Dünya’nın unutmayacağı şeyler var. | Güzelleme

Yaşanacak çok fazla günü var dünyanın. Ve her gün , o günlere inat çekip gidenleri… İsteyerek ya da istemeden; birileri onları çok sevsek de gidiyor. Sevmediklerimizin sanki daha çok yaşadığını hissetsek de gidenlerimiz bizi üzüyor ve canımızı yakıyor. Ve tanımasak da kimilerini, gitmeleri her bir damarımızı daha çok kan geçişinde sallıyor, kışkırtıyor, göz pınarlarımızda bir hareketlenme, kimi zaman isyan…

2

Sen “altın çocuk.” Bana anlatacak daha çok şeyin vardı, herkese anlatacak çok şeyin vardı. Söyleyecek şarkılar, çalınacak davullar ve edilemeyecek danslar… Seni seven herkes aslında bu “kötü günlerin” bittikten sonra, hayallerinin kızıyla evlenip, 2 tane güzel çocukla hayatına devam edeceğini bekliyordu. Seni neyin ne kadar yorduğunu bilemezdik. Bütün “karanlıktan” habersiz, o gülümsemenle hayatımızı ısıtmana, güzel bir şekilde bizi keyiflendirmene bakıyorduk. Çok yakın bir zamanda yeni hikayelerini anlatırsın, daha çarpık gülümser, kalbimizi çarptırırsın diye bekliyorduk. Bencildik, ne hissettiğini bile bilmiyorduk. O kadar bencildik ki, sanki senin kadar güzel insanlar dünyadan göçüp gidemez sanıyorduk. Oysa ki öyle miydi? Hayat ilk defa yapmıyordu bunu. Ne ilktin, ne sondun…

3

Çocukluğundan beri kendi karanlığının içinde kurtulmaya çalışıyordun. Kim sana yardım etti, kim seni daha çok çukurun içine itti, bunu bile bilmiyoruz. Sadece senin izin verdiğin kadarını biliyoruz. Senin iyi biri olduğunu biliyoruz mesela. Sporu sevdiğini,hayvanları sevdiğini, annenin seni büyüttüğünü, aslında çok duygusal olduğunu, gözlerini kıstığında gülümseyeceğini biliyoruz. Ne kadar yetenekli olduğunu biliyoruz. Bilmediklerimiz için bugün biraz daha üzgünüz belki de…Çünkü gün gelip de sen anlatacaktın belki ve biz bilecektik. Tanımak istediğimiz genç bir adamı tanıyacaktık. Belki ders çıkaracaktık, belki de senin yaptığın yanlışları yaptığımız için daha da yakın hissedecektik sana. Benciliz yine, seni daha fazla tanıyamadığımız için, izlediklerimizin, dinlediklerimizin tadını daha fazla çıkaramadık diye üzülüyoruz. Benciliz…

6

Canın en çok ne için yanıyordu bilmiyordum. Benim canım kendi hayatıma, yaşadıklarıma, yaşadığım yerde hepimize yaşatılanlarla yanıyor. Kimi zaman kendimi o “karanlığın” içine bende attım, atıyorum aslında. Gülümsüyorum, senin kadar çarpık olmasa da. Kendime öğrettiğim bir gülümseme var. Hani kalbin yanarken bile gülümsersin ya, işte o senin takındığın gülümsemenin aynısı aslında. Ama canı yanan bir kalbi anlamak zor değil. Sonradan tamir edilse de o bir kere kendinden geçmiş ve biraz çürümüş bir ruhtur ya…Kendine gelmesi için yeni bir ömür lazımdır. Belki de sen o yeni ömrü bulmaya gittin altın çocuk. Belki de bu yetmedi, yetiremediler, yetmedi. Yeni bir ömür, yeni bir evren aramaya gittin kendine. İnan ki bunun felsesi bir sürü açılımı var. Hades’e kadar gidebilir konu ama ben o kadar uzatmak niyetinde değilim. Uzatsam da ne olacak? Karar verildi ve sen çekip gittin işte. Jeff Buckley gibi, River Phoenix gibi, Heath Ledger gibi…

5

Sevgilin, arkadaşların, ailen, iş arkadaşların, hayranların. Ya da sadece sana sempati duyanlar. Seni görmeden seni yanından bilenler. Şu an bir yerde onların acısı ile dolu dünya. Daha büyük acıların; açlığın, fakirliğin,hastalığın,savaşların yanında belki de bu çok küçük bir acı kimilerine göre. Ama seni tanıyanlara, biraz seni anlamaya çalışanlara göre büyük bir kayıbın başlangıcı sadece. Bundan sonra unutulmayacak hatta asla tamir edilmeyecek günlerin, senelerin başlangıcı. Acının büyüğü küçüğü olmaz elbette ama her gidiş o anın en büyük yarasıdır. Yaralar, yaraladığı kadar kanatır. Görünmez kan, görünenden daha tehlikelidir. Çünkü boğazda bıraktığı yumrunun bir kelimesel anlatımı yoktur. Ellerin yüzün kan içinde kalana kadar canın yanar. Bir yıldız kayar dünyadan. Seninle birlikte gidenlerin de yıldızıdır. Ve neden bir adım daha geride olması gerekir bazen hayatların?

7

Cory Monteith. 31 yaşındaydı. Otel odasında ölü bulundu. 13 yaşından beri kullandığı ilaçlar vardı. Onu öldürenler ne, şimdilik bunu bilmiyoruz. İyi bir kariyeri, güzel bir gülüşü, azımsanamayacak yeteneği ve imrenilecek bir hayatı vardı belki de. 14 Temmuz 2013’de verilen “karar” ile aramızdan ayrıldı. Güzel bir yere gittiğine nedense eminim. Birçok emin olduğum şeyden emin değilim ama buna sanki emin olmam gerekiyor. Bu benim ona kendimce veda yazım. Her veda üzücüdür. Onun vedası bir pazar sabahı uykusunun sonunda geldi. Kim ki bu adam? Bu kadar neden üzüldün diyebilirsiniz… Gözünde sevgiyi gördüğüm, içimin ısındığı sadece merhaba’mın olduğu bir insan için bile üzülebilirim. Çünkü bu kadar çirkin bir dünyanın bu kadar güzel bir gülümseye her zaman ihtiyacı var diye düşünüyorum. Aralarından birinin eksilmesi bile kayıp… Hem de nasıl bir kayıp, anlaşılması güç.

4

Bu bir veda yazısı evet. Fon müziği olarak “keep holding on” , “stop crying your heart out” ve “girl on fire” çalan bir yazı. Ve benim aklımda ilk şu var “cool olmak için güneş gözlüğü mü takmak lazım? takalım o zaman ve daha havalı olalım!”

tumblr_l110esPckw1qahnzeo1_500

Bize veda ettiğini ve daha önce de dediğim gibi kendine yeni bir “hayat” bulmak için bir kaçamak yaptığını düşünüyorum. Dünyadaki bütün güzel gülen insanlar gibi. Ve iyi olduklarına inandıklarım, iyi olduklarını bildiklerim gibi. Hayat çok uzun gibi görünsede, kısa aslında. Ve sen bana bir pazar sabahı kahvaltısı öncesi bunu hatırlattın. Çayımı yudumlarken “yarın? ben? yeni bir hayat aramaya çıkar mıyım? çıkmalı mıyım? ama cory daha yeni gitti…” dedim kendime. Bütün o gerçek dertlerin arasında, sen vardın artık. Var olmaya da devam edersin. Bu yalnız dünyanın bir gülümsemesi daha eksik artık. Bundan daha üzücü ne olabilir ki?

Gittiğin yer güzel olsun. Sevilecek kadar şanslı olanlardandın. Dünya bu kadar umutsuz ve nefret doluyken en azından sevildiğini bildin. Bütün o “karanlığa” rağmen… Umarım hafıza sıfırlanmıyorsa, bunu hatırlamak bile yeterince memnun edecektir.

wave

Nida Fin

Önceki Yazı

Comic Con Hakkında

Sonraki Yazı

The Newsroom 2. Sezon 1. Bölüm | İnceleme