Ergo Proxy | Tanıtım

2006 sonbaharında ilk defa takipçilerine merhaba diyen Ergo Proxy orijinal bir anime olmakla birlikte; Yumiko Harao’nun Ergo Proxy: Centzon Hitchers and Undertaker isimiyle yayınlanmış bir de mangası bulunuyor. Yönetmeni Shukou Murase‘yi daha eski işi Witch Hunter Robin’den, senaristi Dai Sato‘yu ise Samurai Champloo’dan ya da en son kaleme aldığı Space Dandy‘den hatırlayabilirsiniz. 23 bölümden oluşan başarılı animenin herhangi bir OVA’sı ya da filmi yok.

Türüne bilim-kurgu temelli psikolojik gerilim diyebileceğimiz anime için “cyberpunk ve steampunk akımlarını tek potada eriten bir yapım örneği” tanımını yapsak abartılı bir tutum sergilemiş olmayız sanırım. Zira Ergo Proxy kendi içinde düzeni eleştiren bir yapıda olup, post-apokaliptik ve distopik bir gelecekte geçiyor. Robotlarla insanların iç içe yaşadıkları ve bilimin tavan yapmasına rağmen şiddetin de eksik olmadığı bir zaman dilimini anlatan animenin; buna rağmen kurgulanan dünyasında, mitolojiden tutunda felsefe dünyamıza kadar birçok tanıdık öğeyi görebiliyoruz. Bir bölüm ya da karakter isminde, söylenen bir replikte ya da gördüğümüz bir sahnede gizlenmiş bu mitolojik ya da felsefik göndermeleri yakalamak ise tamamen izleyiciye kalıyor.

tAG_24955
Konusuna bakacak olursak; Ramdeau isimli şehirde insanlar ve otoravlar mutlu (ya da öyle görünen) bir şekilde yaşamaktadır. Her vatandaşın bir refekatçi otoravı vardır. Re-l Mayer dedektiftir ve refakatçi otoravı Iggy ile şehirde yayılmaya başlayan Cogito virüsünün bulaştığı (virüs otoravlarda özgür iradeye sebep oluyor) otoravların işlediği cinayetleri araştırmaktadır. Vincet Law ise başka bir şehirden Ramdeau’ya göç etmek zorunda kalmış bir göçmendir. Soruşturma sırasında yolları kesişen Re-l ve Vincet’in başka bir ortak noktası daha vardır… Proxy. Vekil (proxy) adı verilen bu insanüstü güce sahip yaratık(lar) sadece Re-l ve Vincet’ın değil, tüm insanlığın kaderini etkileyecektir.

Evet, animenin temelinde insanlar, robotlar ve Proxy(ler) var. Fakat olay sadece bu üçlünün farklı kulvarlardaki savaşı değil. Bu, olayın sadece aksiyon kısmı… Bir de felsefi kısmı var ki burada insanın kendi benliğiyle savaşını ve farklı bir boyutta yaratılan-yaratıcı savaşını görebilirsiniz. Anti-kahraman formuna yakın duran ana karakterlerimizin kendileriyle çatışmalarını, benliklerini sorguladıklarını gördükçe aynı duygu ve düşünceye bürünebiliyorsunuz. Animenin karanlık yapısı fazlasıyla iç karartıcı fakat sürreal anlatımlı bölümlerdeki korkunçluk yanında bu karanlık atmosfer bile daha sevimli görünebiliyor.

Ergo Proxy, hikâye olarak başarıyla kurgulanmış olmakla birlikte çıkarımları tamamen izleyiciye bırakıyor. Düzenli aralıklarla mantıksal/felsefik çıkmazlara giriyor ve bir süre sonra izleyiciyi buna alıştırıyor. Kesin bilgileri doğrudan söylemiyor, bu yüzden paragraf aralarına serpiştirilen alt metinleri arayıp çıkarmak tamamen izleyiciye kalıyor. Hatta bazı söylemleri ve kullanılan isimleri daha iyi anlayabilmek için kendinizi Google’dan araştırma yaparken bile bulabilirsiniz. Öyle ki finalden sonra bile teoriler üretip bunları destekleyici bilgiler aramanız kuvvetle muhtemel…

ergo-proxy
Animenin hâlihazırda karanlık bir atmosferi var evet ama bu atmosferin etkisini birkaç kat daha arttıran yegâne olay, sahne müziklerinin haddinden başarılı olması. Ike Yoshihiro‘nun eseri olan bu soundtracklerin bulunduğu iki adet OST albümü bile var. Başarılı bir açılış jeneriğine sahip olan Ergo Proxy’nin asıl güzel kısmı (en azından benim için) kapanış jeneriğidir. Zira kapanışı Radiohead‘in Paranoid Android‘i ile yapıyor.

Bu anime için sindirimi zor, kavraması güç demek yanlış olmaz. O yüzdendir ki önerim yavaş yavaş izlenmesi yönünde. Bir çırpıda izlerseniz ilk bölümlere tekrar göz atmanız yüksek bir ihtimal. Kaldı ki Ergo Proxy’i bir süre sonra tekrar izlemeniz halinde daha önce dikkat etmediğiniz şeyler keşfetmeniz, yeni sorular ve farklı cevaplar bulmanız işten bile değil.

O zaman tanıtımımızı animenin girişi olan Michelangelo‘nun sözü ve fragmanıyla bitirelim;

“Bana sevgili olan uykudur, bir taştan daha fazlası olan…
Bu kadar acı ve utanç doluyken içim,
Ne büyük şans kapanması kulaklarımın ve gözlerimin,
Bu yüzden fısıltıyla konuşun, huzurumu bozmayın benim.”

Hafize Mutlu

Bazen hayatımın kalanını sadece anime, dizi ya da film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.

Önceki Yazı

Netflix Yeni Dizisi “Bloodline”dan İlk Fragman Yayınlandı

Sonraki Yazı

CBS iki dizisine yeni sezon onayı verdi!