Ama İşte Kuzey Işıkları | Tanıtım

 

Hayır, AB’ den bahsetmek istemiyoruz.  Bu seçim öncesi pek seksi olmaz.”

 

 

             Kurgunun gerçeğe kalıcı dokunuşları ile artık “inanılmaz” gelen hiçbir şey yok. Hatırlayın Neo*, bir telefon kulübesinde “Martin Luther Kingvari” bir kararlılıkla yeni bir dünya tasarladığını ve orada her şeyin mümkün olabileceğinden bahseder. Makinelere.  Onunki kaskatı bir kararlılıktır. Bu söylediğine kendini sinik bir biçimde inandırmaya çalışmaz çünkü iman tam da böyle bir şeydir.  Başka hayatların tasarlanabileceğine duyulan o sonsuz iman gücü…  Sistem bütün açıklarına rağmen “iyi bir şeyler inşa etmeyi bir yerlerde” başarmış olabilir.  Kuzeyin batmayan ışıklarında “doğru olarak” ve “kadın olarak” “iyi şeyler inşa etmeyi” düstur edinmiş biri var.  Birgitte Nyborg…  Şimdi bu durgun ve güzel yüzlü insanların Kuzey ışıklarından yüreklenerek temellerini attıkları dünya’ya bu diyardan bir bakış atmak istiyorum.

borgen_4

 

BORGEN:

2012  en iyi dizi Bafta ödülünü kazanmış olan, 2010 Danimarka yapımı “Borgen” dizisi , renkleri, dinginliği, dilin billur dalgalanmalara sebebiyet veren akustiği  ile – tam da İskandinav  bloglarına,  Wallender’e, İngrid Bergman’ın “Monica İle Bir Yaz” ına-  efsunlanmış bir hal içindeyken ilk olarak Kaya Genç’in bir yazısında rastladım. Amerikan yapımı “House of Cards” dizisinden  –son iki bölümü henüz bitirebilmiş  değilim- ve geçen haftaki The Wire/Hamsterdam nostalji yazımdan sonra politik bir rüzgara kapılmış, avare yaprak gibiyim. İlk bölümünü izledikten sonra “Borgen” dizisi için kendi içimde hiç şüpheye düşmeden  “harika” bir yapım olduğunu söylemeli miyim diye düşündüm. Bir süre. Seyirlerin ve beklentilerin önüne geçen ağdalı ifadelerin bizi görsel tatminsizliklerin pençesinde kıvrandırdığına daha önce şahit oldum.  Ancak diziler diyarında dolaşım alanımız genişledikçe ufuk çizgisini daha net görmeye başladık.  Seyirci forumları ve bilgi dolaşım ağı biz dizi severleri bir tür “yetenek avcısı” na dönüştürdü bu dönüşümün en yetkin örneklerinden biri Borgen.  Ted Hughes’ın  “Demir Adam” ı gibi göğümüzü kaplayan Amerikan ve hatta İngiliz dizilerinin yanında Fransız ya da İskandinav dizilerinin esamesi pek okunmuyor gibi.  Ama deneysel seçimlerimizin bizi “çoğunlukla” yanılgıya düşürmediğini görüyoruz.  Avrupa ekolünde yetişmemiş olan bizler  New York’ta Queens’i elimizle koymuş gibi biliriz mesela. Bizi yerel olmaktan çıkaran bu şey belki de bizi en büyük yerliye çeviren şey.  Ancak işte kuzey ışıkları… Bizi tedirgin eden bir yalıtılmışlık duygusu ile seyrettiğimiz karlı Kopenhag ya da Malmö sokaklarına yabancılaştırıyor. Elimizle Queens’i koymuş gibi olamıyoruz. Sevmiyoruz bu duyguyu. Ancak “Borgen”i farklı kılan şeyin  ne olduğunu  falan anlatmak değil derdim.  Acılar çağında yaşıyoruz. Kimi zaman sırtımızı döndüğümüz, utanarak alıştığımız belki de dokunup geçen hüzünlerle kendimizi kandırdığımız. Bunların tam ortasında kilo aldığı için eteğinin içine giremeyen bir kadın duruyor. Birgitte Nyborg, Lady Gaga gibi sticker’ları yok. Ama göğsünde doğruluğun dağında dövülmüş bir ideal taşıyor. Ve bu ideali ilk sınanmasında bile kalkanını yere düşürmüyor. Başbakanlık yarışında eline geçen bir bilgiyi  rakibinin aleyhinde kullanabilecek iken medya danışmanına “sence başbakanlığı bu şekilde alçakça elde etmek ister miyim?” der ve bizim gözlerimiz ışıldar, dünya’da hala böyle şeylerin olabileceğine şaşırarak, kabaran kalbimizi sevinçle yatıştırmaya çalışırız.

 

birgitte 2

 

 

Üstelik Birgitte Nyborg hiçte öyle “Galadriel” ışığına sahip, içine spor salonu kaçmış “woman health” duruşuyla  görünmez. -ama o yine de bir an bunu arzular-  Canlı yayın münazarası için yeni bir kıyafet alıp, tozunu attırmak yerine dolabını gözden geçirmeyi tercih eder. Nyborg, seçim kiloları ona her ne kadar yakışsa da “alımlı” olmamayı tercih eder.  Her defasında kendini yeniden üreten “beden şovenizm” inin bu gezegeni kadınlar için nasılda çekilmez hale getirdiğinin bir kez daha altını çizmiş oluruz. Bir kadın olma hali içindedir Birgitte Nyborg. İşine giderken bindiği bisikleti ile hayatın içinde politik bir  seçime koşuşturan “bizim gibi” olma hali onunla aramızdaki mesafeleri yakınlaştırır, iştahlı bir merakla  tanımak isteriz, çünkü hepimiz şahit oluruz ki yaklaşan dev dalgalarda Birgitte tek başına savaşacak, türlü deniz canavarını “haysiyet” ile bertaraf ederken yuvasını da korunaklı kılmayı üstlenecektir – Nyborg evli ve iki çocuk sahibi bir annedir, görebildiğimiz kadarı ile evde bir temizlikçi ya da bakıcı yoktur, ama her daim taze meyve ve meyve suyu görebiliriz mutfak tezgahında –  “Dyden i midten” adlı ilk bölüm de Avrupa’nın kültürel çeşitliliğe bakış açısını da görürüz ve zamanın ruhunun eski alışkanlıkları çok da değiştirmediğine şahit oluruz.  Koalisyon ortağı  Michael Laugesen göçmenlerle ilgili alınan kararda Nyborg’u ters köşe yapıp Danimarkalıların işlerini, yabancıların  elinden alamayacağını ve göçmenlere iş verilmeyeceğini zamanı gelince ülkelerine geri gönderileceğinin açık sinyallerini verir.

Borgen5

Eski kıtanın yeni kelimelere ihtiyacı olduğu bir dönemde “eski tekinsiz korkular” hala devam etmektedir. “Biz olmayan dünya’nın geri kalanı bize benziyor ama…. Bizim gibi değil” üstten bakışı hala politik arenada ruhunu Laugesen gibi çıkar politikaları güden siyasetçilerle güçlü bir biçimde korumaktadır. Anlaşılan o ki dünya’nın doğu, ortadoğu ve güneyi hala “etnik” bir garnitürdür batı nazarında. (bakınız Black Mirror sezon 1 bölüm 2, Bing Manson yarışma için aranılan “etnik” bir çeşitti!)  Bunun yanı sıra bizim gibi gündemi sürekli güncellenen,  dinamik bir toplum için  “düş” gibi gelebilecek bir işleyiş de sunmaz, o diyarlarda da medyanın ya da siyasetin düşebileceği hırsları, çıkışsızlıkları manipüle etmeden, ancak erdemlerini de gözümüzün içine sokmadan işaret eder

borgen 3

 

 

 

borgen 2

Bu güzide dizi için söylenen güzel sözler ne kadar da az,  şüphesiz bir paye veriyoruz sevdiğimiz dizilere, bir makas atıp yanağına… Ancak “Borgen” ağırbaşlı ve “hakkaniyetli” bir doğruluk dostunu bağırıp çağırmadan gönüllerimize misafir etmeyi başarıyor bu da derinlikle, tavır geliştirebilen karakterleri sinemize basmamıza, kırıp ayağımızı  kendi evrenimizde oturmamıza imkan tanıyor…

 

 

[youtube id=”S_zbydB5KnA” width=”100%” height=”300px”]

The Maccabees’ten gelsin….

 

 

Yazarın notu: Neo, Matrix üçlemesinde  “O” olduğuna inanan güzel kişidir.

 

Esra Ertan

Önceki Yazı

Doctor Who Yeni Bölüm Öncesi Yayınlanan Video | Haber

Sonraki Yazı

In Treatment I Nostalji