Fringe Finali | Analiz

Ünlü bilim-kurgu drama dizisi Fringe, geçtiğimiz hafta yayınlanan 2 bölümle birlikte final yaparak ekranlara ve izleyicilerine veda etti. Son sezonu her hafta yaptığımız analizlerle inceledik, vedanın hakkını vermeye çalıştık. Bu yazımızda da sizlere Fringe finali hatta Fringe hakkında tüm söylemek istediklerimizi sunuyoruz. Şarkı olarak da; final bölümünde çalan ünlü piano bestesi “Greensleeves” i seçtik. Yazıyı, şarkıyla okumanızı tavsiye ederim.
Ali Şahin
En sevdiğim dizilerimden biri olan Fringe geçtiğimiz hafta merakla beklediğim finali yaptı ama kafamdaki sorular ve beklentilerim o kadar büyüktü ki senaristler ne yaparsa yapsın tatmin olmayacağımı biliyordum. Fringe gibi zaman kavramı ile oynayan yapımların işi hep zor olmuştur çünkü her daim senaryoda açık ya da tartışma yaratabilecek cevaplar bulundururlar. Bu sebeple Fringe de aynı payda da kendisini buluyordu.
Geleceğe gidilecek, Gözcülerin varoluşunu engellenecek ve bu sayede zaman sıfırlanarak herşey düzelecekti. Plan kabaca ve basitce buydu. Uygulanışı ise bir o kadar hızlı oldu. Son sezon öncesi senaristlerin “Tüm soruların cevaplarını alacakları bir veda hazırlıyoruz” demecini çok iyi hatırlıyorum ama onlar unutmuşlar sanırım. Bunun yerine farklı bir yol ve final seçmişler: 5 yıl boyunca işlenen her bir davaya, her bir karaktere itafen düzenlenmiş sahneler izleterek mutlu sonla biten bir veda…
Gerçekten de öyle olmuştu. Hiçbir işe yaramadığını düşündüğümüz ve dizide belli bir kaideyi bozmadığına inandığımız sayısız Fringe davasına geri dönüşler olmuş ve onların kullanıldığı sahneler yaratılmıştı son sezonda. Özellikle hiç unutamayacağım ve her bir karesinin beni duygulandırdığı bir sahne vardı ki… Evet, Peter ve Olivia’nın Broyles’un tutulduğu binaya uyguladıkları biyolojik saldırı anlarıydı bunlar. Kelebeklerin, alien-vari yaratıkların, duvarda görünen kanlı 6 (!) parmaklı bir elin izi, duyu organları kaybolan gözcüler… Daha aklıma gelmeyen bir sürü ayrıntı gizlenmiş ve eski dosyalara olan göndermeler yapılmıştı.
Bu sezon beklediğim ama bir türlü gerçekleşmeyen başka bir olay ise Olivia’nın güçlerini kullanmasıydı. Cortexiphan ilaçlarının etkisi olmadan bunları kullanması çok zor hatta ölümcül olan Olivia’nın bu desteği de alması sonucunda tekrar eski güçlü halini görmek keyifliydi. Sadece bu da olmamış; temel konulardan biri olan pararel evrene geçiş yapılarak oraya da bir gözatmıştık. Paralel evren buraya göre çok daha rahattı her zaman. Aradaki köprü de kaldırılınca Cennet kadar huzurlu ve yaşam dolu bir yer olmuş çıkmış. Lincoln, ortağı Olivia’ya olan aşkını paralel evrende kalarak imkanı olan bir evliliğe çevirmiş hatta çocukları bile olmuştu. Bu resim karşısında Olivia’nın duygulandığı da gözden kaçmayan bir ayrıntıydı. Zaman makinesi çalıştırıldıktan sonra ortaya çıkan Windmark’ın, Olivia’nın intikam duygusuyla birleşen güçleri karşısında ezilerek ölmesi ise çarpıcı bir sahneydi. Evet, sonunda neredeyse tüm şehri etkileyen güç dalgası kullanmıştı kahramanımız.

Pararel evrene göz atıp oradakilere bir -merhaba dedik, geçmiş dosyalara göndermeler yaptık, Olivia tekrar güçlerini kullandı ve sıra vedaya geldi. Hayır, dizi zaten bunları yaparken sizlerle vedalaşıyordu. Bahsettiğim veda elbette ki Walter’dı. Peter’a bıraktığı duygu yüklü kasetten sonra aralarında geçen baba-oğul konuşmaları ile Peter sımsıkı sarılmıştı Walter’a. Onu bir daha göremeyeceğini hatta hatırlamayacağını biliyordu çünkü. 4. sezonun ana teması aşk iken son sezonun tamamı neredeyse bu baba-oğul ilişkisi üzerine kurulmuştu. Walter’ın pişmanlıkları ve kendini herşeyin sebebi olarak günahkar görmesi ile geleceğe Michael’la beraber gitmek istemesi bir an olsun değişikliğe uğradı sanmıştım. Nedeni ise September’ın oğlu ile gitmeye karar vermesiydi taa ki o çatışmada ölene kadar…

Hikayemiz; Walter’ın Michael’la beraber 2167 yılına yolculuk etmesi ve bilim adamlarına zekayı geliştirebilmek için duygulardan vazçgeçilmeye gerek kalmadığını kanıtlamasıyla çözüme kavuşacaktı. Bu sayede Gözcüler hiç varolmayacak ve istilada hiç gerçekleşmeyecekti. Fringe’in finali mutlu bir son gibi görünen ama büyük yanlışlar içeren bir final olarak hafızamda yer edindi. Sebebi ise basitti: Walternatif September yüzünden deneyde çuvallamış ve Walter kendi oğlunu kurtaramamıştı. Bu yüzden de pararel evrene geçmek için oluşturduğu girdap ile iki evrenin düzenini bozma pahasına diğer Peter’ı kaçırarak kendi oğlu gibi büyütmüştü. Her ne olursa olsun, Gözcülerin ortadan kalkmasıyla oluşan yeni bir paradoksta Peter ve Olivia’nın birlikteliği büyük bir tartışmaya açılıyor. Sonuçta ikisinin tanışması Walter ve onun yaptıkları sayesinde olmuştu. Elbette bunun dışında herkes 2167 yılındaki gelişmeleri ve oradaki Walter’ı da görmek istiyordu hiç şüphesiz. Tabii Gözcülerin pararel evrene neden hiç dokunmadıkları da büyük bir muammaydı…

Tüm sorulara ve tartışmalı sonuna rağmen yapılabilecek en iyi vedalardan birini yaptığını düşünüyorum Fringe’in. İlk izlediğim an gerçekten buruk bir final olduğunu düşünsem de sonradan okuduklarım ve yazdıklarımla buna da şükür diyebildim. Sonuçta dizi kaç kere iptalden döndü ve biz izleyiciler ne şapşal finallere şahit olduk (Birisi Lost mu dedi?). 5 yıldır izlediğiniz bir dizinin, sizde çok büyük yeri olan bir yapımın; tüm o bölümlere yâd edilmiş ve büyük bir boşluğu dolduran mutlu bir finalini izlemiştik. Ne olursa olsun kesinlikle Fringe, adını altın harflerle televizyon tarihine kazımıştır. Her diziseverin izlemesi gereken bir mihenk taşıdır.

Bunu bilmek bile keyif verici aslında…
Her güzel şeyin bittiğini hatırlatırcasına…

Twitter @ Ali Şahin
Twitter @ Bir Dizi Haber

Hande Bulut


Lost, Prison Break, House… Şimdi de Fringe. Ömrümüzün uzun bir dönemini kaplayan, keyifle, heyecanla bazen kızıp söverek bazen ise ağlayarak izlediğimiz bir dizi daha tarihin sayfalarında ki yerini aldı. Sizi bilmem ama uzun soluklu dizilerin bitişi ile ömrümden geçen yılların da hesabını yapar oldum ben. O yüzden her dizinin bitişi benim için hüzünlü olmaya başlıyor artık. Tabii bu Fringe’in gerçekten de hüzünlü bir final yaptığının da üstünü örtmüyor.

Geçen bölümün yakın takibinde demiştim; “Cevap alamayacağız, dizinin kendisini komple bir cevap olarak kabullenmiş bulunmaktayım” diye. Eğer cevap almak ve dizinin zaman çizelgesi ve mantığını anlamlı bir çizgiye oturtmaksa tatmin anlayışınız bu açıdan kimsenin tam anlamıyla tatmin olduğunu düşünmüyorum. Böyle baktığımda ben de tatmin olmayanlar arasındayım. Bu dizi başladığından beri Lost ile karşılaştırıldı. Hatta Lost, Fringe’e bağlanacak gibi uçuk teoriler sunanlar bile vardı hatırlarsanız. Ben karşılaştırmamı Lost üzerinden yaparsam eğer gerçekten finalin bağlayış ve toparlama açısından Lost’un çok çok üstünde olduğunu söyleyebilirim.
Havada kalan birkaç nokta: 
  • Öncelikle observer’ların Walter ve Micheal’ın ileri zamana giderek varolmayacağı ya da duyguları olarak varolacağı savı ile Peter’ın kurtulamayacağı ya da varolacağı zamanda paralel evrene nasıl geçiş yaptığı ve hayatının Olivia ile olan dönemine nasıl geldiği sorusu.
  • Bir şekil değiştirenler vardı, ne oldu onlara?
  • O kadar üstünde durulan David Robert Jones! Hatırlayamacağım şekilde gömüldü o karakter.
  • Peter ile Olivia’yı mutlu bir şekilde gördük. Peki ya Astrid? Peki ya Walter??? Neden bizi Walter’ın  son durumundan mahrum bıraktınız, nedeeennn?!
  • Ve Observer istilası ile bulamaç olan beynimin hatırlayamadığı daha bir çok soru…
Finalin güzel yanları:

 

  • Paralel evrende Olivia-Lincoln’ü tekrar ve yaşlanmış hallerini görmek ve Olivia’nın genç bedenimi kesmeyi bırak esprisi :)
  • Babalar oğullar arasındaki bağın bu kadar yoğun yaşanması, özellikle Peter’ın babasına gözleri dolarak bakmalarını hiç unutamayacağım sanırım.
  • Observer’ların, özellikle Windmark’ın ölüm şekilleri ve tabii ki Walter’ın “Because it’s coooolll!” deyişi.
  • Peter’a gelen zarflardan birindeki izleyiciye “Thanks for your support” göndermesi.
  • Olivia’nın Cortexiphan yüklenmesindeki gerilim dolu sahneler.
  • İnek Gene’in unutulmamış olması ve Walter’ın Gene’den bahsederken gözlerinin parlaması. Astrid’le olan diyaloğu ve Astrid’in adını doğru söylemesi… (Gözyaşları buradaydı :( )
Finali ilk izlediğimde duygusallığımın etkisiyle çok pis laflar hazırlamıştım Fringe’e. 2-3 gün geçtikten ve Fringe’in bittiğini sindirdikten sonra artık o kadar da sert bakamıyorum cevap alamayışımıza ve mantığı oturtamayışımıza. Özellikle Peter, Olivia, Walter ve Astrid karakterlerine bu kadar bağlandıktan sonra nefret dolu bir yazı kaleme almak içimden gelmedi.
Walter’cığımın absürd hallerini ve doğal konuşmalarından doğan esprilerini, Olivia’nın dimdik duruşunu ve sağlam bir kişiliğe sahip karakterini, Peter’ımın o duygusal hallerini, bakışlarını ve kriz anlarında anında çözüm üreten ince zekasını, Astrid’imin bağlılığını, görev adamı oluşunu çok özleyeceğim.
Hoşça kal Fringe…
Samed Aslan
Fringe bitti..
Duygularımı kelimelere nasıl dökeceğim bilmiyorum ama bunu Fringe için denemezsem başka hiçbir dizi için yapmam. Fringe’in bende hep özel bir yeri oldu. Başladığı zamanları hatırlıyorum. Lost’un kasıp kavurduğu dönemler ama herkeste bir Fringe beklentisi de var. Merak ediyor tabi millet Lost’u yapanlar şimdi ne yapmış diye… Doğrusu ben merak etmeyen kesimdeydim. Hatta ilk 2 sezon başlamak dahi istemedim. Birinci bölüme bir kere başladım baktım uçak, birileri iğrenç şekillerde ölüyor, Terra Nova’da Spielberg’e yapılan “yine mi dinazor yeaaa” atarını ta o zamandan yaptım JJ Abrams’a “yine mi uçak yeaaa” diyerek.
Açıkçası nerden esti, niye başladım bilmiyorum. Sanırım dizisiz kaldığım bir dönemdi. 1 bölüm, 2 bölüm, 3 bölüm… Bir insan bir diziye aşık olabilir mi? Oldum. İçimdeki bilimkurgu oburu daha önce hiç bu kadar lezzetli bir şey yememişti. Zaten TGRT zamanından antrenmanlıydık The X-Files kafasına ama bu hem onun gibi hem ondan çok farklıydı. Uzaylı yoktu, paralel evrenler vardı. Başka bir zamanda, dünya üzerinde başka bir yerde meydana gelse efsaneleşecek, doğaüstü varlıklara bağlanabilecek her şeyin bir açıklaması vardı.
Kimilerine bazı bölümler çok sıkıcı geldi, kimileri “yemek yerken izlenmeyecek dizi” dedi. Amerikalılar zaten hiçbir zaman sevemedi ama bu farklı kafa, farklı bakışdı beni heyecanlandıran. Bölümlerden duyulan heyecan umrumda bile değildi. Yani dizinin beni sıkmasının ihtimali dahi yoktu. Tıpkı geçen sene beyaz perdede gördüğümüz Prometheus filmi gibi… Ne olup bittiğinden çok bir keşif hissiyle bakıyordum diziye. Fringe benim için inanılmaz bir dünyaydı. Keyfini çıkarmaya çalışıyordum.
Olan bitene merakla bakıp Walter Bishop’a hayran kalmamak elde mi? İnanılmaz zekası, tutkusu, problemleri ve coşkusuyla bence Amerikan dizi tarihinin en unutulmaz karakterlerinden biri oldu. Kimi zaman onun zekasının gücünden ürperdik, kimi zaman onun pişmanlıklarını içimizde ince bir sızı eşliğinde hissettik. Aranızda yiyen var mı bilmem ama henüz yememiş olmama rağmen meyan kökünü sevdim sayesinde. Nudist ruhunu her ortaya çıkarışında gülmeme, zaman zaman kahkahalar atmama sebepti Walter Bishop.
Fakat her şeyden önce bugüne kadar izlediğim en sağlam baba figürüydü. Adeta bir süper baba… Onun, Peter’a duyduğu sevgi, ekran başından bizleri bile ısıtacak kadar sıcaktı. Derleme yazı üstadları “süper babalar” listesi düzenleyecek olurlarsa onu unutmayacaklardır kesinlikle…
Peter – Olivia… Dünyaya değil, dünyalara bedel bir aşktı onlarınkisi… Onları bütün dünya ayırmaya kalkmadı sadece, dünyalar bu işe soyundu… Yetmedi gelecek girdi işin içine.. Ama onlar hem aşklarını hem dünyalarını korudular hep. Uğraştıkları şeyler öyle farklıydı ki efsane aşıklar listesinde ilk üçü zorlarlar bana göre. Tabii bir de kızları Etta’ya olan sevgileri… Fringe’e baktığımda gördüğüm bir başka şey de bu. Bütün o inanılmaz olayların büyüsünün yanında çok derin sevgi bağları da vardı. Bir başka seviyordu herkes, herkesi… Ben de onları…
Daha bahsedilecek pek çok karakter var aslında. Mesela Astrid ama her karakter hakkında söylemek istediklerimi yazsam yazı çok fazla uzayacak. Biraz genele dönmek gerekirse aslında büyük de bir kızgınlık var içimde. Hem Fringe kreatörlerine, hem kanala hem de Amerikan halkına… Dizi dördüncü sezon bittiği yer itibariyle alelacele bir finali haketmiyordu.
“They are coming” repliği başlı başına bir dizi başlangıcıydı bence. Şimdi unutun Fringe’i… Tabii bu nasıl mümkün olacaksa? Bir dizi başlıyor. Pilot bölümü bir süper bilim adamı, çevresinde ajanlar falan ve aniden beliren biri “They are coming” diyor. İstila başlıyor. Bu fikri biraz allayıp pullayıp düzenlerseniz size 5 sezonluk bir dizi daha çıkardı.. 13 bölümde bitirdiler. Her ne kadar oyuncular, ekip bir final şansından dolayı mutlu olsalar da bence Fringe 4. sezon finalinde konuyu getirdiği yer itibariyle bir 5 sezon daha rahatlıkla sürebilirdi. Bir HBO acımasızlığı hissettim sanki..
Keşke diyorum Fringe’i bir 13-14 sene önce izleseydim. Şimdi beyaz önlüklü olmuştum. Diziyi izlerken hep düşündüğüm şeydi bu. Bize bilimin “inanılmaz” yanını hiç göstermemişler. Fizik denilince Fringe’e kadar aklıma makara, kaldıraç geliyordu sadece. Belki beni sadece duygusal anlamda fazlasıyla tatmin etmekle yetinmiş olabilir ama inanıyorum ki hayatına yön verecek seçim aşamasına henüz gelmemiş genç arkadaşlardan bir kaçının aklını çelmiştir.
Friends, Scrubs dahil benim için en zor veda anı bu… İçimdekilerin %5’ini bile gene anlatamadım. Bir yazımda söylemiştim “iyi olan şeylerden bahsetmeyi beceremiyorum.” Son söze gelecek olursak Fringe benim için her zaman özlenecek, hafif bir hüzün ve bolca hazla hatırlanacak bir dizi olarak daima taze kalacak. “Bir Fringe vardı..” diyen cümlelerim hiç olmayacak. Fringe bende hep taze kalacak.
Fringe bitti…
Mevlam Californication’a, The Walking Dead’e, Homeland’e, The Newsroom’a uzun ömürler versin diyelim son olarak…
Ha bu arada gelecekte kalan Walter, oğlunun mesela talihsiz bir kaza sonucu erkenden öldüğünü tarihte görürse ne yapar eder geri döner demedi demeyin.

Twitter @ Samed Aslan
Twitter @ Bir Dizi Haber

Ayça Özbay
 
Blair Brown: “Bu son, hadi bunu doğru yapalım!”
John Noble: “Büyük”
Anna Torv: “Roller coaster’a binmek gibi”
Joshua Jackson: “Büyük bir patlama ile veda ediyoruz.”
Jasika Nicole: “Güzel, dokunalı, tatmin edici ve kalp kırıcı”
Lance Reddick: “Epik bir diziye epik bir final”
 
 
Bence ilk önce herkesin dikkatini çekenlerle başlayalım:
  • Dizinin finalinde bir paradoks var mıydı yok muydu? Herkesin kafasını kurcalayan sorunun bu olduğunu sanıyorum. Evet madem bildiğimiz Observer’lar zamandan silindi, Peter’ın kendi evreninde kalması gerekirdi. Evet o zaman Olivia ile tanışamazdı. Evet o zaman herşey yalan olurdu. Bazılarınızın “ama Observer’lar zamandan silinmedi, sadece artık duyguları var” dediğini duyar gibiyim. Duyguları olan September mı Walter’ın dikkatini dağıttı acaba?! (bu noktada son maddeye bakmak isteyebilirsiniz)
  • Tüm sorularımızın yanıtlarını alamadık. Mesela kimdi o Zeplin’deki adam?! Neden ilk gelen Observer ekibi kırılma noktasına geldi? Neden hepsi içinde bulundukları dönemden bahsedip duruyorlardı? Sürekli farklı zaman dilimlerini gözlemlemişlerdi ve tek bir dönem ya onların kafasında çok geniş bir kavramdı ya da biz birşeyler kaçırmıştık. 
  • Hep merak etmişimdir, Peter alternatif evrendeki oğlunun zamandan silinmesini içine nasıl bu kadar rahat sindirdi. Allah aşkına, adam Etta’nın uğruna nerdeyse herşeyden vazgeçiyordu.
  • Son sahnedeki “Thanks for your support” zarfı gözden kaçamayacak kadar büyük bir jestti. Biz teşekkür ederiz efendim.
  • Başkanlığa soyunan Chealsea Clinton mı? Gerçekten mi? Ailece Beyaz Saray’ı sevdilerse demek! Gerçi bir Harry Potter remake’ine gerçekten karşı değilim. (Tüm bunlar 2036 sahnelerinde geçiyordu)
  • Olivia’nın Cortexiphan sahneleri kanımızın çekilmesine neden oldu ve belki de final bölümünün en büyük aksiyonuydu.
  • Şey Olivia ve Lincoln’ü alternatif evrende görmek güzeldi. Bu sezon en çok Lincoln’ü özlemiş olabilirim. 
  • “The boy must live!” mottosunda September’ın yan çizişi cidden olmamıştı. Peter’dan bahsettiğinden eminiz dostum! Bizden ne saklıyorsun?
  • Walter’ın korkutucu koleksiyonunun bir nedeni olması iyi miydi değil miydi? Karar sizlerin. Tüm o canavarların geri dönüşünü izlemek benim için keyifliydi.
  • Ve tabii Michael! Windmark’ın tek yumruk yemeden kanaması kadar tatmin edici bir başka sahne düşünemiyorum.
  • Olivia’ya dönüp “sus” işareti yapan Michael… Son dakikada bir merak unsuru daha çıkarmanın tepe noktasıydı.
  • Walter’a gelen çiçek çizimini September yolladıysa, Peter’a geleni kim yolladı?! Yanıtlar… Olmayan yanıtlar… 
  • Biraz beyin fırtınası yapalım. Michael’ı zamanda ileri yolladık. Bu da duygulara sahip Observer’lar yarattı. Ki bu noktada Michael’ın September’ın atası olduğu gerçeğini de hatırlatmak lazım. En azından atıp tuttuğum teorilerden birinde haklı olmanın mutluluğu içindeyim. Ha! Bu arada, ilk maddeye geri dönelim. Walter’ın Michael’ı alarak 2167’ye gitmesi onu ciddi bir tarihsel figür haline getirir. Eğer ilk maddeyi okuduktan sonra hala neden Walter’ın peşinde bu adamlar dediyseniz, geçmişe yolculuk hakkınız olsa ilk kimi görmek isterdiniz bir düşünün.
 
Tüm bunları ve daha tonlarcasını bir kenara bırakırsak, oğlu uğruna evrenleri yıkmayı göze alan bir babanın son adımında “Seni seviyorum baba!” sözleri ile geleceğe uğurlanması bu dizinin temelini en güzel açıklayan sahneydi. 
 
Fringe çok uzun zamandır, bilim kurgudan ziyade insan duyguları üzerine inşa edilen bir yapım. Deli saçması deneyler, yeni yaratıklar ve gizemler derken gözden kaçırdığımız belki de bu. Herşeyin bir babanın oğlunu kurtarma tutkusuyla başladığı. Ve o çocuğun babasına (her ikisine de) olan öfkesi. Ve bir de bir kadına olan aşkı. Doğan tüm evlatlarını kaybedişi. Kayıpları altında kırılan ebeveynler. Çocukları için yapabilecekleri, geçebilecekleri sınırlar… Geçmiş sezonlara dönüp bakın ve ebeveynlerle çocukları arasında geçen her hikaye için duvarınıza bir çentik atın. En sona da September ve Michael’ı ekleyin. Ve sonra bana bu dizinin duygularla ilgili olmadığını söyleyin.
 
Beşinci sezonun harika anları vardı. Cep evren ve Walter’ın kafayı bulduğu bölüm uzun yıllar unutulmayacak sahnelerle doluydu. Buna karşılık, belki de kapıların üzerindeki işaretleri bir yana bırakıp gözlerimizin önünde olan biteni daha dikkatli izlemeliydik. Duyguları olanlar ve olmayanlar arasındaki bu savaşta, bilimsel teoriler yaratmak yerine arkamıza yaslanıp rahatımıza bakmalıydık.
 
Bu finalin bazıları tarafından büyük hayal kırıklığı dolu olduğunu tahmin ediyorum. Ucu açık çok fazla konu var ve ben o uçların bağlanmış olmasını tercih edenlerdenim. Ben ufacık detaylarla izleyici işledikten sonra büyük sırları ifşa eden Fringe’i daha çok seviyorum. Ve onun da benzerlerinin düştüğü tuzağa düştüğü duygusundan kurtulamıyorum. Kendi kendine çıtayı yükseltip, finaliyle o çıtanın altında kalmasından bahsediyorum. 
 
Finalle ilgili çok şey yazılabilir. Hele son sezonun benim paranoyaklığımı ne kadar tetiklediği düşünülürse. Bir şey itiraf etmeliyim. Fringe kadar bağlandığım dizilerin çok azı benim beklentilerime uygun sonlandı. Bunun bir çok nedeni olabilir. İster televizyon izleyicisinin hafızasının çok yetersiz olması deyin. İsterseniz adamlar çok dallandırıp burdaklandırıyor sonra bağlayamıyor deyin. Hiç fark etmez. Sanırım bu dizileri sonlarına rağmen seviyorum. Çünkü bana kısa zamanlarda aklıma hiç gelmemiş yeni fikirler veriyorlar. Üzerinde düşünebileceğim şeyler. Ve daha da ötesi, sebeplerini gerçek dünya bilgisiyle ilişkilendirmeye çalışırken öğrendiklerim. 
 
Bu yüzden kızamayacağım. Hoşçakal demekle yetineceğim. “Because it’s cool!” :)
 

Ali Şahin

Önceki Yazı

Bates Motel Hakkında 5 Sey | Haber

Sonraki Yazı

Dragons: Riders of Berk | Tanıtım