Polisiye Dizilerine Genel Bakış…True Detective | İnceleme

true-detective

     HBO, Matthew McConaughey, Woody Harrelson, Louisiana…  Bu altın kelimeler bir araya geldiğinde, yapacağı etkinin ağır olacağı aşikâr. True Detective, tanıtımları sosyal ağlarda yayılmaya, sezonun ilk trailer’ları dönmeye başladığı andan beri, birçok izleyici gibi benim de merakımı celbetmiyor değildi. İlk sezon itibarıyla beşinci bölümü de, bir iki haftalık aradan sonra geride bıraktık. Yapımın akıcı ve her yönüyle başarılı bir çizgi tutturduğunu söylemek doğru bir yaklaşım olmayacak şüphesiz. Ancak  True Detective,  suç-gerilim türünde fark yaratmayı amaçlayan, hikayesinin omurgasını da bu eksen üzerine inşa eden önemli bir yapım… Polisiye&gerilim türünün zaman içerisinde evrildiği bir çizgi var. Crime Scene Investigation yani olay(cinayet) yerini inceleme, soruşturma kavramı içerisine gömülmüş, vakayı kriminalize etmek ve somut delil yorumlarıyla sonuca varmak, uzun zaman örneklerini izlediğimiz polisiye anlayışı oldu…

 jessicafletcher

  sherlock   

      Polisiye türünün daha mitik örneklerini hatırlayacak olursak, zaman içerisinde türün dönüştüğü yorumları doğru okumak kolay olur. Sözgelimi Bayan Jessica Fletcher zarif yöntemleri ile saha ve tanık araştırmasına önem verirken, Sherlock Holmes delil toplar ve onların dürüstlüğünü vakanın önüne koyar. Müfettiş Poirot  ise olayın tüm ayrıntılarından bir öykü yaratır, sezgisel biryol takip eder.  Mike Hammer (günümüzdeki en iyi örneği bbc dizisi Luther) ise yumrukları ile konuşarak, maskülen çizgileri konturlanmış “kabadayı” yöntemlerinden vazgeçmeden adalet peşinde koşar. Criminal Minds, Bones, Rissoli and Isles, Without Trace, CSI Las Vegas, Miami ve New York gibi pek çok örnek, Holmes, Poirot, Jessica Fletcher ya da Mike Hammer, Columbo gibi dedektif arketiplerinden doğan episodic polisiye diziler  tarihinde yerlerini aldılar şüphesiz. Ancak son yıllarda izleyici beğenilerinde de dönüşüme sebep olan farklı bir anlayış geldi suç odaklı dizilerde. Bahsettiğimiz seriler episodic yapımlar halinde, klasikleşen bir anlayışla sezonlar halinde süregeldilerse de artık sinema diline yakınlaşan ve hikaye sürekliliğini ön plana çıkaran suç odaklı dizilerin varlığı, kanal ve yapım şirketlerinin göz bebeği olmakta. Bu eğilimin sebeplerinin neler olabileceği sorusunun cevabı belki de kuzey Avrupa suç&gerilim anlayışında gizli olmalı. Stieg Larsson ‘ın, Henning Mankell’in polisiye romana kattığı “tekinsiz” anlayış, Milenyum üçlemesi, Dedektif Kurt Wallender’dan beslenen kuzey Avrupa yapımları (Forbydelsen, The Broen, Wallender…)  suç odaklı metinlere başka bir anlayış getirdi…

ejderha dovmeli kiz

    HBO yapımı True Detective, tam da bu kabuk değiştirmenin “iyiler” sınıfında değerlendirebileceğimiz örneklerinden…  Kanalın bu tercihinden önce aynı tekinsiz ormanda yürümüş diğer yapımları da referans vermek gerekir ki, True Detective’i ayrıcalıklı kılan unsurlar parlayıp ortaya çıksın. İlk sezonu ile damağımıza bir parmak bal çalan Fox yapımı The Killing, NBC yapımı Hannibal, yeni yaklaşımın en iyi örnekleri…  Adı geçen yapımlar, sezonun tamamına yayılan bir hikayenin etrafında gelişiyor. Bu devamlılık hem metinde hem de görsellikte sinema diline yakın  bir tadı yakalıyor. True Detective, adı geçen yapımların hikayesindeki çekirdeği muhafaza ediyor. Bir cinayet vakası etrafında gelişen olaylar, ilerleyen bölümlerle karakterlerinin çelişkisi, bilinmezliği ile katmerlenerek  sahici bir dram yakalamayı da başarıyor. Hal böyle olunca geleneksel “birbirine zıt iki karakter” çatışmasının hikayeye kattığı zenginlik, delil ve saha araştırmalarını aşkın bir haz veriyor izleyiciye. The Killing, suç ve dram gibi atbaşı giden iki unsuru harmanlar iken, Hannibal ve True Detective daha ileri gidip ritüel unsurlarla cinayet işleyen katilleri merceğine yerleştiriyor.

true detective 7

Bu noktada Hannibal’in daha cüretkâr ve yaratıcı imgeler kullandığını belirtmem gerek. True Detective, cinayet masası dedektifleri Rust Cohle (Matthew McConaughey) ve Martin Hart (Woody Harrelson) ‘ın 1995’de Louisiana’da işlenmiş bir cinayeti, on yedi yıl sonra dosyanın yeniden açılmasıyla, kendi anımsadıkları ayrıntılarla hikayeleştirmeleri üzerinde yoğunlaşıyor. Dolayısıyla bu, suç dizisi kavramında farklı bir  tutum. Yani aslında seyirci olarak biz, iki ayrı hikaye izliyoruz. Martin’in ve Rust’ın hikayesi…  Belirsizlik bu iki dedektifin hikayeye kattığı ayrıntılarla derinleşirken, suçlunun kim olabileceğine dair kuşkulara da pus düşürüyor.  Durum bu iken metin, yatırımını karakter çatışmasına  yapıyor. Bu çatışma Hannibal’da  keskin olmamakla birlikte, cinayet ritüelleri tartışma götürmez biçimde hayallerimizin ötesinde… True detective’in yakalayamadığı ürkütücü gerilim geyik, yol, boynuz gibi imgelerle Hannibal’da “rüyamsı” bir dehşete dönüşüyor. Geyik, boynuz bir imge olarak True Detective’de de kullanılıyor. Ancak özensiz ve heder edilmiş ayrıntılar olduğunu düşünüyorum. Öyle ki bir süre sonra mesaj içerikli cinayet teması uzun kovalamacaların, büro çekişmelerinin ve özel hayatın ıstırapları arasında eriyip gidiyor.

true detective 6

       Diğer yandan büyük kentten gelen Cohle ve kırsal argümanını koruyan Hart’ın pek çok konuda çatışması, hikayeyi besleyen en önemli menba. Cohle’un “gördüm geçirdim” havası,  bir tür ermiş sükûnetiyle güçleniyor ve vakaya yaklaşımı bazı anlarda “spiritüel” bir gizem kazanıyor. Hart tam da onun bu yönünü dövmek için var gibi. Aile hayatında yaşadığı sorunlar, Cohle’un hakemliği göz ardı edilmeden çözümlenebiliyor.

true-detective 6

  Bununla birlikte her bölüm bir saate yakın uzunlukta. Ağır ilerleyen hikaye her ne kadar izleyici ritmimi etkilese de True Detective, “tuhaf” bir çekiciliğe sahip. Görsel yönetmenliğini başarılı bulduğumu dile getirsem de, Louisiana öyle bir atmosfere sahip ki, yol çekimleri eyaletin büyülü doğasını, ürkütücü güzelliğini açıklama gerektirmeksizin sergilemeye yetiyor. Gelelim dizinin belki de en başarılı bulduğum jenerik müziklerine…  HBO referanslı dizilerin oyuncu, mekân, sanat yönetmenliği ve metinlerindeki özgünlük kalitesi, müzikal yorumlardaki seçimlere de sirayet ediyor. Dizinin açılış jeneriği bir harika. Keza birinci bölüme görkemli bir son hazırlayan The Black Angels’ın Young Men Dead yorumu, o da ayrı bir harika… Oyunculuklara gelince, son yıllarda olgunluk çağını yaşayan –bana göre- özellikle The Lincoln Lawyer ve Killer Joe adlı sinema filmleriyle çıkış yakalayan Matthew McConaughey, dedektif Cohle rolünde başarılı ancak ses kullanımından bedensel olanaklarına kadar bir yorgunlukta yaratmıyor değil. Sinemadan dizi yapımına ihtişamlı bir geçişin kaygısı var sanki üstünde McConaughey’in.  Karakterin imkânlarını zorluyormuş gibi agresif bir oyunculuk sergiliyor. Eh! bunda yapımın izlenme oranları ve ikinci sezon onayını alma kaygılarının da etkili olduğunu düşünüyorum. Bir prestij meselesi yani. Woody Harrelson ise bir o kadar sakin ve yalın oyunculuk sergiliyor. İyi ki böyle yorumluyor çünkü Cohle’un karanlığı, onun karakterindeki kırılmaları ve kusurları daha iyi görmemizi sağlıyor. Martin’i daha gerçek ve daha yakın kılan da bu oluyor.

martin hart

   Dizi, 12 Ocak’ta yayınlanan pilot bölümü ile 2.3 milyon kişi tarafından izlenerek, HBO’nun son 4 senede aldığı en yüksek izlenme oranını elde etmiş. Bu rakama bir diğer yaklaşan isim Martin Scorsese’ın yönettiği Boardwalk Empire’ın pilot bölümü olmuş.

true_Detective 4

   Eğer hala izlemediyseniz, True Detective ile tanışmanın tam zamanı sevgili izleyici…

Esra Ertan

Önceki Yazı

Sherlock’tan Gülümseten Hakaretler

Sonraki Yazı

Doctor Who’ya Yeni Bir Yüz