Kubbenin Altında Olmak İçin Sebebim Var! | Güzelleme

Stephen King ile alakalı bir anımla başlamam gerek. Yaşım 12. Yazlıktayız, kuzenler filan herkes aşağıda deliler gibi yüzerken, ben halamın kitaplığını “patlatıyorum.” Kitaplar “tepki” , “hayvan mezarlığı” ve “carrie.” Sonrası biraz bilindik hikaye. Havuza zorla iniyorum önümüzdeki 10 gün boyunca. Gözlerim çok acıyor, arada korkuyorum ama çaktırmıyorum. Bir de çok mutluyum. Annem durumdan şikayetçi değil, yaramazım biraz. Sağa sola sataşmayı da seviyorum. Babam işe gidip gelirken arada görüyor, ben orada kitap okuyorum. Bir yanımda kedimiz tarçın ( kendisi cennette 5 senedir, bebeğim oradasın biliyorum miyav! ) bir de kuzenin köpeği naki. ( o da cennette 3 senedir, ona da hav hav! ) Klasik ergen olarak King’dan de etkilenip her çıtırtıdan bir mana buluyorum, siyah panda göz makyajına da başlıyorum.

Manhunt

1000 sayfa üzerindeki “Under The Dome” ise sonrasının konusu. 2 sene öncesinin, o sıcak yazın konusu. Halamın hediyesi tabi ki. O ara işler güçler çok yoğunken ona rağmen deliler gibi okuyorum. Chester’s Mill’in o klostrofobik ortamı, karakterlerin değişimleri ve muazzam psikolojik – sosyolojik göndermeler derken muazzam bir hikaye okuyorum. 2 aydan fazla sürede bitirmiştim. Kaba tabirle dana gibi bir kitaptı. Sonunda da ortasında da büyük keyif aldım. Her zaman Stephen King’in yazım dilini sevmişimdir. En sevmediği kitaplarından olan “CEP” dahil en azından ona ait bir duygu var diye okumuştum. Zaten onun o kelimelerinin huzursuz bacak sendromu en sevdiğim şeylerden. En sakin şeyi anlatırken bile harflerin tırnakları sallanıyor gibi adeta, bunu okurken aşağı yukarı hissediyor insan.

fdhhgfh

Gel gelelim, King’in kitabı diziye uyarlanıyor dedikleri günden beri bende bir heyecan. Acaba ne olacak da ne olacak? Sevecek miyim?Nefret mi edeceğim? Çok mu berbat olacak? Ya da bir efsane mi doğuyor? İlk görüşüm şu olabilir ki, havalara uçmadım ama yerden 4 cm yükseldim diyebilirim. Kendimce sebeplerim var. Diziye henüz başlamayan ya da kararsız kalanlar ve seveni- sevmeyeni ile fikirlerimi paylaşmam gerektiğini düşündüm. İyisiyle ve kötüyüsüyle.

1- Cast fazlasıyla iyi. Son zamanlarda dizilerde oturmayan “cast”lar gibi sakillik akmıyor üzerinden. Konuyu en iyi şekilde “özetleyecek” insanları bulduklarını düşünüyorum. Daha önce başka iyi işlerden tanıdığımız yüzler de var.

under-the-dome-dean-norris-575

James ‘Big Jim’ Rennie Dean Martin’in şahane performansı ile karşımızda. O hesaplı halleri, kendini oraların kralı sanması, minik minik başladığı “mafyacılık” oyununun büyümesi, oğluna olan “control freak” tavrının tüm kasabaya yansımasını izlememiz ve bizi oyunuyla buna inandırması diziye bizi bağlayan sebeplerden. Breaking Bad’in Hank’i kendisi altını çizmeye bile gerek duymadım.

Pilot

Dale ‘Barbie’ Barbara sert çocuk, eski asker, gizemlerle dolu karanlık bir rolde izlediğimiz Mike Vogel; Bates Motel’den Zack Shelby rolüyle hafzalamızda yakın zamandan. Daha öncesinde Pan Am’de de kendinisi görmüş olabilirsiniz. Oraların Kıvanç Tatlıtuğ’su olacak elinden tutan olursa diye düşünüyorum.

tumblr_mpn1x0YAOB1sz0yslo2_500

Julia Shumway rolünde Rachelle Lefevre kafası karışık, zeki ama hafif şapşal ve güzel kadın kalıbını fazlasıyla dolduruyor . Hemcinsi olarak kendisini izlemek büyük keyif, ilk bölümden sonra özellikle üçüncü bölüm ve devamında kendisi rolüne tam oturdu ve daha iyi iş çıkarmaya başladı. Twilight serisinden ve A Gifted Man’den hatırlarsınız kendisini.

2- Daha önce orada burada gördüğümüz ama keşfine henüz başladığımız gayet iyi yüzler de var. Örneğin; forumları, buzzfeed ve bilumum internet portalını yerinden oynatan ve genç kızları diziye çeken adama.

enhanced-buzz-29432-1372266180-27

Junior Rennie rolünde Alexander Koch. Şimdi burada şöyle kısaca bir bilgi geçmek lazım. Kendisi ilk deneme çekiminde “tamam bir daha çekime gerek bile yok, gel rol senin denilerek diziye dahil ediliyor. Rolü çok önemli, kilit ve ağır olduğu için kimse buna ilk başta inanamıyor ve şimdi gel gelelim ki diziyi sürükleyen adamlardan biri. Dizinin açılış posterlerinde resminin olmaması eleştirilse de ben bunun çok sıkıntı olduğunu sanmıyorum. Kendisinin umrunda değil en azından. Takıntılı, hafif psikopat, tutkulu, inatçı ve yoktan-durdan anlamayan adam rolünü iyi giydi üzerine. Ha bir yandan da korkusuz korkak misali abuk subuk şeylerden çekinmesi var ki karakteri zenginleştiren konu bu diye düşünüyorum. Ana ve gerçek konunun bozulmaması açısından da mühim bir şey bu.

file_203601_0_Natalie_Martinez

Öncesinin memuru, şimdinin şerifi Linda Esquivel Özgü Namal’ın lezzet ikizi Natalie Martinez tarafından canlandırılıyor. Aşık bir kadının aşk acısı çekemeyecek kadar meşgul olduğunu ve o muhteşem aşkın başına neler geldiğini izlemek istiyorsanız karakter size macera / gerilim ve bununla beraber her tür bunalımı sunuyor. Büyük başın derdi büyük olur diye boşuna dememişler şüphesiz ki. Kendisini CSI: New York serisinden de tanıyabilirsiniz.

Manhunt

Joe McAlister ‘i canlandıran Colin Ford’dan bahsetmeden olmaz. Bir çok şeyin cevabını onda “bulacağınıza” inanacaksınız çoğu zaman. Ailesi kubbenin öbür tarafında, ablası ise ortalarda pek yok gibi görünmekte. İlk aşkını, ilk büyük macerasını kubbenin altında yaşarken, belki de hiç hayal etmeyeceği zorluklara da göğüs germeye çalışacak. Pembe yıldızların anlamını da kendisinden dinleyeceğiz belki, kim bilir?

3-Sevdiğim şeylerden birinden daha bahsedelim. Stephen King “retro” ve “80”ler havasını seven bir adam. Dizinin yapımla ilgili tekniği ilk başta old-school gelse de daha sonra dikkatle baktığınızda bunun aslında bir tercih olduğunu anlayabiliyorsunuz. Yani size 2013 model bir teknoloji sunuyor olsalar da bunu aslında biraz daha eski şekilde yapıyorlar. İzlerken “böyle şey mi olur mu canım, o ne dandik efekt!” dediğiniz şeylerin çoğu aslında birazcık o tarzı ve havayı ayakta tutmak adına. Tabi ki bu kimine göre berbat bir durum. İşi birinci sınıf olmaktan geri koyuyor. Buna katılmamak çok zor olsa da , ben bu halini de seviyorum. Bayılmıyorum ama seviyorum.

Barbie-Mike-Vogel-discovers-a-troubling-sign-on-the-side-of-the-dome-in-Pilot-644x320

4-Hikayenin her bölümde daha iyiye gittiğini söyleyebiliriz. Özellikle ilk iki bölüm yaşadığımız bir takım hayal kırıklıkları olmuştu. Ben kendi adıma , King’in senaristleri bir kitap konusu olacak şekilde öldürebileceğini düşünmeye başlamıştım bile. İlerleyen bölümlerde özellikle 4 ve 5 dahilinde konuşmak gerekirse daha kesin bir dil ve daha iyi bir anlatıma doğru ilerlediğimiz söylenebilir. Bunda genel hikayeye uygun bir şekilde karakterlerin gelişimi de sebep gösterilebilir.

underthedome1024x

5- Merak konusu diziyi izlemek için en önemli etken. Bu kubbe neden burada? Bunu kim yaptı? Hükümet mi? Uzaylılar mı? İnler mi? Cinler mi? Doğa ana ceza mı veriyor? Ve bu süreç dahilinde bu insanlar hayatta kalmaya ne şekilde devam edecekler? Ne gibi cinnetler, ne gibi hastalıklar yaşanacak? Hayatta kalmak ne kadar mümkün olacak? Düşmanlar dost, doslar düşman olacak mı? Entrika boyutu da girince işin içine küçük bir kasaba için hayat sadece kubbe yüzünden değil, çok daha çeşitli sebeplerden dolayı zor olacak, bunu söyleyebiliriz. Bu arada iletişimin kubbe dışına sağlanamadığını da söylemek lazım. Telefon yok, televizyon yok, internet yok. Bir tane radyo istasyonu var. Bir düşünün şimdi, twitter bile yok! Dizi izlemeyi filan unutun, external hd ya da arşivinizde ne varsa onunla idare edeceksiniz artık!

THE DOME31

Dizinin reytingleri de fena değil. İkinci sezon olabileceği yapımcısı Brian K. Vaughan tarafından söylendi.Seyircilerin seriyi sevmesi ve yüceltmesi dahilinde “bu güzel yolculuğa devam edeceğiz” şeklinde bir açıklama mevcut. Biz bekleyenler 13 bölüm sonunda bitecek derken “nasıl yani ? devam derken?” diye düşüneduralım. Vardır bir bildikleri. Karşımızdaki işin A kalite bir iş olduğunu bütün iyi niyetimize ve iyi durumuna rağmen söylemek oldukça zor. King faktörü kötü şeyler söylemekten kaçınmama en büyük sebep benim adıma. B kalitede A kalite taklidi yaptığını söylemek uygun olur sanki. Efsane bekleyenleri bu noktada mutsuz etti dizi. Ancak şunu da eklemek lazım ki her kitap uyarlaması aşağı yukarı bu kaderi yaşıyor. Yani çok daha iyi bir şey olsaydı bile kesinlikle “iğrenç, izlemeye değmez” diyenleri olacaktı. Her işten de Breaking Bad, Walking Dead, American Horror Story ya da Lost tadı beklemek ne kadar doğru bunu da bilemiyorum ama memnuniyetsizler için bol bol defosu var Under The Dome’un. Ama hediyelikleri bile çıkmış durumda Amerika’da. Ben Junior’un olduğu herhangi bir şeye talibim, eğer güzellik yapıp hediye yapmak isteyen olursa. Hani söyliyim dedim! Şaka bir yana Blue Box setine özel böyle hediyeler düzenlenmiş.

hhyhdet

Bana sorarsanız hava 28 derecenin üstüne çıktığında ve nem tepeme baloncuklarını bıraktığında, rengi pembe olmasa da bir kubbe çöküyör üstüme. Nankörlük yapmıyım en azından ulaşım ya da iletişim ağımı etkilemese de hayatıma bir nevi negatif etkisi oluyor. Kısacası yaz mevsimi, senden hoşlanmıyorum. Under The Dome’da olmasa herhalde sana daha çok söverdim ama Junior’un o güzel psikopatlığına şükret sen. Kişisel yazar notu olarak; inanılmaz güzel ve farklı adam ki kendisi Norman Bates olarak bilinir Anthony Perkins’in yolunda gidebilecek bir adam olarak görüyorum Alexander Koch’u. Sonu benzemesin diyerekten tabi ki. Ki günümüz Bates Motel’inin Norman’ının en büyük eksiğinin “karizma” olduğunu söyleyen herkese katılmış oluyorum bu söylemimde. Masumiyet level 100 iken karizma level -50’lerde dolaşıyor. Annenin güzel hatrına şükret sen!

Son sözü “kral” söylesin. İyi haftalarınızı da ben dilemiş bulunayım.

stephen-king-dr-sleep

Nida Fin

Önceki Yazı

Comic Con 2013 – Veronica Mars Movie

Sonraki Yazı

AMC Kanalından 2 Yeni Dizi | Haber