Karanlık Animelerin Arkasındaki Karanlık Stüdyolar

Japonya dövüş sanatları, haikyu ve zen gibi kültür değerleriyle bilinse de, özellikle ikinci dünya savaşından sonra mangaya, akabinde animeye verdiği önemle dikkatleri çeken bir ülke. 60’lı yıllarda animenin ve manganın tüm dünyada tanınmaya başlaması ve özellikle 90’larda bu bilinirliliği en üst seviyeye taşıması ise bu ikilimizin ciddi bir endüstri oluşturmasına olanak sağladı. Ben burada anime üzerine yoğunlaşmak istiyorum tabii. Çünkü ele almak istediğim konu karanlık, dramatik, syberpunk, kısmen post-apokaliptik ve distopik animeler yapan stüdyolar. “Öyle stüdyolar mı varmış?” demeyin. Tabii ki tüm işleri tek bir tür olan stüdyo yok. Ama belirli konularında belirliği ağırlığı olan stüdyolar var. Nasıl ki bazı stüdyolar, herhangi bir kalıba bağlı kalmayıp her türden anime hazırlayabiliyorsa, özellikle belirli türlere yoğunlaşmaya çalışıp, bir stil/tarz oluşturma yolunda ilerleyen stüdyolar da mevcut.

Anime için ister Japon popüler kültürünün bir ürünü deyin, ister bir sanat eseri deyin, isterseniz örtülü kültürel direnişin son kalesi olarak bakın, yolunuz mutlaka bir stüdyodan geçmek zorunda kalır. Japonya’da hali hazırda sayamayacağımız kadar çok stüdyo olsa da, dünya genelinde işleriyle kendisi ispatlamış stüdyo sayısı da küçümsenmeyecek kadar çoktur aslında. Yine de Manglobe gibi batan ve kapanan stüdyo haberleri de çok alışılmadık değil. Zira aslında animelerde bölüm başına oldukça kısıtlı bütçeler ayrılıyor. Bu bütçeyi bile kaldıramayan stüdyoların sonları ise maalesef hüsran oluyor. Yine de  sürrealizmin en iyi örneklerinden olan ve felsefenin alasını yapan Ergo Proxy’i, yaşamın kıyısında olmayı çok iyi anlatan Deadman Wonderland’i ve son dönemde özlediğimiz mafya hikayelerini sunan Gangsta.’yı bizlere sunan, bazen korkulu, bazen gerilimli, bazen ise distopik yani genelde “karanlık” animeleriyle 2002’den geçtiğimiz yıla kadar hizmet veren Manglobe’ye (ve onun vesilesiyle kapanmak zorunda kalan tüm stüdyolara) teşekkürü bir borç bilirim.

ManglobeAnimelerin Japonya’da sanayileşme ile yaygınlaştığını biliyoruz. Dünyanın en büyük ekonomik gücüne sahip Batılı olmayan tek ülke olduğunda da hemfikiriz. Bu başarısının altında ise Japonya’nın geçirdiği ya da geçirmek zorunda kaldığı ekonomik, teknolojik ve toplumsal değişimlerin yanı sıra kültürünü de korumayı başarmasının yattığını da inkar edemeyiz. Fakat tüm bunlara rağmen, yani aslında dünya geneline baktığımızda ekonomik, kültürel ve tarihi açıdan bir çok ülkeden daha iyi konumda olan Japonya’da distopik animelerin çoğunluğu da gözlerden kaçmıyor. Tabii ki bu distopyaların temelinde Japonya’nın geçirdiği savaşların ve Hiroşima – Nagazaki bombardımanlarının etkisini de inkar edemeyiz. Bu olaylar her ne kadar değişen bedenleri/hayatları sayborg metaforu altında kabullenmek gibi görünse de, Japonya’nın hala derinlerde taşıdığı gelecek kaygısını da tetikleyen en büyük nedenlerdendir aslında. Bu korkulara bir de doğal felaketleri eklersek, Japon halkının kaygılanması için gereken konuları bulmuş oluyoruz. Mahşer teması etrafında toplanan bu kaygılar ise distopyaların temelini oluşturuyor. Özellikle yaratılan karanlık gelecek kurguları, ütopya gibi görünen distopyalar ve gerilimli seriler her yıl -sayıları artarak- izleyiciyle buluşuyor. Onları bizlerle buluşturan belli başlı stüdyolar olduğundan yukarıda bahsetmiştim. Şimdi bu stüdyoları biraz daha yakından inceleyelim istiyorum. Evet her animesi distopya olan stüdyo yok ama “eğilimi” bu yönde olan altı stüdyoyu inceleyebiliriz diye düşünüyorum.

Shaft IncStüdyolarımızı incelemeye oldukça ilginç ve farklı işleri olan Shaft Inc ile başlamak istiyorum. 1975 yılında eski Sunrise Stüdyosu animatörü olan Hiroshi Wakao’nun kurucu olmasıyla başlayan Shaft, günümüzde yaklaşık 30 farklı anime serisi/filmi ile karşımıza çıkmış bir stüdyo. Fakat bu serilerin içinde yeni sezonları, ova’ları ve devam filmlerini de eklersek neredeyse 200 yapım elde etmiş oluyoruz. Belirli bir çizim tekniğini benimsemeyen stüdyonun animelerinde kullandığı arka planların çeşitliliği, açılış ve kapanış müziklerindeki alışılmışın dışında tonlar stüdyonun belirgin özelliklerinden. Bir diğer özelliği ise en başarılı işleri arasında distopik animelerin çokluğu. Evet Shaft için konumuz olan karanlık animeleri “kendi tarzıyla” yansıtan bir stüdyo olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. En büyük referansları arasında gelen Mahou Shoujo Madoka Magica özellikle sürreel anlatımı ve grotesk çizimleriyle kendi türleri arasında bile farklı kategorize edilen bir seridir mesela. Bakemonogatari serisinin farklılı ise sanırım hepimizin malumudur. Bakemonogatari serileri uzun dialogları ve monologlarıyla bilinse de, görselliğiyle de izleyicisinde farklı etkiler bırakan bir seridir. Stüdyonun diğer başarılı serisi olan ef: A Tale of Memories distopik bir yapıda olmasa da, dramasındaki karanlık ve bunaltıcılık, anlatımındaki farklılıkla konumuzun kıyısından dahil olan bir seri. Shaft’ın en başarılı işleri bu tür animeler olsa da aslında komedi dalında da başarılı işleri bulunuyor. Ama tabii konumuz bu değil.

George Wada, Ryoutarou Makihara, and Katsuhiko Kitada 1Shatf’tan son dönemlerin dikkat çeken bir stüdyosu olan Wit Studio’ya geçmek istiyorum. Birazdan değineceğim bir stüdyo olan Production I.G’in kardeşi diyebiliriz aslında Wit için. Zaten oldukça da yeni bir stüdyo. 2012 yılında Production I.G desteğiyle kurulan stüdyonun başkanı, Production I.G’da da yapımcı olan Tetsuya Nakatake. Anime dünyasına Production I.G ile beraber hazırladıkları ve dünya genelinde fırtınalar koparmış bir anime olan Shingeki no Kyojin ile başlayan stüdyo aslında tam da anlatmak istediğim, kendisini karanlık animelere adamış bir stüdyo. 2012’den günümüze olan işlerine baktığımızda distopyalar dışında işi yok denecek kadar az olan stüdyo çizimleriyle de oldukça farklı. Shingeki no Kyojin’de görsel olarak -her ne kadar bazı izleyicileri tatmin etmese de- oldukça başarılı bir iş çıkarmış olan stüdyonun görsel anlamda en iyi işi olarak Koutetsujou no Kabaneri’yi gösterebilirim. Canlı arkaplanları ve başarılı aksiyon sahneleriyle ve tabiki distopyasıyla günümüzün en dişe dokunur animelerinden birisidir Koutetsujou no Kabaneri. Konu itibariyle Shingeki no Kyojin ile bir çok ortak noktası olan Koutetsujou no Kabaneri’nin en farklı yanı görselliği. Öte yandan Wit’in geçen yıl yayınladığı Owari no Seraph animesi hakkında o kadar olumlu yorum yapamıyorum maalesef. Zira yapım distopya olarak da, görsellik olarak da stüdyonun diğer işlerinden oldukça geride bence. Fakat Wit’in istikrarını koruduğu bir konu var ki o da müzikleri. Distopik ve post-apokaliptik serilerinde Hiroyuki Sawano ile çalışan stüdyo müzikal anlamda standardın çok üstünde iş yapıyor.

Production I GProduction I.G ise 1987 yılında Mitsuhisa Ishikawa tarafından kurulmuş bir yapım şirketi. Tv filmleri ve video oyunları da olan stüdyo dünya da ismini duyurmuş bir yapım şirketi aslında. 1997 yılında Amerika’da da bir şubesini bulunduran stüdyo listemizdeki en güçlü isimlerden birisi. En bilinen işleri arasındaki Ghost in the Shell ile dünyaya kapısını açan Production I.G’in çok farklı türde animeleri olsa da karanlık hikayelerinin çokluğu dikkat çekiyor. Bu nedenle de onu karanlık stüdyolara kategorimize alabiliyoruz. Gerçi stüdyo son zamanlarda spor animeleriyle de gündemde ama Guilty Crown, Psycho-Pass, Shingeki no Kyojin ve Suisei no Gargantia gibi her biri türüne farklı bir soluk getirmiş distopyalarıyla gönlümüzde “karanlık anime stüdyosu” olarak taht kurmuş bir stüdyo bence. Ghost in the Shell filmleri dışında Ghost in the Shell: Stand Alone Complex ve Ghost in the Shell: Arise serileriyle de yerini perçinleyen stüdyonun Giovanni no Shima, Jin-Rou, Blood+ ve xxxHOLiC gibi oldukça farklı karanlık hikayeleri de var aslında. Özellikle xxxHOLiC’in farklı üslubuyla da dikkat çektiğini belirtmeliyim. Production I.G’ın son adımı ise Amerikan kablolu yayın kanalı olan Netflix ile yaptığı anlaşma oldu. Perfect Bones’i Netflix üzerinde tüm dünyada aynı anda yayınlayacak olan stüdyo için bu daha başlangıç desek abartmış olmayız sanırım.

ufotable-anime-listProduction I.G’dan daha spesifik işleri olan başka bir stüdyoya geçelim şimdi: Ufotable. Kafanızda canlanan Fate/Zero’yu görür gibi oldum. Ufotable, Inc 2000 yılında kurulmuş bir stüdyo olsa da adını dünyaya Fate/Zero ile duyurdu desek abartmış olmayız sanırım. Her ne kadar, altı yıla yayılmış bir şekilde yayınlanan Kara no Kyoukai film serisiyle 2007 yılından itibaren varlığını ciddi boyutta hissettirmiş olsa da, Ufotable için asıl dönüm noktası Fate/Stay Night serisinin Unlimited Blade Works filmi oldu diyebiliriz. Akabinde hazırladıkları Fate/Zero ile ise, zirve noktasına çıkmayı başardılar. Daha sonrasında gelen God Eater ve Fate/Stay Night Unlimited Blade Works tv serisi gibi işleri ise merakla beklenenleri oldu. 2017’de yayınlanması planlanan Fate/Stay Night : Heaven’s Feel ise tüm dünyada bile en çok merak edilen yapımlardan birisi. Ufotable’yi spesifik yapan yanlarından birisi de çizimlerindeki benzerlikler. Yani Fate/Zero isleyen birisine ardından Kara no Kyoukai filmlerini izletirseniz, çizgilerdeki benzerlik stüdyosunu bilmeyen bir insanın bile dikkatini çekecektir. Tabii her işi için geçerli değil bu durum. Ama Ufotable’nin çizgileri ve arka planlarındaki canlılık stüdyonun en dikkat çekici yanı. Zaten dünyada da karanlık hikayeleri kadar -hatta belkide daha fazla- görselliğiyle ön planda olan bir stüdyo Ufotable.

final-title-bonesŞimdi bahsedeceğim stüdyo olan Bones’un da farklı işleri olduğunu söyleyebilirim. Ama bir – iki istisna dışında adını post-apokaliptik arkaplanlarla, distopyalarla ve karanlık hikayelerle hafızalara kazıyan bir stüdyodur Bones. 1998 yılında Sunrise’in eski üyeleri tarafından kurulan stüdyonun an itibariyle genel olarak 15 farklı yapımı bulunuyor. Tabii ova’ları, filmleri ve devam sezonlarını da sayarsak bu yapımlar 100’ü buluyor. Stüdyonun en bilinen işi Fullmetal Alchemist: Brotherhood. Bones’un diğer stüdyolarımızdan en önemli farkı ise, serileri ne kadar distopik ya da post-apokaliptik olursa olsun, mutlaka biraz da olsa “eğlence” barındırması. Gosick, Eureka Seven, Darker than Black ve Wolf’s Rain gibi ciddi dramatik ve karanlık hikayeleri de var elbette ama Kekkai Sensen ve Fullmetal Alchemist gibi yapımlarında, yaratılan dünyalar ne kadar distopik ya da post-apokaliptik olursa olsun, komedi öğesini kaybetmediğini de fark edeceksiniz. Kurau Phantom Memory ve No.6 gibi farklı distopik bilim kurguları da olan Bones’in bu dönemlerde dikkat çeken karanlık bir animesi yok. Ama yaz sezonunda yayınlanacak olan ve psikolojik alt metinleri olan Mob Psycho 100’ün merakla beklendiğini söyleyebilirim. Son olarak Bones ile ilgili şunu söyleyebilirim ki, dünyada adını duyurmuş en önemli stüdyolardan bir diğeridir.

madhouse1En güzelini en sonra bıraktım sanırım; Madhouse. Listemizdeki stüdyoların hem en kıdemlisi olan -1972’de kurulmuştur- Madhouse’un şimdiye dek 300’den fazla anime piyasaya sürdüğünü biliyor muydunuz? Tabiki bu animelerin içinde çok farklı olanlar da var ama karanlık, distopik ve post apokaliptik animelerin çokluğu hemen dikkatinizi çekecektir.  Btooom!’dan Monster’a, Casshern Sins’dan Rainbow’a “karanlık anime” temasının altını dolduracak her argumana sahip konusu olan seriler Madhouse’un işi. Perfect Blue, Paprika ve Metropolis gibi “aykırı” ve bir o kadar da mihenk taşı oluşturan içeriği olan animelerin altında da Medhouse imzası var. Highscool of Dead, Hellsing Ultimate, Texhnolyze ve Kiseijuu: Sei no Kakuritsu gibi yapımlarıyla yani türüne farklı bir bakış açısı sunan anime seriyle de gönlümüzde yeri ayrı olan bir stüdyo Madhouse. Her çeşit çizim ve renk uyumunu kullanmaya özellikle dikkat eden stüdyonun müzikal anlamda da en iyilerle çalıştığını rahatlıkla söyleyebilirim. Özellikle Death Note ve Kiseijuu: Sei no Kakuritsu gibi animelerin müzikal uyumlarına dikkat ettiğinizde ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır. Stüdyonun “karanlık” öğeler içeren yapımları bunlarla da bitmiyor tabi ki; Aoi Bungaku, Death Parade, Black Lagoon, Gyakkyou Burai Kaiji, Needless ve Claymore gibi başarılı serilerin arkasındaki isim de Madhouse. Sanırım bu yüzden de hem yazımda hem de genel olarak karanlık öğeler içeren animelerin yapımcıları arasında en dikkat çeken, en öne çıkan stüdyo Madhouse.

Polygon PicturesYazımı bitirmeden önce kısaca Polygon Pictures’dan da bahsetmek istiyorum size. Anime dünyasında son dönemde kullanımı artan bir teknik olan CGI animasyon ve cel-shading tekniğini kullanan bir stüdyo Polygon. Daha doğrusu bu tekniğe ağırlık veren bir stüdyo. Fakat bu tekniği özellikle post-apokaliptik ya da korku-gerilim serilerinde kullanıyor. İki sezon yayınladıkları bir uzay bilim kurgusu olan Sidonia no Kishi, bu senenin önemli korku-gerilim serilerinden olan Ajin bu teknikle yapılmış seriler. Stüdyo bugünlerde ise, önümüzdeki yıl yine bu teknikle yayınlamayı planladıkları Blame! serisiyle gündemde. Oldukça yeni bir stüdyo olan Polygon Pictures, bu istikrarla giderse, türüne yeni soluklar getirebilir. Gözümüz üzerinde.

Evet, stüdyolarımız genel olarak böyle. Japonya’nın son zamanlarda en ilgi gören yüzlerinden birisi olan animelerin ise bu kadar çok stüdyo ile desteklenmesi, biz izleyicilere bolca seçenek sunması bakımından oldukça güzel. Onlar bu istikrarla devam etsin, bize de yazacak bolca malzeme çıksın.

Hafize Mutlu

Bazen hayatımın kalanını sadece anime, dizi ya da film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.

Önceki Yazı

Netflix Yeni Marvel Dizilerinin ve Daredevil’in Fragmanlarını Yayınlandı – Comic-Con

Sonraki Yazı

Bates Motel final sezonuna Rihanna geliyor!