Çapkınım… Hovardayım… 24 Ayarda mıyım?*…

Erkeklik halleri üzerine fena kafa yorduğumuz bir memlekette yaşamaya çalışıyoruz. Kızlı erkekli bir yaşamın güçlendirici, dayanışmacı ve dünya’yı sevginin kuşatıcılığıyla kucaklayabileceğimiz,  hafif günlerin umudu ve özlemi hep içimizde. Çoğunlukla da kavga’yı seçiyoruz. Suskunlaşarak… Bazen boyun eğerek, bazen vazgeçerek ve aslında hep sevmek isteyerek… Bir türlü büyümeyen afacan erkekleri gözümüzün ucuyla dövüyoruz. “Belki büyür bu sefer”  diye… Sitemimi bezediğim cümlelerin altını çizeyim yine de.  Kızlı erkekli bir dünya’nın onurlu duruşunu seviyoruz biz… Ancak ah! şu kalbimizi ansızın çalan hercailer…

HANK MODDY2

 *Hank Moody/Californication:

Hank Moody, hem beğenebileceğimiz hem de anlayabileceğimiz fırsatları sunan ve son derece –öyle olmadığı kuşkuları uyandırsa da- iyiliksever, cömert bir karakter olarak diziler tarihinde yerini alır. Californication adlı yapımın herhangi bir sezonunun herhangi bir bölümünde, peşinde olmadığı halde hep kazanan –bizdeki tabiriyle “ballı” olarak nitelendirebileceğimiz- gibi görünen ancak kendisinin de farkında olduğu bir biçimde kaybeden, dalından kopmuş güz yaprağı gibidir. Hank, romantize edilmeye gereksinim duyulmayacak kadar sahicidir.  Zira ona ruh katan David Duchovny, gerçek hayatında da seks bağımlılığı tedavisi gördüğü için, Hank karakterini içselleştirmeyi ve bu etkiyi seyirciye geçirmeyi hakkıyla başarıyor. Onu çekici kılan şey, cool ya da sosyal flörtü kotarıyor olabilmesi ya da kadın ruhundan anlıyor olması değil; kusurluluğuyla barışmış, onu kabullenmiş ve gerçek kılmış olmasıdır. Evet Hank Moody’nin birlikte olduğu kadınların matematiğini rahatsız edici bulsak da o, bunu yapmak istediği için yapar. Sevmeyi denemek, sevişmeyi sevmek, bir kadın’da dünya’nın çekiciliğini deneyimlemek ister. Ancak girdiği tüm sokaklar, hiçbir zaman sevmeyi unutamadığı tek bir kadına çıkar. Biz sevgili kadın izleyiciler, Hank’i ,hiçbir ilişkide kaybetmediği bu masumiyeti ile sahipleniriz…

 NIP/TUCK: SEASON 6: Julian McMahon stars as Dr.Christian Troy. Photo Credit: FX

 *Christian Troy/Nip-Tuck:

Çok şükür yapımcılar, 6.sezon’da vazgeçmeyi bildiler de, biz de gözümüzün önünde üzüm gibi ağaran bu adamın “ihtiyar zampara” ya dönüşümünü görmek hüznünden kurtulduk.

Bir erkeğin yakışıklılığı ya da bir kadının güzelliği tartışmasından öte bir şeydir  Dr.Troy’un çekim gücü. Ürkütücü gerçekle yüzleşirsek eğer Christian Troy (Julian Mcmahon), pek çok sevgili kadın izleyici için vaat ettiği bela ölçüsünde bir “onay” kazanır. Geçmişiyle ilgili öğrendiğimiz trajik gerçekler, onun kendisine uyguladığı psikanaliz süreciyle ilgimizi “şefkat” e dönüştüren güçlü bir etken olduysa da  Dr. Troy hep duvarın tozlu deliğinden bakacağımız  “tekinsiz” bir imge olacaktır. Zira yaşamla kurduğu ilişki kendiyle olan dargınlığını aşamadığından, ağır “eksiklik duygusu” ile ilişkilerinde büyüklenmeci bir tavır sergilemesine ve kendini performatif bir skor tabelasına dönüştürmesine  sebep olacaktır.

Bizim için Hank Moody  Dr.Jekyll’ın nezaketi ise, Dr.Christian Troy’da Mr. Hyde’ın acımasız karanlığı gibidir…

 GANNİCUS

 *Gannicus /Spartacus:

Şeytan tüyü, böyle de bir şey var. Ne yaparsa yapsın kendini sevdiren mukabilinden, sonsuz limiti olan sevgi böceği türü için dillendirilmiş olsa gerek… Hazin bir hikayesi ya da sakladığı bir gizemi yok Gannicus’un. Üstelik bir hayli şımarık, büyüklenmeci ve başkasının kederi olacak kadar neşeli. Sözünü sakınmaz, hiç kimse ve hiç bir şey engel olmadığı için karşısına çıkan her kadınla beraber olabilen hınzır bir adam…  Bir kişi için dünya’nın geri kalanından vazgeçiş çok epik ve şiirsel bir yaklaşım. Gannicus (Dustin Clare) için bu, talihsiz bir durum. Yan yana gelinemeyen o “tek” kişi için dünya’nın geri kalanına teslim oluş…  Juanito’nun sesinden “Arkadaşımın Aşkısın” adlı bungun şarkı kulağına çalınmış olsaydı, Gannicus yasak aşkından vazgeçebilir ve yazgısı yeniden yazılabilir miydi? Bu da geleceği bilebilme arzumuzun kadim sorusu…

Görüldüğü üzere aslında hiçbir çapkın, hiçbir hovarda sadece bir çapkın, sadece bir hovarda değil… Bu, annemizle kurduğumuz yek dünya’nın emniyetinden kopuşla başlayan “hep bir şeyler eksik” illüzyonunun bizi, bu dünya’da diğer yarımızı aramaya ya da onu aradığımızı reddetmeye meyil ettiren şey.

Bu yolda herkesin şansı bol ola…

 DON DRAPER

 *Don Draper/Mad Men:

Don Draper’ı bu mini galeri’ye  alıp almamakta bir tereddüt yaşadığımı ifade etmeliyim. Bana kalırsa ismini zikrettiğim dizi karakterleri içerisinde en ağır “vaka” olarak nitelendirebileceğimiz kahraman Don Draper. Mesleki hırsı, yeteneği ve başarısı bir tarafa, tüm bu hayatı olumlayan sıfatlar, Don Draper’ı gerçek ve “tam” yapmaya yetmiyor. Kendine yaklaşmaya, içinde mutsuzluğunun kaynağını haykıran sese bakmaya cüret edemeyen Don, bu zafiyetin dalgalandığı her anı maskulin hezeyanlarla bastırmaya çalışan, kendi erkekliğiyle ezilen yetişkin bir çocuk gibidir. En azından ben, ona her baktığımda çatılmış kaşlarının arasında tutsaklığından kurtulmaya çalışan bir çocuk görüyorum. Bu sebep, evliliğini sabote eden ardından diğer ilişkilerinin de pimini çeken bir tutum sergiliyor Don Draper. Mutsuzluğuyla kendini cezaya çeken…

Dizinin jeneriğinde binanın tepesinden baş aşağı çakılan adam, harika bir “tükeniş” metaforu olarak da okunabiliyor.

 *Çapkınım, hovardayım, söz ve müziği Kadri Şençalar‘a ait bir şarkı.

Siz bu şarkıyı, dünya’yı daha iyi bir yer yapabileceğiniz yepyeni umutlarla dinleyin, hüzünle değil…

http://www.youtube.com/watch?v=ciCCCyilnD4

Esra Ertan

Önceki Yazı

Breaking Bad S05E011-E12 | Analiz

Sonraki Yazı

HBO’dan Yeni Dizi True Detective | İlk İzlenim