Pınar Batum ve Begüm Özdemir Hakkında Her Şey | Röportaj

Çevirmenler her zaman dizi piyasasının içinde en parlak isimlerdir. Bir diziyi benimsemek ve hayatını onun yayınlanmasına göre kurmak kişi için çok büyük bir iştir. Bu büyük olayı layığı ile yerine getiren dostlarımızın ise bizde yeri çok ayrıdır.
Biz de bu değerli dostlarımızla röportajlarımıza devam ediyoruz. Daha önce Nazo82 ve Eşekherif ile röportajlar yapmıştık. Şimdi ise olmazsa olmazlarımızdan Pınar Batum ve Begüm Özdemir ile karşınızdayız.

Bu bölümümüzde beyaz camın fenomeni, son yılların hakkında en çok konuşulan, yazılıp, çizilip, teoriler üretilendizisi olan Lost’un, ayrıca daha bir çok dizi-filmin çevirmeni Pınar Batum ve dizi-film çevirisi dendiğinde akıllara ilk gelen çevirmenlerden Begüm Özdemir(miserym) ile hakkında merak edilenleri konuşacağız.

Yazı çok uzun olacağından zamanınızı almadan bir an önce soru cevap bölümüne geçiyorum. Kendilerine sorularımıza cevap verdikleri için teşşekkür ediyoruz.

Öncelikle ortak sorularla başlayalım.

-Öncelikle merhabalar Pınar ve Begüm. Bizlere ve okuyucularımıza biraz kendinizi tanıtmakla
başlayabilir misiniz?
Begüm: Merhabalar, 1982 İstanbul doğumluyum. 2005’te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi
Ekonometri bölümünden mezun oldum. Asıl mesleğim İhracat Uzmanlığı. Bunun dışında Öteki
Sinema’da yazarlık yapıyorum. Büyük bir Stephen King ve Queen hastasıyımdır.
Pınar:73 İstanbul doğumlu, grafik tasarım mezunuyum. Tam bir sinema ve müzik tutkunuyum.


-Uzun zamandır ismin duyduğumuz çalışmalarını takip ettiğimiz bir ikili olarak miserym ve pınar
ne zamandır bir birini tanıyor? Nasıl tanıştı?
Begüm: Bizim tanışmamız Divxplanet sayesinde oldu. Ben zaten Pınar’ı Lost çevirileriyle tanıyordum,
sonra tesadüfen “Ben neden çeviri yapmıyorum ki?” sorusunu kendime sorunca birden kendimi
divxplanet’te, sonra da Pınar’la arkadaş olarak buldum.
Pınar: 3 yıldır tanışıyoruz sanırım. Divxplanet’te tanıştık.


-Birbirinizi tanımadan önce birbiriniz hakkında ne düşünüyordunuz?
Begüm: Açıkçası ben insanlara hep biraz mesafeyle yaklaşan biriyimdir. Tanımadan önce de hep
içimden “Acaba nasıl biridir, burnu havada mıdır, soğuk mudur?” diye düşünmedim değil. Ama
tanışınca tam da benim kafamdan biri olduğunu anladım. Herkesle kolay anlaşamayan biri
olarak Pınar gerçekten de fazla bir çaba harcamama gerek duymadan, hatta yeri geldiğinde
telepati kurarak bile anlaşabildiğim dostlarımdan biri oldu.
Pınar: İnternet ortamında tanıştığınız insanlar için başlarda çok kesin fikirlere varmak zor. Şahsen
tanıştıktan sonra birbirimize daha çok ısındık, şimdi yakın arkadaşız.


-Nicklerin hikayelerine gelecek olursak. Pınar zaten çok sadece bir şekilde adını kullanmış. Peki
miserym?
Begüm: Benim internet ortamına ilk adım attığım yıllar ki bu yaklaşık 98 yılına tekabül ediyordur,
kullandığım ilk nick Misery idi. Büyük bir Stephen King hayranı olduğum ve Misery adlı kitabının
da bendeki yeri ayrı olduğu için “Ben bu nicki kullanmalıyım.” demiştim o zamanlar ve öyle de
kaldı, hiç değiştirmedim. Tabii her üyelik gerektiren yerde “Misery” nicki boşta olmadığından da
bir gün sonuna bir “m” ekledim ve çoğu yerdeki kullanıcı adım “miserym” olarak kaldı. Nick’imin
kısaca hikayesi budur. Bir de bizim kuşak için Metallica “My Friend Of Misery”nin yeri başkadır,
onun da bu nick’e katkısı olduğunu es geçmemeliyim. 

-Binlerce insan ile tek bir merhabanız bile olmamasına rağmen çok sıkı bağlar kurabilmenizi
sağlayan bir iş olan altyazı hazırlamak işine kendinizi adamış kişilersiniz. Altyazı
hazırlama(çevirmenlik) fikri nasıl başladı?
Begüm: Benim çeviri dünyasına girmem bir gün arkadaşlarla muhabbet esnasında “Ya şu Bergman
filmini çevirsene!” gazıyla başladı. O zamanlar “Acaba becerebilir miyim, bu iş göründüğü kadar
kolay olmasa gerek, ya elime yüzüme bulaştırırsam…” diye içimden geçirirken artık ne olduysa
bir gazla “Denemeliyim!” dedim ve baktım yapabiliyorum, devam edeyim çok zevkliymiş bu
diyerek buralara kadar geldim.
Pınar: Battlestar Galactica 78 – epik seriyi çok severim. Altyazılarını kimse çevirmeyince acaba ben
yapabilir miyim diye hiçbir iddiam olmadan başladım. İlk zamanlar çevirilerim öyle iyi değildi.
Sonra yine çevirisi olmayan ama çok sevdiğim The A Team ile devam ettim.

-Her biriniz bildiğimiz kadarıyla işinde gücünde olan, okulu ve ayrı işleri olup zaman kısıtlılığı
yaşayan insanlarsınız. Fakat günlük hayatta yapabileceğiniz şeylerden kısıp vaktinizi bu işe,
çevirmenliğe ayırıyorsunuz. Oysaki başka önemli işlerinize vakit ayırabilirsiniz. Sonuçta bu işin
maddi olarak da hemen hemen bir getirisi yok. Pek elle tutulur, somut bir soru olmayacak ama
bu tutkunun kaynağını merak ediyoruz ?
Begüm: Başlarda can sıkıntısı ve biraz gazla başlamıştım çeviri yapmaya. Aynı zamanda kendimi de
bu alanda geliştirmek istiyordum. Ama devam ettikçe daha da bağlandım; artık çeviri yapmak
benim için en büyük zevklerden biri hâline geldi. Sonuçta İngilizce bilmeyen ve sinemaya
gönül vermiş pek çok insan var ve onların bir şekilde bu filmleri izleyebilmelerini sağlıyor olmak
açıkçası beni çok mutlu ediyor.
Pınar: İnsanlara neden film izliyorsun, kitap okuyorsun diyebilir miyiz? Keyif aldıkları için yaparlar. Ben de çevirmekten keyif alıyorum. Ayrıca artık işim de bu.

-Çevirmen olarak bu kadar tanınan kişileler olmanıza rağmen diğer bir kaç çevirmende de
olduğu gibi hakkınızda pek fazla bilgi yok. Bunun nedeni nedir?
Begüm: Her ne kadar güncel film ve dizileri çeviriyor olsam da pek göz önünde olmayı seven biri değilim.
Zaten bana ulaşmak isteyen herkes facebook ve twitter adresimi biliyor ve istediği zaman
ulaşabiliyor.
Pınar: Kendimizi tanıtmak ya da bazı genç çevirmenlerde olduğu gibi çok göz önünde olmak gibi bir
amacımız olmadığındandır; en azından benim öyle. Ama ulaşmak isteyen için twitter-email ya
da web sitesi bilgilerim gizli değil. :)

-Tüm çevirmenlerin ortak derdi olan çeviride argo konusunda ne düşünüyorsunuz. Sonuçta
dizinin orijinalinde var olan metinleri çevirirken orijinalinin korunması çok önemli. Ancak bununla
ilgili açık seçik yazılmasından şikayetçi olanlar da var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Begüm: Sanırım bu konuda en sansürsüz olan çevirmenlerden biriyim. Küfür ve argo konusunda asla
sansür uygulamıyorum. Hatta bu şekilde çevirmekten büyük bir keyif alıyorum diyebilirim. Bunun
en büyük örneğini Skins çevirilerimde görebilirsiniz. Elbette bundan hoşlanmayıp, “Ahlakımız
bozuluyor!” diyenler çıkıyor ama bunun yanında “Sansürsüz çevirdiğin için tebrik ederiz.”
diyenlerin sayısı çok daha fazla. Zaten televizyonda yeterince sansür uygulanıyor, en azından
internet ortamında bıraksınlar da insanlar özgürlüklerini doya doya yaşasınlar.
Pınar: Ben filmde-dizide geçen cümle neyse onu çok da abartmadan yazmaktan yanayım. Filmin
yönetmeni öyle uygun görmüşse sansürlemek bize düşmez. Diğer bir dert olan yerelleştirme
konusunda da çok uygun ve gerekli olan yerler dışında kesinlikle yerelleştirmeden yana değilim.




Kişisel sorulara geçmek gerekirse, öncelikle Begüm’le başlayalım (tamamen alfabetik) :)

Begüm Özdemir



-Dizi-film çevirmek, inceleme yazıları yazmak dışında Begüm’ün rutinleri, sevdiği şeyler
nelerdir ? Bir nevi bilmediğimiz Clarkent halini öğrenebilir miyiz? :)
Benim hayatımın iş dışında kalan büyük bir bölümünü sinema ve fotoğraf dolduruyor. Gayet
sıradan, sakin bir yaşantım var. Fazla hareketli bir hayat da bana göre değil zaten. Bunun
yanında çeviri işini profesyonel anlamda da yapıyorum.


-Asıl mesleğin nedir peki?
İhracat uzmanıyım.


-Yaptığın iş ile çevirmenlik pek de yakın görünmüyorlar açıkçası. En başta nasıl adım attın bu divx dünyasına?
Aslında ufak bir yoldan da olsa çeviri de işimin bir parçası. Yurt dışı ile çalıştığımız için yabancı
müşterilerimizle olan bağlantılar, yazışmalar gereği İngilizce’yi mütemadiyen kullanıyorum.
Bunun dışında divx dünyasına adım atmam ise tamamen tesadüf eseri oldu. Deli gibi film ve
dizi izleyen biri olarak her zaman aklımda keşke ben de bir film ya da dizi çevirsem düşüncesi
dolanıyordu. Sonra bir gün arkadaşların da verdiği gazla bir film çevirmeye başladım ve
amiyane tabirle hayatım değişti. :)


-Altyazı seçerken nelere dikkat ediyorsun? Genelde çok fazla projede göremiyoruz seni bunun
sebebi nedir?
Başlarda kendimi geliştirmek için daha çok vizyon olmayan filmleri çeviriyordum. Çeviri işine
ısınınca da yavaş yavaş güncel film ve dizilere yönelmeye başladım. Film seçimi hususunda
genelde sevdiğim ve beğendiğim filmleri çevirmeyi tercih ediyorum. Arada fiyasko filmler de
çıkmıyor değil elbette. Tabii bazen de çok isteyip çeviremediğim filmler de oluyor. Ama onları da
çok sevdiğim çevirmen arkadaşlarım çevirdiği için gözüm arkada kalmıyor.


-Çok üzgünüm ama bu soruyu sormam gerek. Şu son 1-2 sezondur aldığın pek çok dizi iptal
oldu. Hatta geyikler bile döndü (sen de dahil) bir lanet mi var bu kızın üzerinde diye. Güvendiğin,
sağlam bütçeli yapımlar dahi iptal oldu. Örneğin Luck, Terra Nova, Camelot. Hakikaten üzerinde
bir takım karabulutlar dolaştığına inanıyor musun? Yoksa senin için yanlış seçimler miydi bu
diziler?
Tek tek ele alayım bunu müsaadenle. Camelot Starz yapımı ve güçlü kadrosuyla dikkat
çeken bir yapımdı. Aslında konu da oldukça ilgi çekici ve bir şahlansa alıp yürüyecek
tarzda bir yapımdı. Ama konunun durağan ilerlemesi, başrol için seçilen oyuncunun o role
hiç yakışmaması dizinin sonunu getirdi bence. Terra Nova’ya gelince; onun ben aslında
çevirmeye niyetlendiğim anda fiyasko çıkacağını içten içe hissediyordum ama yine de bir şans


vermek istedim. Dizi ilerledikçe ben de çevirirken çok sıkıldım açıkçası çünkü hep aynı rutin
olaylar dönüyor, dizi kendi sonunu göz göre göre hazırlıyordu. İptal edildiğini duyduğumda
hiç şaşırmadım ve biraz da rahatladım diyebilirim aslında. Burada belki “Neden sıkıldıysa
çeviriyi bırakmadın?” diye içlerinden geçirenler olabilir. İşte benim en sevmediğim huyum
bu galiba. Başladığım bir şeyi asla yarım bırakmayı sevmiyorum. Dizi zaten kötü gidiyordu
ama buna rağmen izleyenleri vardı, onlara olan saygımdan ve yarım bırakamama huyumdan
ötürü sabrettim ve zamanım da uyduğu için sezon bitene kadar çevirmeyi tercih ettim. Luck’a
gelecek olursak, 1. Bölümünü çevirdikten sonra işlerimin yoğunluğu nedeniyle istemeyerek
de olsa bıraktım diziyi. Dizi çok güzeldi, hatta başlarda 2. Sezon onayını da almıştı ama dili
hem zordu hem de çevirmesi bir hayli zaman alacaktı. Aynı gün içinde çeviriyi vermem benim
için imkansızdı. O yüzden üzülerek de olsa bıraktım ama neyse ki hemen başka bir çevirmen
çeviriyi üstlendi. Aradan birkaç hafta geçip de setteki atların ölümünden dolayı dizinin iptal
edildiğini duyduğumda “Diziyi bıraktığım hâlde dizi iptal oldu, sanırım gerçekten de lanetliyim…”
demekten kendimi alamadım. :) Mesela Ringer’ın da iptal olacağını düşünüyorum ama bu
beni sezonun sonuna kadar diziyi çevirmekten alıkoymadı. Touch için çok umutluyum ama,
umarım iptal olanlar kervanına o da katılmaz. Bu sezon Alcatraz’ın bir bölümünü Pınar’la ortak
çevirmiştik. Olur da iptal olursa senden bileceğim ve seni öldüreceğim diye tehdit bile etti hatta
beni. Hayatım tehlikede anlayacağın… Tabii bunun yanında şu diziye bir el atsan da iptal olsa
diye geyikler de dönmüyor değil. Bir yandan da eğlenmiyor değilim bu lanetten. :)


-Altyazı hazırlarken bazen çevirmenler kendilerine ortak seçebiliyorlar. Örneğin Mona Rıza ve
nazo82. Birbirini tamamlayan bir ekip olunuyor. Senin de çoğunlukla yaptığın ortak çeviriler
Emre Bekman ile. Bu ortak çevirmenler birbirlerini nasıl buluyorlar, daha doğrusu nasıl
buluyorsunuz? Tek başına çevirmek ile arasındaki fark nedir?
Emre ile tanıştıktan sonra “Hadi gel birlikte bir film çevirelim, bakalım nasıl olacak” demiştim.
Sonrasında harika bir uyum yakaladık, zamanlarımız da birbirine çok uyuyordu o dönem, o
yüzden sevdiğimiz bütün filmleri beraber çevirdik. Ortak çeviri konusunda iki kişinin paslaşması,
gerektiğinde birbirinin eksiklerini tamamlayabiliyor olması bence çok önemli. Tabii bir de
zamanlamanın uyması en büyük artı. Tek başına çevirmek özellikle vizyon filmlerinde benim
için biraz stresli oluyor. Artık eskisi gibi şu çevirmen çeviriyor aman alternatif başlık açmayayım
gibi bir durum da olmayınca da hem biraz şevk kırılıyor hem de daha hızlı çevirme zorunluluğu
oluyor. Bu da insanları biraz ortak çeviri yapmaya yöneltiyor. Bunun dışında çok sevdiğim ve
mutlaka çevirmeliyim dediğim filmleri zaman zaman tek başıma zaman zamansa sevdiğim
arkadaşlarımla çevirmek hoşuma gidiyor. Bu konuda Pınar’la çevirdiğimiz Inception’ın yeri
bende apayrıdır mesela.


-Hep dizi dizi dedik ama sanırım biraz hata ettik. Aslında miserym dizilerden daha çok film
altyazısı hazırlamakta. Bu işin yanında da alternatif bir sinema sitesi olan Öteki Sinema
adresinde yazmakta. Bu yüzden öncelikli sorum sinema mı yoksa televizyon mu olacak. Zira
sinema ile oldukça haşır neşir olduğun anlaşılıyor. Sinema ve televizyonu karşılaştırırsak
hangisi senin için önde gelmekte?
Sanırım benim için filmler daha ön planda geliyor. Dizi izlemeyi de çok seviyorum, hatta son
zamanlarda filmlerden çok dizileri izliyorum ama sinema benim için hayatımda hep bir adım
önde olacak.


-Filmlerle bu kadar haşır neşir olman seni iyi bir izleyici olarak algılamamıza neden oluyor. Peki
bu izleyicilik ne yöne doğru daha fazladır? Yani film ve dizi arasında seçim yapmanı istesek ne
dersin?
Kesinlikle filmler.


-Böylesi bir sine-dizifil e sormadan olmaz öyleyse. Dünyada bir diziye-filme aşık olmak denen
bir kavram olsa bu senin için hangilerinde vuku bulurdu? Yani ölene kadar her gün onu izlemek
zorunda kalacaksın ve bundan hiç bıkmayacaksın.
Zor bir seçim olacak aslında. Sanırım dizi olarak çok etkilendiğim yapım Six Feet Under. Asla
onun yanına yaklaşacak bir dizi daha yapılacağını düşünemiyorum. Filmler konusunda bu
kadar kesin konuşamayacağım zira sevdiğim çok fazla film var. Donnie Darko’nun yeri bende
apayrıdır ama Moulin Rouge’u da her gün izleyeceksin deseler asla karşı çıkmam izlerim
sanırım.


-Ya karakterler ? Hepimizin hayatında yeri hiç değişmeyecek, çok sevdiğimiz karakterlerimiz
vardır. Bazen kendimizi ona benzetiriz, yaptığı, dediği her şey ilham kaynağımız olur. Beraber
büyürüz, onlarla güleriz. Karakteri canlandıran oyuncu bir ödül aldığında sanki kendimiz
almışcasına hüngür hüngür ağlarız sevinçten. Genelde bu durum dizi karakterleri için daha olası
zira izleme, takip etme süresi daha uzun sürmekte. Böylece benimsemesi kolay olmakta. Senin
böyle bir karakterin var mı hayatında ?
Six Feet Under’dan Nate Fisher ve House M.D.’den Gregory House karakterleri. Tabii bir de
neredeyse her filmini çevirdiğim Ryan Gosling’i unutmamam gerekiyor.

Pınar Batum

-Sanal işten önce Pınar Batum reel hayatında neler yapıyor? Herkesin olduğu gibi altyazı olayı
hobiden ibaret diye tahmin ediyorum. Bunun dışında bilinmesi gereken yönlerin nelerdir?

Altyazı hobi olarak başladı ama artık işim oldu, bu yüzden çoğunlukla zamanım çeviriyle
geçiyor. İş dışında sevdiğim ve çevirmek istediğim dizi-filmleri de vaktim oldukça çeviriyorum.
Çünkü bu işten gerçekten keyif alıyorum. Bunun dışında iyi bir sinema izleyicisi, müzik tutkunu
ve hayvan delisiyim.

-Genel olarak çevirmenlerin seçtikleri diziler kendilerinin de severek takip ettikleri, ilgilendikleri
diziler olur. Mantıken bakarsak da doğru olan bu sanırım. Fakat son zamanlarda çevirmenler
arasında bir rekabet baş göstermeye başladı. Daha yayına girmemiş diziler ünlü çevirmenler
tarafından parselleniyor. Özellikle de popüler olması muhtemel olanlar. Peki sen çevireceğin bu
dizileri neye göre seçiyorsun? Popüler olması mı, belli bir kalitede ve ya türde olması mı ya da
seviyor olman mı önemli?

Fantastik yapımları seviyorum. Seçimlerim de daha çok buna göre oluyor. Sevmediğim bir diziyi
çevirmem. Ama özellikle J.J.Abrams yapımlarına düşkün olduğumu söyleyebiliriz.

-Diziden ziyade film çevirileri ile görüyoruz seni. Film neden daha cazip geliyor?

Dizileri layıkıyla çevirmek için düzenli vakit ayırmanız gerekiyor. Ben hem fazla vakit
ayıramadığım hem de dediğim gibi sevmediğim bir diziyi sırf popüler diye çevirmek
istemediğimden fazla çevirmiyorum. Ancak bunu mutlaka çevirmeliyim dediklerimi çeviriyorum.

-Pınar Batum’u Pınar Batum yapan Lost’tur desek yalan olur mu? Yeri nedir sende Lost’un?

Lost çok farklıdır. Benim için bambaşka bir yerde durur. Çevirmeye başlamadan önce de benim
için çok özeldi çevirdikten sonra daha da özel oldu.

-Lost’un herkeste yeri ayrıdır. Çok farklı bir yapımdı. Hepimiz için farklı şeyler ifade eder
Lost. Ancak öyle bir noktaya geldi ki, dizinin popülerliğinden faydalanmak isteyen herkes
altyazı hazırlamaya başladı. Bu noktadan sonra ise ilk defa çevirmen fanatikliği dediğimiz şey başladı. “Pınar çevirmeden izlemem” diyenler çıktı. Hatta forumların birinde ‘’ Hayatımın filmi
çekilirse çevirisini Pınar Batum yapsın. ‘’ tarzında bir şeyler bile görmüştüm. Bu konuda ne
düşünüyorsun? Bir dizi için çevirmen ne kadar önem arz etmekte ya da popüler olmasında iyi
çevirinin etkisi ne ölçüde ?

Bilinçli izleyici için çevirilerin düzgün olması önemlidir . Bir diziye sırf çevirmeninden ötürü şans
verenler var. Ama bu tüm izleyiciler için geçerli değil. Altyazı çabuk gelsin, izlerken alttan bir şey
geçsin de ne olursa olsun mantığıyla her çevirmeni tabulaştıranların sayısı oldukça fazla.

-Lost’tan devam etmek gerekirse, çevirmekten ziyade senin için nedir lost ve meşhur final
hakkında yorumun nelerdir?

Lost sayesinde çok büyük bir kabul görme hissi duydum. Sırf bu yüzden bile değeri oldukça
yüksek. Ama o finalden hiç bahsetmeyelim isterseniz, bu kadar övdükten sonra küfretmek
olmaz demem yeterlidir herhalde. :)



-Cevabı bilinen bir soru olsa da lost zamanlarına çok gündeme gelen bir konu olan çeviriden
kazanç olayı. Yaptığın işlerde bir maddi bir çıkar bekledin mi? veya daha doğru sormak
gerekirse bu emeklerinin karşılığını maddi olarak alabildin mi?

Hobi olarak yaptığım çevirilerden böyle bir şey beklemek anlamsız olur. Ama bu çeviriler
sayesinde profesyonel olarak bu işe adım attığım da bir gerçek.

-Filmler tek seferlik ve bir nevi kolay çeviriler. Ancak dizi çevirileri “kaderi belli olmayan bir
serüven” Dizi çevirisi yapmaya nasıl karar veriyorsun. Seçim yaparken; “bu dizi iptal olur mu?”
gibi sorular geliyor mu aklına? Bunlar seçimlerini nasıl etkiliyor?
Daha önce de bahsettiğim gibi sevdiğim türdeyse, konusu ya da oyuncuları ilgimi çekmişse
çeviriyorum. İptal olur mu diye pek düşünmüyorum. Örneğin Haven için iptal olur denmişti, iyi
yorum yapan pek olmadı ama ben sevdiğim için çevirmeye devam ettim. Dizi şimdi 3. sezon
onayını aldı.


-Bu soruyla orantılı olarak sormak gerekirse Lost çevirmeye nasıl karar verdin? Senin Lost’u
devralma sürecin nasıldı?
Her Perşembe arkadaşlarımla Lost izleme gecesi yapardık, onlar da benim çevirimle izlemek
isterdi. Yani Lost’u divxplanet’te çevirmeye başlamadan önce de zaten çeviriyordum. Benden
önceki çevirmen arkadaş bırakınca da ben devraldım.


-Her şeyi bir kenara bırakırsak Pınar Batum divx dünyasının kraliçe arısı gibi görünüyor. Doğru
ifade etmek gerekirse Pınar Batum dokunulmaz, sert ve ulaşılmaz bir imaj çiziyor. Ne ölçüde
doğru bilemiyoruz tabii. Fakat diğer çevirmenlere göre bakarsak daha sivri ve kesin duruyorsun.
Her diziyi-filmi kabul etmiyor, fanatik izleyicilere karşı daha mesafeli bir tavır sergiliyorsun. Affına sığınarak ‘’ çok coolsun! ‘’ bile diyebiliriz şu an sokak ağzımızla :) Sence de böyle mi bu durum, yoksa dışarıdan yanlış mı algılanıyor tüm bunlar ?
Öyle değil aslında :) Tamam benim biraz lafını sakınmayan, birilerine şirin gözükmek için taviz
vermeyen bir yapım var ama öyle ulaşılmaz, burnu büyük biri değilim. Benimle tanışanlar
(Begüm gibi) hiç düşündüğümüz gibi biri değilmişsin derler.


Şu her dizi-filmi kabul etmemek konusunda bir şey söylemek istiyorum. Bu konuda her hafta
sayısız mesaj geliyor. Adını bile duymadığım dizileri-filmleri çevirmemi istiyorlar. Çoğu “istek
üzerine çeviri yapmadığını biliyorum ama bu benim için çok özel” diyor. Bunlara olumlu yanıt
vermeye kalksam kendimi klonlamam lazım.

Son Ortak Sorular


Öncelikle tüm cevaplarını için teşekkürler. Şimdi toparlamak gerekirse;

-”Altyazı” terimi tek başına sizleri için ne ifade ediyor? Bu işi yaparken zevkle mi yapıyorsunuz
yoksa alışkanlıklardan mı ibaret?
Begüm: Çeviri yapmak ayrı bir keyif bence. Hele de sevdiğiniz, hayran kaldığınız bir filmi çevirmek gibisi yok.

Pınar: Büyük bir zevk.

-Çevirmenliğinizden ziyade ikinizde birer izleyicisiniz. Filmleri bir kenara bırakırsak hayatınızda
büyük yeri olan diziler hangileridir? Son yıllarda en beğenerek takip ettiğiniz diziler hangileridir?
Begüm: Eskilerden Six Feet Under, Seinfeld, Friends, That 70’s Show favorilerim arasındadır. Güncel dizilerden ise House M.D., Dexter, Fringe, True Blood, Game Of Thrones, Breaking Bad, The Walking Dead, Grey’s Anatomy, American Horror Story ilk aklıma gelenler.

Pınar: Lost baş köşede durur. Battlestar Galactica ve The A Team de öyle. Sonuçta bu işe o ikisi
sayesinde girdim. Son yılların dizilerine gelirsek (kendi çevirdiğim malum diziler dışında) The
Closer, Dexter, House, Fringe, In Treatment, Walking Dead, Weeds gibi dizileri sayabilirim.

-Zor bir soru olacak ama; hayatınızda izlediğini ve beğendiğiniz dizilerden bir liste yapmanızı
istesek ilk üç sıra hangileri olurdu?
Begüm; 
1. Six Feet Under
2. Lost
3. Friends

Pınar; 
1. Lost
2. The X Files
3. Prison Break

-Son sorumuz; 1,5 senedir Türkiye’de yabancı dizileri izleyen kesimle birlikte olşturduğumuz Dizi
Haber hakkında neler düşünüyorsunuz? Bizlerden ne zaman haberiniz oldu ve nasıl buldunuz?
Begüm: Siteniz kurulmadan önce zaten twitter hesabınızdan takip ediyordum. Bu kadar detaylı ve
güncel bilgiler veren bir oluşuma dizi severlerin açıkçası çok ihtiyacı vardı. Umarım daha da
gelişir ve çok daha başarılı işlere imza atarsınız.

Pınar: Sitenizi daha açılmadan önce duymuştum. Bu alanda büyük bir eksiği doldurdunuz. Daha çok
gelişip tanınmanız dileğiyle.
Bize zaman ayırdıkları ve bu güzel sohbet sohbeti gerçekleştirdikleri için Pınar ve Begüm’e tekrardan teşekkürler.

Hazırlayanlar: Elif Can Kıcı & Kamil Akar

Kamil Akar

Önceki Yazı

Revolution – NBC | Tanıtım

Sonraki Yazı

The Good Wife 3. Sezon Finali | Analiz