Mutluluk, Kederle Elele Vermezse Yaşamaz | Güzelleme

Trajedi, sülük gibidir. Üstüne yapışır, kanını emer ve seni bırakmaz. İnsanlar sana dik dik bakarlar. Çoğu acıma duygusu hissederken, pek azı empati yapar, diğerleri de kendini rahatlatma eğilimindedir. Trajedi büyük bir sülüktür. Çektikçe koparamazsın. İşin kötüsü alışırsan bu sülüğe, kanını seve seve ona emanet edersin.

house-dark1

Len Harper ( David Threlfall ) yıllarını iyi bir dedektif olmak için harcamış ve işinde gerçekten iyi olmuş, orta yaşlarını geçmiş bir adamdır. Karısını kaybetmiştir, hayatına heyecan katmak sadece işi ile mümkün görünmektedir. Emekliliğine bir hafta kala bir anons gelir. Bir çatıkatında 2-4 senedir orada bulunan bir kadın cesedi vardır. Ortağı ile giderler, her şey bildik ve sıradan devam etmektedir ki karşılarına bir trajedi çıkar. Melissa Young bu kadar zamandır kayıp olmasına rağmen, kimse onu aramamış-sormamıştır. Len Harper, bu haberle kendi içinde mahvolur. Çünkü farkındadır, iletişim çağı bile olsa genç bir kadının arayanı ve sormayanı olmaması demek bu kadının durumunun çok da iç açıcı olmadığı göstermektedir. Ve ertesi hafta olur, Len artık emeklidir, güzel bir parti verir iş arkadaşları…Derken, davadan elini ayağını çekeceğini kendi içinde kalacağını düşünür etrafındakiler. Ama o bir şekilde ve polisliğin verdiği bir iç güdü ile davanın tam merkezinde bulacaktır kendini. Çünkü bu evin, bu çatı katının ve birbirinden acayip komşuların anlatacağı ve bulunması gereken çok fazla şey vardır. Ve Melissa Young’ın hikayesi sandığımız kadar basit değildir.

davidthrelfall

Buraya kadar anlattıklarımla, size çok bildiğiniz belki de defalarca kucağına düştüğünüz huysuz aksi polis ve yapayalnız kız hikayelerini anımsatmış olabilir. Aslında şu bir gerçek ki What Remains zaten çok bilmediğiniz bir hikaye ya da bir buluşla gelmiyor size. Size anlattığı şey, yalnızlığınız, çaresizliğiniz, kederiniz ve çıkış yolu ararken adeta bir hamster gibi kendi karanlığınızda debelenmeniz. Dizinin ilk bölümü yayınlandığında IMDB notu 8.1’di. . İlk iki bölüm yayınlandı ve izlenebilir durumda, üçüncü bölüm 8 Eylül ve dördüncü bölüm l5 Eylül’de yayınlanacak. Şimdilik görünen plan bu. Ve dizinin yönetmeni Coky Giedroyc‘in yarattığı dünya sıradan bir “poliscilik/ dedektifçilik” dizisi için fazlasıyla gergin ve tadında. Kendisi daha önce The Nativity ve The Virgin Queen adlı mini dizileri yönetmiş. Ve geçtimiz kış David Tennant’lı Spies Of Warsaw adlı mini dizisi yayınlandı. Alan Furst tarafından yazılmış bir kitabın uyarlamasıydı.

What Remains

Ben What Remains‘i izlerken, burada çok abartma yaparsam af buyurun ancak tamamen kalp kasılması ve ince bir sızı hissettim. Bunu hissetmekten şikayetçi değilim, aksine bu insan olduğumu hatırlatan ve sorgulamaya iten bir süreçti. Düşünün ya da kendinizi Melissa’nın yerine koyun. Yoksunuz, gitmişsiniz, nereye olduğu önemli değil. Ve sizi arayan, soran tek bir kimse bile yok. Varlığınız kimseyi mutlu etmemiş ya da mutsuz da etmemiş. Len’e gelirsek, 1 hafta önce el pençe önünde duran iş arkadaşları 1 hafta sonra onu karakol bahçesinden kovabilecek kadar sinirli ve anlamsızca gergin. Apartman sakinlerinin hayatlarında yaşananlar ise belki de sizin kapı komşunuzun da içinde olduğu şeyler. Ama aynı dizide olduğu gibi siz, hiçbir şeyin farkında değilsiniz. Pardon düzeltelim, farkında olmak istemiyor da olabilirsiniz. Ve bir an gelip bir takım tesadüfler yol gösterici olmaya başladığında başladığınız yolculuk ise tahmininizden daha zor ve içinden çıkılmaz olabilir.

sg

İntihar fikri çoğu zaman bir seçenek gibi duruyor Melissa’nın hikayesi gibi durumlarda. Bu dizide buna benzer bir şey olur mu olmaz mı izleyip görmek gerekiyor. Peki intihar her yalnız ve düşmüş insanın başvurabileceği bir yöntem mi? Yıllardır dönen geyik vardır ” İsveç’te filan intiharlar fazla paraya rağmen yalnız ya insanlar ondan!” Şimdi İsvaç, Norveç, Danimarka ve diğerlerini kendi dertleriyle başbaşa bırakalım. Ya da isterseniz parmaklarınızla bir sembol yaratıp onlar için üzülebilirsiniz de. Ancak yaşadığınız noktada yani Türkiye’de intihar vakalarının son 10 yıl içinde %45 arttığını bilmekte fayda var. Ve yalnız yaşayan insanların ( arayanı-sormayanı olanlardan kastım ) evlerinde 10-15 gün ölü olarak kaldığını ve sonrasında sadece arkasından edilen lafın “ah vah tüh tüh” olduğu da bir gerçek. Kısacası şunu demek istiyorum, izlediklerimiz ve bize uzak olmaz dediğimiz şeyler sadece 5 adım arkamızda, koşup bizi tutması ya da ayağımızın tökezleyip geriye düşme durumumuz muhtemel. Cem Yılmaz’ın dediği gibi “ben ne ölücem ya , bu yanımda oturan ölsün!” geyiği yavaş yavaş gerçekleşiyor. Bencillik 7 ölümcül günahtan biri ve sanırım kimsenin bunu önlemeye niyeti yok, en azından kendi içinde.

maxresdefault

Sonbahar’a yakışan ve izlerken gerçekten o bir bardak kahvenin kokusunu doya doya alabileceğiniz bir dizi What Remains. Dediğim gibi size ilk sunduğu şey bildikleriniz, ikinci sunduğu şey ise içinizde karşılaşmaktan korktularınız. Yazar notu olarak LUTHER sevenler özellikle izlemeli diye de eklemek istiyorum.

Umut tükendiği zaman yerine Tanrı yerine Şeytan geçer derler.
Çünkü umudu veren her zaman iyi olmayı emrederken, umutsuzluğu emreden kalbinizi yiyerek beslenir.
Ve Mutluluk, kederle elele vermediği her an bir su damlası kadar uçup gitmeye mahkumdur.
Gerçek mutluluğu, gerçek bir acı mümkün kılabilir.

house-2

Nida Fin

Önceki Yazı

Pretty Little LiArs 4.5’un ArdınAn | AnAliz

Sonraki Yazı

Friends Hakkında Bilmeniz Gereken 25 Etkileyici Gerçek