American Horror Story: Hotel Sezonunun Genel Değerlendirmesi | SoruYorum

American Horror Story: Hotel bundan yaklaşık 3 hafta önce final yaptı. Biz de sezon daha başlamadan yazar arkadaşım Hafize ile sezondan beklentilerimiz ile ilgili bir sohbet yazısı hazırlamıştık. Buradan okuyabilirsiniz. Şimdi ise sezonu genel anlamda değerlendirmek için bu yazıyı iki parçaya bölerek sizlerle buluşturuyoruz. İkinci bölüm çok yakında. İyi okumalar.

Buğrahan- American Horror  Story  senin de bildiğin gibi, farklı hikayelerden oluşan bir tür antoloji. Her sezon, atmosferini kendi olay örgüsü gücünden alıyor. Genel olarak bu sezonu nasıl buldun? Beklentilerin neydi, umduğunu buldun mu?

Hafize- Konsept konusunda sıkıntı çekmeyen bir seri AHS. Üstelik bu konseptlerde de oldukça başarılı. Ama olay konuya gelince son 2 sezondur bir yerlerde bir şeyler eksik kalıyor gibi. Freak Show’da “korku”nun eksik olduğunu söylerken “Hotel” için parçalar eksik yorumunu çok rahat yapabilirim. Korku kısmını oldukça başarılı buldum fakat finalin aceleye getirildiğini düşünüyorum ve hikayeleri birleştirirken özensizlik göze çarpıyor. Sence de öyle değil mi?

B- Senin de dediğin gibi bu sezon o korku temasının yeterli olduğunu ben de düşünüyorum. Fakat sezon içinde hikayelerin kopuk olduğuna kısmen katılıyorum diyebilirim. The Countess’in hayatını seyirciye güzel aktardılar fakat diğer önemli karakterler için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Evet dediğin gibi bir kopukluk vardı ve bu bariz ortada idi… Jessica Lange’in ayrılışı sence diziyi nasıl etkiledi? Eksikliğini hissettin mi?

H- Tabi ki olumsuz etkiledi ve eksikliği hissedildi. Her ne kadar The Countess’in kibri ile Jessica Lange karakterlerinin kibri birbirine çok benze de Lady Gaga’da Jessica Lange ağırlığı olmadığı tartışılmaz bir gerçek. Peki sen bu konuda ne düşünüyorsun?

AHSB- Her zaman Jessica’nın bu dizinin mihenk taşı olduğunu savunmuşumdur. Jessica her karakterin hakkını sonuna kadar verdiğini, eksikliğinin bu sezonda çok hissedildiğini düşünüyorum. Lady Gaga ve Jessica Lange’ın oyunculukları kıyaslanamaz bile. Ortada yılların profesyonelliği ve tecrübesi var. Buradan okuyucularımızı da bilgilendirelim altıncı sezon için Jessica Lange ile görüşmeler başlatıldı. Umarım sevenlerini kırmaz kendisini tekrar görürürüz… Bildiğin üzere dizi bu sezon Lady Gaga’yı konuk etti. Lady Gaga’nın oynadığı karakter olan The Countess’i sevdin mi? Oyunculuğunu nasıl buldun peki. Biliyorsun Altın Küre kazandı bu rolü ile.

H- The Countess başarılı bir karakter bence. Kurgusal eksiklikleri (finalde) olmakla birlikte genel olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Aynı şey Lady Gaga için de geçerli. Özellikle dönüşmeden öncesi ve sonrasındaki farklılığı çok başarılı yansıttığını düşünüyorum. Ha, ödül alacak kadar iyi miydi dersen, emin değilim açıkçası, Hollywood Yabancı Basın Birliği üyeleri Lady Gaga’nın büyüsüne kapıldı galiba biraz. Sence gerçekten hak etti mi peki ödülü?

B- The Countess’in yaşamını ben Lady Gaga’nın özel yaşamında da görüyorum. Bence aralarında çok benzerlikler var. Bu nedenle karakteri yaşadığını ve seyirciye kendini sevdirdiğini düşünüyorum. Kendi fikrime gelecek olursak Gaga olmasa bu sezon cidden çık sıkıcı olabilirmiş. Zaten sanatçı kişiliğini ve kendisini seviyorum. Oyunculuğunu da beğendim açıkçası. Bu Altın Küre ödülü ona bir motivasyon olduğunu, bundan sonra bu aldığı ödül ile daha fazla projede yer alacağını hissediyorum… Countess yüzyıllık yaşamında birçok gönül ilişkisi yaşadı. Bu dinamiklerde Countess – Donavan – Valentino üçlüsü çok heyecanlıydı. Gaga’nın hem Matt Bomer hem de Finn Witrock ile uyumu bence çok iyiydi. Countess’in aşk yaşamını sen nasıl değerlendiriyorsun?

H- Katılıyorum uyumları gerçekten iyiydi. Countess’in dönüm noktası elbette ki dönüşmesine neden olan Valentino ve Valentino’nun eşiyle olan ilişkisi. Onların yokluğundan sonra hayatına giren erkeklerin benzerliğini (renkli gözler, güçlü çene yapısı vs.) fark etmeyen yoktur herhalde. Fakat bir süre sonra Countess’in hayatına giren insanların sadece “boşluğu doldurmak” için olduğunu düşünüyorum ben. Zira son bölümlerdeki Countess-Donavan duygusallığı da buradan kaynaklanıyor bence. Yani Countess de farkına vardı son ilişkilerinde bir şeyleri kaçırdığının…

ahs-5B- Birazda ilişkilerden bahsetmek istiyorum. Bu sezon gerçek anlamda en ‘seksist’ sezon oldu. Çarpık ilişkiler de cabası. Sana göre dizideki birbirini gerçekten çok seven ikili hangisi idi? Ve seksin bu kadar çok kullanılmasını aşırıya kaçma olarak mı görüyorsun yoksa temanın bir parçasını bu oluşturduğu için dozu yeterli miydi?

H- Bence temanın bir parçasıydı seks. Ama bu son yıllarda ekranlarda görmeye alışık olduğumuzdan daha fazla cinsel içerik izlediğimiz gerçeğini değiştirmiyor. Tabii bu çok ayrı bir konu, diziye dönersem seks sadece bir amaç için kullanılmıyordu seride, Countess ve Donavan için bir ayin, Tristan ve Liz için aşk, John için kaçış, Sally için ise ceza demekti… Çok amaçlıydı yani. Dizinin birbirini en çok seven çifti ise aniden gelişmesine rağmen Tristan ve Liz çifti diyebilirim. Countess-Donavan çifti, finalde tutkularına rağmen birbirlerini en çok seven çift değildi bence. Açıkçası Donavan’ın Countess’e “aşırı” hayran olduğunu, Countess’in de Donavan’ı bu yüzden sevdiğini düşünüyorum. Sence de öyle değil miydi?

B- Evet, sanırım bu sezon biz AHS sevenler olarak ortak bir paydada düşündüğümüz şey ‘cinsellik’ temasının çok kullanılması idi. Ben senin gibi böyle düşünmedim açıkçası. Fakat düşünme tarzın hoşuma gitti. Gerçekten cinsellik tek bir neden için kullanılmadı. İntikam almayı bile cinsellikle bağ kurarak yaptılar. Bu sezon çok fazla ikili ilişki gördük. Ben de senle aynı fikirdeyim. Birbirini gerçekten seven tek çiftin Liz ve sezon başından beri eşcinsel olmadığını söyleyen (Ryan Murphy burada da mesajlarını yine vermiş oldu) Tristan oldu. Aynı zamanda The Countess’in dönüşmeden önceki hali ve Valentino da birbirlerine aşıktılar. Hatta bu aşka aslında bir engel olan Valentino’nun karısı bile dahil edildi. Donovan ve Countess ilişkisi fan – sanatçı ilişkisinden öte olduğunu ben de sanmıyorum… Karakterlerden teker teker bahsedersek bu yazı çok uzar o yüzden genel olarak şunu sormak isterim. Dizinin demirbaşlarından Evan Peters ve Sarah Paulson’un ilk kez kötü tarafta olmalarını nasıl buldun? Özellikle Evan için evrim geçirdi diyebilir miyiz?

H– Her ikisi de oldukça başarılıydı gerçekten. Ama Sarah Paulson’u gerçek kötü olarak değerlendirmiyorum ben bu seri için. Hatta Freak Show ve Ayslum’daki karakterleri ile paralel bir “kötülük” anlayışı vardı bence bu sezonda. Öte yandan Evan Peters için çıtayı yükselttiğini çok rahat söyleyebilirim kötü karakter boyutunda. Her nekadar bebek yüzü bu olgun karakter için biraz yumuşak kalsa da oyuncu odaklı bir değerlendirme yaptığımızda “çok iyi” sonucuna varıyoruz. Sence de öyle değil mi?

ahs-6B- Bence Sarah’ı ilk kez bu kadar karanlık bir rol ile gördük. Lana Winters bile Sally’nin yanında melek kalıyor. Fakat Sarah’ın o masum yanını yine eksik bırakmayarak senaryoya dahil etmişler. Evan ise sezonlar arasındaki en büyük sıçrayışı yaptı. 4 sezondur o ‘ergen’ tavırları bir yere bırakarak, gerçek oyunculuk performansını sergiledi. Aylarca çalıştığı o aksanı ise gerçekten takdire şayandı. Bebek yüzünü değiştirmek için ellerinden geleni yapmışlar ama yine de tatlı bir kötülüğü de vardı… Jessica’nın yokluğunda olgun oyuncu kategorisini Kathy Bates doldurdu. Geçtiğimiz Freak Show sezonunda Kathy, karakteri ile sönük kalmıştı. Bu sezon ise ben burdayım dedirtti. Hotel’de resepsiyonist rolü ile karşımıza gelen Iris karakteri oğlu için her şeyi yapabilen biriydi. Sence bu sahneler aşırı dramaya kaçtı mı? Biraz Yeşilçam kokusu aldım diyebilirim.

H– Bu sezon genel olarak aile dramları odaklı olduğunu düşünüyorum ben. Iris de tıpkı Alex gibi oğlu için her şeyi yapabilecek bir kadındı. Bence serinin drama kısmını doldurabilmek için bu tür ilişkilere gerek vardı. Kaldı ki böyle insanlar gerçekten var biliyorsun. Ve böyle bir karakteri Kathy Bates gibi drama yönü güçlü bir oyuncudan izlediğimiz için de ayrıca seviniyorum. Sen pek ısınamadın sanırım bu dramaya…

B- Aynen öyle bu sezonun adını ben American Drama Story olarak değiştirmeye karar verdim. AHS’nin yan dizisi American Crime Story’den sonra ADS ‘i de çekerler mi ki :) .. Bir diğer aile dramı ise Lowe ailesinde yaşandı. Başlarda çok masum görünen bu aile sezon sonunda bir bakmışız ki aslında pek de masum değillermiş. John Lowe’un geçirdiği bu süreci nasıl değerlendirirsin? Aslında başından beri kurulmuş bir tuzağın içinde mi buldu kendini?

ahs-8H- John Lowe karakteriyle bence “uygun şartlarda herkes kötü olabilir” mesajı veriliyordu izleyiciye. Geçirdiği süreç her ne kadar mantıklı olsa da Lowe ailesini bir türlü anlayamadım ben. 10 Emir Cinayetleri’nin etkilerini sadece John’da gördük, oysa ailesi de bir şekilde işin içindeydi ama Alex ile bu konuyu (John’un katil oluşunu) hiç konuşmadılar mesela… Sen nasıl değerlendiriyorsun peki bu durumu?

B- 10 Emir katilinin kim olduğu konusunda çok fena taklaya getirdiler bizi. Hiç tahmin etmeyeceğim şekilde katil John çıktı. Hani yazının başında dedik ya bu sezon bir şeyler eksikti diye bence olay örgüsü ve bağlantıların eksikliği Lowe ailesinde kendini gösterdi. Lowe ailesinin her ferdinin başına gelen her olay oldu da bittiye getirildi bence. Lowe ailesinin finaldeki bağlayışları ile gerçekten çok kötüydü… Denis O’Hare ve Angela Bassett’in inanılmaz performanslarından bahsetmemek olmaz. İkilinin karakterleri The Countess sayesinde hem mutluluğu hem de acıyı tattılar. Bu iki karakter için neler söyleyebilirsin? Sevdikleri adamları elinden alan Countess sence onlara iyilik mi yapıyordu yoksa bencilce mi davranıyordu?

H- Countess için bencil sıfatını çok rahat kullanabiliriz. Fakat bu bencilliğinin yanında garip bir “değer verme” özelliği de vardı. Tam anlayamadığım karakterlerden biri Countess. Zaten Liz ve Ramona’nın onca şeyden sonra Countess’i hala bırakamamalarının altında da bu “anlaşılmazlık” yatıyor bence. Performanslara gelirsek Angela Bassett iyiydi evet ama bu sezonun en iyi performansı kesinlikle Denis O’Hare’nindi bence. Açıkçası ödül alanın Denis O’Hare olmasını isterdim. Değil mi ama?

B- Denis O’Hare gerçekten Oscar’lık performans sergiledi. Belki Liz karakter ile transfobi bir nebze azalır. Angela iki sezondur çok sönük kaldı bence. Coven’daki muhteşem rolünden sonra bana az geliyor. Daha güçlü roller verilmeli… Sezon boyunca birçok farklı yaşam stiline sahip karakterler gördük. Bunların içinde en sevdiğin hangisi oldu? Nedenleriyle açıklayabilir misin?

ahs-7H- Bu sezonun zaman kavramı oldukça ilginçti ve benim en sevdiğim taraflarından birisi de zaman içinde modanın ve yaşam stillerinin nasıl değiştiğini açıkça göstermesiydi. En çok Countess’in dönüşmeden önceki hayatının anlatıldığı zamanı sevdiğimi söyleyebilirim. Dönemin Tv sektörü, kıyafetler ve o dönemi anlatırken kullanılan sinematografi/çekim teknikleri çok iyiydi. Belki o dönemi sevmemin bir nedeni de Countess’in o şaşkın halleriydi emin değilim ama favorim kesinlikle 1925 yılı… Sen hangi dönemi çok sevdin peki?

B- Biz seninle hep aynı şeyleri seviyoruz bence de… Söylediğin her kelimeye kesinlikle katılıyorum. Bir diğer favorim ise Miss Evers idi. Ms. Evers aslında sevdiği bir şey için elinden ne geliyorsa yapabilecek bir kadın buna intihar da dahil. Patronu James March’a olan sevgisi göz yaşartacak cinstendi. Ms. Evers’ın çocuğunu kaybedişi belki de onu bu hale getirdi.

2. Bölüme Buradan Ulaşabilirsiniz

Buğrahan Erbar

Önceki Yazı

İlk Bölümü İzledim YorumluYorum | Stan Lee’s Lucky Man

Sonraki Yazı

Pazar Gecesi Reytingleri