Bron/Broen’i Sevmeyen Bana Güzel Demesin! | Güzelleme

Yazı başlığından anlaşılacağı üzere oldukça iddialı ve belki de okurken “yok artık!” diyeceğiniz bir güzelleme beklemekte sizi. Ben geç keşfettim, hala keşfetmeyen varsa ya da hiç benim o taraklarda bezim olmaz ne izlicem ben Danimarka – İsveç yapımı bir işi diyenler varsa; buyrun bu yazıyı okuyun. Ben eminim ki, pişman olmayacaksınız. Negatif eleştirilerinizi anlayabilirim ama eleştirmenlerin son zamanların en iyi polisiye-gerilim işi dediği Bron / Broen ( The Bridge ) “Seven” adlı film ile aynı yere konulmakta (hikaye ve karakterler bazında ) ve yeri geldiğinde Avrupalılar tarafından “Dexter”dan iyi bulunmakta.

 Dizi ile ilgili inceleme için sizi Selman’ın yazısına davet ediyorum çünkü ben başka bir şeylerden bahsedeceğim.
Öncelikle söyleyelim. Dizi gelecek sene FX’de The Bridge adıyla ( kendi ismiyle yani ) uyarlanıyor. Bir seri olarak değil, film olarak uyarlanacak.. Başrol Diana Kruger’in.  Şimdilik elimizdeki bilgiler için imdb sayfasına bakalım.
Haberler bununla bitmedi. İngilizler ve Fransızlar da diziyi uyarlayacaklar. Onlardan gelen haber belki dizi olabileceği yönünde. Kanal henüz belli değil, film olma olasılığı da yüksek.

Diziyle ilgili kafanızda belirmesi gereken asıl şey su aslında. Oldukça soğuk-mesafeli-kültür olarak uzak olduğumuz bir dünyayla tanışıyoruz. Saga Norén ( Sofia Helin ) adlı başrolümuz şimdiye kadar izlediğim en farklı kadın karakterlerden biri . Polisiye-gerilim-macera ve bol bulmacalı dizi izleyen ve bu türü seven herkesin bağlanacağı hatta vazgeçilmez bulacağına inanıyorum. Diğer başrolümüz Martin Rohde ( Kim Bodnia ). Kendisini ilk başta fazlası ile klasik bir polis tiplemesi olarak görebilirsiniz ama olay öyküsü açıldıkça böyle düşündüğünüz için kendinize epeyce kızacaksınız. Tek tek incelerseniz karakterlerin hepsi oldukça ilgi çekici ve merak uyandırıcı. Ancak diziyi izlerken kafanızda oluşacak imgelemleri engellememek amacı ile fazla laf kalabalığı yapmamak niyetindeyim.

 Başlıkta oldukça sansasyonel girdim, sebeplerini 5 madde ile sıralamam gerekirse.
1-Gerekli gereksiz özel efektler ve muhteşem görüntüler yok. Her şey fazla sade ve fazla gerçek.
2-Hollywood dedektifleri gibi sentetik insanlarla karşı karşıya değilsiniz. Tamam onları da seviyoruz, kolluyoruz ama buradaki durum bambaşka.
3-Katilimiz her bölümde bizi o kadar heyecanlandıracak atraksiyonlara giriyor ki aşırı efekt ve büyük lafların kullanılmadığı bu seride biz zaten yeterince başka bir dünyaya bağlanmış oluyoruz. Ve katilimizin meselesi aslında çok “evrensel.” Bazen bu konuda “yok evrensel değil” diye düşünebiliriz ama en azından çıkış noktasının bu olduğu kesin.
4-Sadece tek bir olayı takip etmiyorsunuz. Bir olayın etrafında onunla- bağlantılı ya da bağlantısız bir çok olay gelişiyor ve bütün bu düzenek diziyi takip etmeniz ve daha fazla merak etmeniz için sizi dürtüyor.
5- Görmeye çok alışık olmadığımız bir coğrafya, çeşitli alışkanlıklar ve taze bir dünya. ( Avrupa sinemasına aşina olanlar için elbette ki çok yeni değil. Ancak ağırlıkla Amerikan ve İngiliz dizilerini takip edenler için şahane detaylar var. )
Dizimiz 2011 yapımı. Benim keşfetmem maalesef ki “birazcık” geç oldu. Bu gecikme sebebiyle kendime oldukça kızmaktayım zira gözümden kaçmasını tamamen “bahtsızlık” olarak görüyorum. Şimdilik sadece 10 bölüm (ilk sezon 10 bölüm ) izleyebilmiş olmam da resmen ağzıma bir parmak bal çaldı. Gerisinin gelmemesi şu an için üzücü. İkinci sezonun 2013 sonbaharında başlayacağı söylenmekte. Kafanızda biraz daha bir şey oluşması amacıyla “bunu seven bunları da sevdi” kabilinden dizileri örnek vermek isterim.( imdb’nin bana sağladığı kaynakla ve google önermeleri ile )
1-  Lilyhammer


2- Luther

3- Wallander

4- Forbrydelsen III( The Killing )

Dizinin jeneriği de oldukça “kuzeyli”. İliklerinize kadar üşüyüp bir kahve koymak isteyeceksiniz desem haksız sayılmam. Ki bu bana göre oldukça güzel ve keyifli bir şey .

 Dizinin ilk promosu.

Bana kalırsa Amerika, İngiltere ve Fransa’dan sonra bir çok ülke ( ortak köprü bulundurmasını da göz önünde bulundurmak gerek ) Bron’u uyarlamak isteyecektir. Konu çok ilgi çekici ve seyirci için takibi oldukça garanti. Yukarda “Dexter”dan daha iyi bulanlar var demiştim. Elbette ki Dexter aslında bir karakterin hikayesi ve konu bazında oldukça farklı. Burada anlatılmak istenen aslında işleniş ve bulmacalardaki farklılık. Bron şu anda “hollywood” tekrar ve “gereksiz karışıklık” durumuna düşmediği için daha bakir ve farklı. Yoksa elma ile armutu benzetmek durumunda değilim asla. Bu konuda yapılan yorumlar da bu noktada zaten.
İzlemek için hala geç değil. İkinci sezon başlamadan, hava da hazır soğukken kesinlikle tavsiyedir.
Daha öncesinden keşfedip izleyenleri de ayakta alkışlar, saygılarımı sunarım. İyi ki varsınız.
İyi pazarlar.

Nida Fin

Önceki Yazı

2013 Dizi Başlangıç ve Dönüş Tarihleri – Mart

Sonraki Yazı

Da Vinci’s Demons | Tanıtım