme bir hobiden ziyade bir tutkudur, bunu yıllardır söylerim. Yaşım az olsa da daha Cine5’te Sex and the city ile başladım bu tutkuya. İşte o zamanlardan bu zamanlara, ingilizce bilgisi olmayan birisi olarak en büyük yardımcım altyazılar oldu. Her zaman merak etmişimdir, nasıl oluyor, nasıl yapıyorlar diye.

Zaman hızla aktı, artık dizileri internetten indirir olduk. Televizyonda sadece merak olan altyazı şimdi bir zorunluluk oldu.

İndirdik iyi güzel peki şimdi bunu nasıl izleyeceğiz? İşte bu noktada çevirmen grubu olaya katılıyor.

Geçtiğimiz günlerde Cem(eşekherif) ile bir röportaj yapmıştık. Bu sektörün en ağır işini yapan kişilerle röportaj yapmaya devam edelim dedik ve tabii ki ilk gideceğimiz kapı bu çevirmen dünyasının kraliçesi nazo82’ydi.

 

Kendisi bizi kırmadı ve sorularımıza çekinmeden en samimi haliyle cevap verdi. Kendisi hakkında yazıda da bol bol bahsedeceğim üzere internet üzerinde bilgi az. Tanıyan sadece divxplanet forumdan tanıyor. Biz de biraz özel, biraz işten konuştuk. Uzatmadan soru cevap kısmına geçiyorum. Yoğun temposu içinde bizi kırmadığı için nazo’ya tekrardan teşekkür ediyoruz.
         nazo82 olarak uzun zamandır evlerimize arz-ı endam ediyorsun. Ama hepimiz merak ediyoruz. Kişisel olarak ilk How I Met Your Mother altyazılarıyla tanıdım seni. Kısaca özetlemek istersen; kimdir nazo82?
Selamlar öncelikle. Nickimden de belli olduğu üzere 1982 doğumlu, tanımadığım birçok insanla tek kelime bile etmesek de bir bağ kurabilmemi sağlayan çeviri işine uyku sorunu ve sinema sevdası yüzünden başlamış, tohuma kaçmasına rağmen hâlâ üniversiteyi bitirememiş ve birçok insan gibi sevmediği bir işte çalışan bir garip bademim.
–          Süregelen zamanda onlarca sevdiğim dizide ismini görsem de hakkında internette bilgi bulamadım. Bu kadar altyazı olarak aktif birisi neden sosyal medyada çok az bilgisi var?
Sosyal paylaşım sitelerini ve kendimi “satmayı” pek sevmediğimden galiba. Normalde de Facebook hesabı kullanmam mesela. Aslında bana cidden ulaşmak isteyenler bunun ne kadar kolay olduğunu biliyor ve ulaşıyor da zaten. J
 
–          nazo82’nin senin için önemli bir nick olduğunu biliyoruz. Özel bir anlamı var mı? Neden nazo82?
Aslında benim için tek önemi bu nick’le tanınmış olmam ve bu yüzden de değiştir(e)memem. Bu nicki  7-8 sene önce girdiğim bir forumda öylesine seçmiştim fakat daha sonra forumda kalıcı olunca ve ardından çeviri işinde de bu nicki kullanmaya devam edince üstüme yapıştı kaldı diyebilirim. “Benim zamanımda” böyle nickler çok kullanılırdı, nazo82_f_ist_camsiz_seviyesiz ekolünden geliyor yani. Basit bir nick olduğu için insanlarda ilk etapta “çeviri kesin kalitesiz çıkacak” duygusu oluşturduğunun farkındayım ama yapacak bir şey yok, seviyorum ben arabesk nickimi. J
 
–          İsim konusu, zamanında benim de dahil olduğum bir kitle ekşisözlük’te uzun süre isim tartışması dahi yaptı. –ben öğrendim gerçi ama- Şimdiye kadar onlarca isim paylaşma imkânın, kendini tanıtma imkanın olmuştur mutlaka. Ve belli ki ismini vermek istemedin. Şimdi pat diye ismin ne demeyeceğim tabii ki. Merak ettiğim ismini neden paylaşmak istemediğin.
Dediğim gibi kendimi veya ismimi gizleme gibi bir uğraşım yok ama bununla beraber kendimi tanıtma gibi bir amacım da olmadığı için olaylar böyle gelişti. Adımı söylememde bir mani yok yani; ismim tersten yazılmış Ozan değil, Nazlı’dır. J “Nazo” da yakın çevremdeki  çoğu kişinin bana hitap şekli oluyor.
 
–          Altyazı soruları zaten malumun, sırada bekliyor. :) ben bunun dışında Nazo’nun nasıl bir hayatı var bunu merak ediyorum. Özel sınırları aşmamak şartıyla sosyal yaşamın nasıl? Zira yaptığın işleri takip etmeye çalışarak yoruluyoruz, sen bunları hazırlamaktan yorulmuyorsun. Nasıl yetişiyor bu kadar iş?
Bunlara yetişebilmemin en büyük sebebi çoğu günü 24 saat yaşamam; yani 6-7 sene önce başlayan  uyku sorunum. Çok eksantrik bir sosyal yaşamım yok. Birçok kişi gibi sabah işe giden, boş vakitlerini yakın arkadaşları ve bolca kuzeniyle geçiren, sinemayla ilgili her türlü şeyle ilgilenen sıradan biriyim. 
 
–          Mona & Nazo ikilisine değinmek istiyorum. Biraz geçmişe gidersek warez sitelerden bu yana ortak olduğunuzu ve zamanla efsane bir ikili olduğunuzu gördük. Ne zaman başladı bu ortaklık ve ne zaman bitti? Neden bitti?
Yılını hatırlamıyorum ama çeviri işinden önce MONA’yla bir warez sitesinde tanışmıştık seneler önce. Orada da işim gücüm dizi linki paylaşmaktı zaten. Daha sonra kendi warez sitemizi kurduk ve MONA’nın teşvikiyle birlikte çeviri işine girdik. Bitmesinin tek sebebi MONA’nın çoluk çocuğa karışması gereken yaşta hâlâ okulunu bitirememesi  ve çeviri işine artık vakit ayıramaması. J Aramızda bir sorun yok yani, Hung çevirilerini de birlikte yapıyoruz hâlâ.
 
–          Cnbc-e ile de geçmişte bir ilişkin olduğunu görüyoruz. O ilişki ne durumda? Yani anladığım kadarıyla profesyonel olarak yaptığın bir işmiş. Şu an profesyonel olarak ne işle meşgulsün?
CNBC-e’yle olan alakam, zamanında sıkı bir izleyicisi olduğum için birkaç arkadaşımla birlikte CNBC-e izleyicileri için bir site kurup dizi-film muhabbeti yapmaktan ibarettir. Daha sonra forum kısmımıza bir de ana sayfa ekleyip dizi haberleri işini daha da geliştirince CNBC-e kanalı bize manevi olarak destek oldu, bülten vs. gönderdi, hepsi bu. Herhangi bir profesyonel çalışma veya maddi gelir yok yani. Siteye de uzun zamandır alaka gösteremiyorum zaten. Profesyonel olarak muhasebe işiyle ilgileniyorum. Evet, çok sıkıcı.
 
–          Açık söylemek gerekirse kişisel olarak kimse seni tanımıyor. Ama Türkiye’de biraz dizi-film kültürü olan birisi için bile aileden birisi gibisin. Bunu neye borçlusun? Mütevazı bir kişilik olduğun malum, ama nasıl böyle bir etki yaratabilir ki? Kime sorsam nazo82’yi tanımayan yok, bu kadar sosyal alemde kendisini sadece altyazı ile ifade eden birisi nasıl böyle bir etki yaratır?
Öncelikle çok teşekkür ederim, estağfurullah. Mütevazılıkla kibir arasında çok ince bir çizgi var aslında, umarım bu tavrım yüzünden kibirli görmez kimse beni ama dediğim gibi kendimi “satmayı” bir türlü sevemedim, istemedim.  O şekilde bir çabayı da beyhude buluyorum. Çevirmeye söz verdiğim dizileri veya filmleri bugüne kadar büyük bir mani olmadıkça hiçbir zaman bırakmadım; samimi gelir mi gelmez mi bilemem ama “alttan yazı geçsin yeter” mantığında olmayan ve izlemeye başladığı çevirmenle (özellikle dizi izleyicileri için geçerli bu dediğim) devam etmek isteyen arkadaşlara karşı üzerimde bir sorumluluk hissediyorum. Bazen canım zerre çeviri yapmak veya bilgisayar başında saatler harcamak istemese de bekleyen kişiler olduğunu bildiğim için kendimi zorladığım çok oluyor. Bunun mükâfatını da dediğiniz şekilde alıyorum sanırım.
 
–          Son zamanlarda ortağın olarak gördüğümüz Shagrathian’ı da unutmamak gerek. Kendisiyle nasıl tanıştınız ve bu ortaklık nasıl başladı?
Shagrathian’ı -başka bir çok sevdiğim çevirmen arkadaşım- congman vasıtasıyla tanıdım. Sonrasında yaptığımız çevirilerde güzel bir uyum tutturunca da çeviri üstüne çeviri alır olduk birlikte. Gerisi malum zaten. Tabii onunla iletişimimiz çeviri işinden veya çeviri ortaklığından ibaret değil; özel hayatımızda da sık sık görüşürüz. Yakın olduğum nadir insanlardan biridir, buradan el sallıyorum ona.
 
–          Biraz daha teknik bölüme gelmek gerekirse; malum hepimiz altyazıların ile tanıyoruz. Dexter , Modern Family, How I Met Your Mother, The Walking Dead, Nip/Tuck ve Shameless gibi dizilerde gördük seni. Genel itibari ile kablo kanalı dizileri, yani her kesime hitap etmeyen, özel bir izleyicisi olan diziler bunlar. Film çevirilerin de aynı. Yani popülerin etkisinde kalmadan, nokta atışlar. Bunları kararını nasıl veriyorsun. “Bu diziyi çevirmeliyim” aşamasına nasıl geliniyor?
Küçükken izlediğim her filmden etkilenirdim, her film “hayatımın filmi” olurdu. Fakat daha sonra film kültürüm geliştikçe çoğu şeye burun kıvıran kıl bir tip oldum. Nedeni de sözlerimden belli olduğu üzere çok fazla film-dizi izlemem. “Popüler olan her şeye karşı olmazsa ölecek hastalığı”na yakalanmış değilim çok şükür ama çevirdiğim birkaç dizi dışında diğerleri az kişi tarafından izlenir ama izleyicisi sağlam olur genelde. Film seçmem dizi seçmemden daha kolay. Çünkü sevdiğim yönetmenler, senaristler ve oyuncular çok bellidir. Gözü kapalı şekilde “ben bunu çeviririm” derim. Tabii istediğim bir çok filmi çeviremiyorum, o ayrı bir sorun. J Diziler içinse kanalına, oyuncularına ve özellikle de konusuna bakarım. Bunlar ilgimi çekiyorsa ve devam edebilme potansiyeli görüyorsam “bu diziyi çevirmeliyim” aşamasına geliyorum zaten.
 
–          Çevirmenlerin en büyük derdi olarak argoya değinmek istiyorum. Özellikle kablo kanalı dizileri ve filmlerde argo bir dil kullanılıyor. Üstüne bolca küfür var oluyor yapımın gerçekçiliği için gayet doğal olarak. Peki bunlar çeviri yaparken seni zorluyor mu? Bu konuda çok çevirmenin “çok küfürlü çeviriyor, ailecek izleyemiyoruz” gibi saçma tepkiler aldığını biliyorum. Bir ara Cem’in (eşekherif) bundan nasıl mağdur edildiğini dakika dakika canlı olarak tanıklık ettim. Bu konuda ne söylemek istersin? Çeviriler televizyonlarda gördüğümüz gibi gerçekçiliğin önünü keserek daha ulusal kanal seviyesine mi getirilmeli yoksa olduğu gibi mi kalmalı?
Bu tutumlar karşısında Chris Crocker’ın “Leave Britney Alone” videosu gibi bir video hazırlayıp “leave çevirmenler alone” diye ağlayacağım bir gün. Argolu-küfürlü çevirmek diye bir şey yoktur, olduğu gibi çevirmek vardır. Kadın orada “fuck me in the ear” derken ben bunu “kulağımı ters tuttum” diye mi çevireyim? “Şurada küfür yazayım da millet gülsün ehu ehu” diye bir tavıra girmiyorum, girmiyoruz. Ha bunu yapan varsa bir elin parmaklarını geçmez bence; onlar yüzünden hepimize yüklenilmesi haksızlıktır. Çeviri işini profesyonel olarak yapan arkadaşlardan da her zaman duyduğumuz gibi adamlar buna mecbur olduğu için öyle çeviriyor. O şekilde sansürlü çevirmezlerse kanal kapanır, işlerinden olurlar vs. Onların da bu durumdan hiç hoşnut olduğunu sanmıyorum zaten. Küfür eden ben değilim, misal Debra Morgan’dır. Bu farkın anlaşılamaması bana çok garip geliyor. Orada tabiri caizse ana avrat düz gidilirken çeviren kişi bunu olduğu gibi değil de yumuşatarak çevirirse benim seyir zevkimi tamamen bozmuş olur yalnızca. Tek çareyi bu tip yorumlara gözlerimi yummakta görüyorum, yoksa içinden çıkılacak bir şey olmadığı için sinirlendiğimle kalıyorum maalesef. Ne deniyorsa, olduğu gibi çevirmeye devam edeceğim ben.
·         Mesela uzunca bir film çeviriyorsun, binlerce insan gelip bunu divxplanet üzerinden indirip gidiyor. Bu biraz bencilce gelmiyor mu ? –belki istemiyorsun ama—yaptığın işin  takdir edilmediğini görmek diğer işlerde seni nasıl etkiliyor? Yani indir-kaç kitlesi seni ne kadar etkiliyor? Yani bazı yerlerde tamamen gönüllü olarak yaptığını söyledin bu işi. Gönüllü yapılan bir iş için zor davranışlar değil mi bu bahsettiğim?
“Yaptığım işin takdir görmesi umurumda değil” gibi bir şey dersem taş olurum herhâlde, isterim tabii niye istemeyeyim. Bu işi tamamen gönüllü olarak yaptığımı ve bugüne kadar yaptığım çevirilerden hiçbir maddi kazancımın olmadığını tekrar tekrar belirterek devam edeyim. Bu tavır tabii ki hiçbirimizin hoşuna gitmiyor ama elden de bir şey gelmiyor maalesef. Artık öyle bir duruma geldi ki dizi çeviri başlığına girip bölümü çevirdiğini beyan etmeden kimse ana sayfada görüp teşekkür etmez oldu. Haftalık çevirdiğimiz kaç dizinin forumdaki başlıkları sayfalarca geriye gitmiştir öyle. Birkaç arkadaş vardır ama, teşekkürünü hiç eksik etmez, biz vermemişsek o gider ana sayfadaki altyazı linkini verir başlıkta, her hafta çeviri sayfasının yorum kısmında iç açıcı şeyler yazar, başka sitelerde yorum yapar; onların yeri bende çok ayrı açıkçası. Çoğunun nicki aklıma kazınmıştır. Bu söylediğim arkadaşlar ufak bir azınlık olsa da, ezici bir çoğunluk olan indir-kaç kitlesinin çirkinliğini örtebilecek kadar moral veriyorlar işte. Sağ olsunlar.
 
–          Büyük bir film ve dizi kültürün olduğu çok belli. Tumblr sayfanda yazdıklarından bile bu görülebiliyor. Ne zaman başladı bu dizi film kültürü aşinalığı?
Estağfurullah diyeceğim yine. Mini mini zamanlarımda babam bizi istisnasız her hafta sinemaya götürürdü. Elimize frigomuzu, mısırımızı ve colamızı verip çıkardı ve film bitiminde gelir alırdı. Ben her hafta çarşamba gününün gelmesini beklerdim, yani sinema günümüzü. O zamanlardan beri sinemaya karşı büyük bir sevgim var. Ortaokul-lise zamanlarımda bile bütün harçlığım sinema bileti ve film cdlerine giderdi. Tabii o zamanlar orijinal DVD alacak param yoktu, film başına 2 lira alan korsan CD’cimizin en gözde müşterisiydim. J Dizi sevdamsa 80’lerin dizilerini saymazsak CNBC-e’nin açıldığı zamana tekabül ediyor, yani benim liseden mezun olduğum zamana. O günden sonra da film sevdamın üzerine dizi sevdam eklenmiş oldu. Tabii tek amacım Sinema-TV okumakken gittim işletme okudum-okumaya çalıştım, o da ayrı bir acımdır.
 
–          Bir sıralama yapmanı istesek; şimdiye kadar çevirmekten en zevk aldığın yapım hangisidir?
Benim için How I Met Your Mother’ın ve Dexter’ın yeri ayrıdır. Dexter’ın replikleri sebebiyle çevirisinden büyük zevk alıyorum, HIMYM ise ilk göz ağrım, manevi bir durum söz konusu. J Ama bunlar dışında bugüne kadar çevirmekten en zevk aldığım yapım The King’s Speech oldu.  Bir hayli zor bir çeviriydi ve çok yoğun-yorgun bir zamanımda biraz burnumdan gelerek bitirdim. Birlikte çeviri yaptığım arkadaşlarımdan biri olan Ruthless’ın da büyük yardımları sayesinde en gurur duyduğum çevirim o olmuştur. Çeviri yapan kişilerin, çevirisini yaptıkları yapımları sanki kendi çekiyormuş gibi bir tavıra girmesinden pek hoşlanmıyorum fakat The King’s Speech Oscar alırken biraz tribe girdiğimi de itiraf edeyim. J
 
–          Yine sıralama ile devam etmek gerekirse. En beğendiğin diziler hangileridir?
“hayatımın dizileri” diyeceğim üç dizi var: Millennium, Carnivale ve Beauty and the Beast (Aslan Adam Vincent). Onların dışında çevirdiğim tüm dizileri seviyorum zaten ama onlardan da Dexter’ın yeri ayrıdır. Breaking Bad’i çok severim. Şu an yayınlanan komedi dizileri arasında Modern Family üstüne tanımam. Biten dizilerden Six Feet Under’ın ve Monk’un da yeri çok ayrıdır mesela. O kadar çok var ki hangi birini yazayım şaşırdım inanın, sözlerime daha fazla devam edemeyeceğim. Tabii ki bir de Friends gerçeği var. Onun da yeri çok başkadır tabii, ATV’de yayınlandığı zamanlar bile izlerdim. Bu işlerle alakası olmayan annemin bile izlediği tek yabancı dizidir. Efsane o, yerine o tarzda bir dizi gelmesi mümkün değil.  J

 
–          Dediğim gibi hakkında fikrim sadece divxplanet forumlarındaki konuşmalarımız ve ortak çevremizden ibaret. Tam olarak emin olamamakla birlikte soruyorum: Altyazı işini profesyonel olarak yapıyor musun? Yani şimdiye kadar çevirdiğin bir altyazıdan gelir elde ettin mi?
Altyazı işini profesyonel olarak yapmak isterdim ama yapmıyorum. Yaşım geçmemiş olsaydı ve kendimde o gücü görmüş olsaydım kesinlikle mütercim tercümanlık okurdum ne yapıp edip. Çeviriden tek kazancım mütercim tercümanlık bölümünde okuyan Ruthless’ın profesyonel çevirilerinin birkaçına yaptığım ortaklıktan ibarettir. 5-6 çeviriyi geçmez o da.
 
–          Çevirmen  kimliğinden sıyrıldığında neler yapıyorsun. Yani bu biraz kamuoyunu aydınlatmak için sorulmuş bir soru. nazo82 altyazı ile ilgilenmediği zamanlar, normal hayatında neler yapıyor?
Başlardaki sorulardan birinde de dediğim gibi, normal hayatım gayet normal. J İşe gidip gelme, arkadaşlarla vakit geçirme, film izleme vs. diye sıralayabileceğim gayet sıradan şeyler.
 
–          Sanırım çevirmen kimliğinden bolca bahsettik. İzleyici olarak sormak gerekirse; en aktif olduğun diziler Dexter ve How i met your mother gidişatları hakkından neler düşünüyorsun? Dexter zaten her sezon üstüne koyarak gidiyor, ancak How I Met Your Mother tarafında bir form düşüşü söz konusu. Özellikle ben How I Met Your Mother çevirisini ısrarla sürdürmene şaşırdım, zira tarzın olan bir dizi değil gibi geldi devamlı. Belki yanlış bir düşünce ama görüşünü merak etmiyor değilim.
HIMYM çevirmiyor olsaydım sanırım ben de çemkirip duran kitleden biri olacaktım ama dediğim gibi HIMYM benim ilk göz ağrım, onun yeri bende çok ayrı. Düşüş olduğu bir gerçek, bölümlerin çoğu skeçlerden oluşuyor gibi geçiyor ama HIMYM benim için sıradan bir dizi değil işte. Nasıl şu an Lost’tan bir kare görünce sanki yıllardır göremediğim ve çok özlediğim birini görmüş gibi şapşalca bir duygusallığa bürünüyorsam, bir gün HIMYM bittiğinde de ağlayacağıma eminim. J Senelerdir çevirdiğim için artık karakterlere çok yakın hisseder oldum; onlar benim için Ted salağı, Robin kaşarı, Barney abazası, Lily sapığı ve Marshall ebeşidir. Bugün bütün çevirilerimi bıraksam bile HIMYM’ı  ve Dexter’ı bırakmam çok zor. Dexter’ın gidişatından da çok memnun değilim ama tabii bir HIMYM kadar değil. Geçen sezonki büyük hezimetten sonra bu sezonki konusu ve gümbür gümbür gelişinden daha umutluydum ama bu sezon da henüz” işte budur!” dedirtmedi. Merakla son 2 bölümü bekliyorum. Yine de dip not olarak; Dexter’ı sırf replikleri için bile izlerim ben, orası başka.
 
–           İnternet başında neler yaparsın? Zamanını harcama şeklin nedir? Ayrıca Divxplanet hakkında neler düşünüyorsun, sonuçta burası bir evrense, en önemli galaksisi sensin.
Yok canım, estağfurullah. Divxplanet çok geniş bir yer, sırf çeviri konusunda değil, sinemadan tutun hayatın her alanıyla ilgili birçok şey bulabiliyorsunuz. Orayı ayakta tutan birçok kişi var yani. Sıkı bir forum takipçisi değilim ama çeviri konusunda Divxplanet’in sağladığı yararlar tabii ki tartışılmaz. Bu kadar çok insana ulaşabilmemiz için mükemmel bir aracı öncelikle. Herkesi memnun etmeleri elbette imkânsız ama ben gayet memnunum. İnternette takip ettiğim birkaç site var; Twitter, mubi.com ve ekşi sözlük gibi. Bunun dışında dizi ve film haberlerini sıkı takip ederim. Tipik olarak MSN’de arkadaşlarımla konuşabiliyorsam konuşurum. Onun dışında çeviri yaparak geçiyor zaten. J.
 
–          Son olarak Twitter’da ve yeni oluşan ekibiyle Dizi Haber’i biliyor veya takip ediyor musun? 1,5 senedir kendi yağında kavrulan bir ekip olarak elimizden geldiğince sizlerin destek kuvveti olarak çalışmaya devam ediyoruz. Peki sizin tarafından biz nasıl gözüküyoruz?
Dizi Haber’i biliyorum tabii. Geçen seneye kadar sıkı bir takipçisi değildim ama bu sene daha çok bakıyorum açıkçası. Mütevazı her insana, her oluşuma karşı sevgim-saygım var; sizlerde de bunu gördüm. Kendini bilen, heyecanını kaybetmemiş, dinamik ve düzeyli bir ekipsiniz. Ayrıca sayfa düzeniniz ve kullandığınız renkler çok hoş, insana “sıkışmışlık” hissi vermiyor. Başarılarınızın devamını diliyorum.
 
–          Tekrardan bizlere bu fırsatı verdiğin için teşekkürü borç olarak görüyoruz. Gerçekten bol bilinmeyenli bir insan olarak belki bu yazı çok sevdiğimiz nazo82’yi daha iyi tanımamızı sağlar.  Çok çok teşekkürler, başarılarının devamını diliyor, takipte olduğumuzu bilmeni isterim.
Asıl ben çok teşekkür ederim güzel sözleriniz ve verdiğiniz değer için. Başınızı şişirdiysem kusura bakmayın. Tüm ekibe sevgiler.
 
 
 
Hazırlayan: Kamil Akar
Verdiği samimi cevaplar ve her röportaj dışı sorumuza bıkmadan usanmadan cevap verdiği için nazo’ya(artık nazlı diyebiliriz sanırım) sonsuz teşekkürler.

Kamil Akar

Önceki Yazı

Bag of Bones – Bir Stephen King Uyarlaması | Tanıtım

Sonraki Yazı

Vampir Dizileri | Derleme