, ,

The Good Fight’ı Nasıl Bulduk? | Soruyorum

Geçtiğimiz yıl yedinci sezonuyla ekranlara veda eden The Good Wife arkasında bir spin off bıraktı. The Good Fight ismiyle 10 bölüm olarak izlediğimiz TGF, orijinal dizisi TGW’ın bir uzantısı olsa da kendi adına bir şeyler söylemeyi başardı diyebilirim. Ne var ki bir o kadar da eksik ve özenilmemiş kısımları da vardı. Tüm bir sezonu TGW’ı da severek izlediğini bildiğim, hatta daha önce TGW üzerine şöyle bir şöyleşi yaptığım Ayça ile konuştuk. İşte iyisiyle kötüsüyle TGF’ın bizde bıraktığı izler;

H: Merhaba Ayça, kısa bir genelleme ile başlayalım istiyorum sohbetimize. Karakterlere ve olayların detaylarına diğer sorularda ineceğim ama 10 bölüme baktığında genel olarak The Good Fight’ı nasıl buldun? Sence başarılı bir spin off diyebilir miyiz TGF için?

A: Selam Hafize. Hızla soruna yanıt verirsem, beklentilerim daha büyüktü ve The Good Fight’a (TGF) asla kötü bir dizi diyemeyecek olsam da biraz hayal kırıklığına uğradım. Bana sorarsan dizinin ana hikayesi zayıftı ve biz on bölümün sonunda halen ana karakterlerimiz hakkında çok fazla bilgiye sahip değiliz. Diğer yandan her spin off’ta olduğu gibi tanıdık yüzler görmenin keyfi bir başkaydı. Ve TGF kendini The Good Wife kadar güzel bir başlangıçla olmasa da izletmeyi başardı. Diğer yandan dizinin açılış sahnesinin zamanla ve içerik açısından çok güzel olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Trump’ın kazandığını öğrendiği an Diane’in yüzünde oluşan o ifade senelerce unutulmayacak…

H: Diane’in yüz ifadesi… Evet… Trump’ın seçimi kazanması sanırım başka türlü anlatılamazdı. TGF o ilk sahnesiyle beni benden aldı resmen. Ana karakteri çok tanıyamadığımız konusuna katılıyorum Maia’nın geçmişine dair çok az şey gördük. Günümüzdeki skandal hikayesine odaklandık ama orada da kişiliğini hissedemedik sanki. Detaya inelim ozaman biraz daha, Rindell skandalı dizinin başlangıçta kilit noktasıydı. Ama sonra biraz odağını kaybetti gibi… Beklenen heyecanı bulabildin mi bu skandalda? Henry’nin skandaldaki konumu ve Lenore’un Jax ile olan ilişkisi için ne düşünüyorsun?

A: Rindell skandalı bizim bildiğimiz adıyla bir saadet zinciri ve 1920’den bu yana insanları kandırmaya devam ediyor. ABD dizilerine sık sık konu olan bu dolandırma biçimi dizinin hızlı bir başlangıç yapmasına neden oldu. Diğer yandan, karakterlerin büyük bir kısmı bu skandaldan etkilenmedi. Evet, Diane bir emeklilik hayal etmişti ve elindeki tüm parayı bir anda kaybetti. Ve Tabii zavallı Maia hayatı tam istediği noktaya gelmişken beklenmedik bir darbe aldı. Bunlar, yani mükemmel hayatları bozulan kadınlar üzerinden ilerleyen hikayeler The Good Wife’dan alışık olduğumuz şeyler. Bir hikayenin açılış için iyi olması bir sezon boyunca izleyiciyi diken üzerinde tutabileceği anlamına gelmiyor. Bana sorarsan, Rindell hikayesi gereğinden fazla uzatılarak anlamsız bir hale dönüştürüldü ve bunun tek nedeni sezon sonunda Maia’nın tutuklanması ise oldukça anlamsızdı. Çünkü açıkçası izleyicinin bu kızıl sessiz sakin kadınla bir yakınlık kurabildiğine de inanmıyorum. Bana sorarsan ilk sezonun parlayan yıldızı The Godd Wife’dan da tanıdığımız Lucca (Cush Jumbo) idi. Lenore ve Jax ilişkisi ise yine bir o kadar anlamsızdı çünkü aslında bu ikili arasında bir şey var mı yok mu ya da herkes bu konuda neden bu kadar rahat ve hatta neden sürekli Maia’yı hayal ürünü bir arkadaşa inanırmışçasına pışpışladılar anlamak mümkün değildi. Henry intihar etmeye çalışmasa bu ikilinin gerçekten birlikte olup olmadığından emin olabilecek miydik? Bu konuda aklında soru işaretleri oluşmamış mıydı senin de? Korkarım bu yan bilgi o kadar gereksizdi ki, etrafımdaki herkes Lenore-Jax sahnesinin arkasında daha önemli birşeyler olduğunu düşünmeyi tercih etti.

H: Lenore ve Jax hikayesi açıkçası benim de midemi bulandırdı biraz. Zirada oradaki belirsizlik fazla uzadı bence. Karakter olarak da Lenore’u sevmediğimi itiraf ediyorum. Belki de Bernadette Peters bu karakter için yanlış bir tercihdi. Mozarth in the Jungle’daki oyunculuğunu beğensem de burada alışamadım bir türlü ona, oturtamadım karakterini üzerine. Maia’ya değinelim biraz; sezondaki çekingen hali ve kariyerindeki ilerleyişi, tabii bir de hayatının ortasında bir skandal yaşanması bana Alicia’yı hatırlattı sıklıkla. Sen bu benzerliği nasıl yorumluyorsun? Birkaç sezon sonra Maia da Alicia gibi tamamen farklı bir kişi olur mu dersin?

A: Bir defa Alicia ile bir kadının dönüşümünü görmekten o kadar hoşlanmamış olmasaydık bu dizi başladığında çoğumuz televizyonun başına geçmezdi. O nedenle arada benzerlikler olması bana normal geliyor. Diğer yandan, Alicia ve Maia’yı ayıran büyük farklar olduğunu da göz ardı etmemek lazım. Bir defa Maia korunaklı ve varlıklı bir ailede büyüse de, aslında kendinden başka kimseye karşı sorumluluğu olmayan bir yaşta. Alicia’nınsa bakmak zorunda olduğu çocukları ve hapiste bir kocası vardı. Hapisteki bir baba ile hapisteki bir kocanın özellikle de o adamdan çocuklarınız varsa aynı klasmanda olmadığını düşünüyorum. Diğer yandan Alicia avukat olsa da senelerce mahkeme salonlarından uzak kalmıştı. Maia ise zaten baro sınavını yeni verdi. Örnekler çoğaltılabilir tabii fakat bu iki kadının hayatlarının farklı noktalarında olduğunu rahatlıkla görebiliriz. O nedenle aradaki benzerliklerin sadece yüzeysel olduğunu, farkların ise sezonlar ilerledikçe daha rahat ortaya konacağını düşünüyorum. Diğer soruna gelirsem, evet Maia’nın bir iki sezon içerisinde bambaşka bir insan olduğunu göreceğiz. Fakat bu Alicia gibi zorunluluktan olmayacak bana sorarsan Maia zaten buna hazır ve istekli. Bu son dakika skandalı hiç yaşanmamış olsaydı da aynı süreçten geçecekti. Ve Alicia ile aralarındaki en derin farkın da bu olduğunun altını çizmek gerek.

H: Maia’daki değişimin daha hızlı ve daha keskin olacağını düşünüyorum ben de… Bunda senin dediğin etkenleri kabul etmekle birlikte yazarlar da Alicia ile farklı noktalarını vurgulamak adına Maia için daha hızlı sonuçları olan olaylar hazırlayacaktır diye düşünüyorum. Diane ile devam etmek istiyorum sorularıma; oldukça kötü bir başlangıç yaptı ama sezon finalinde onu daha iyi bir noktada bıraktık diyebiliriz sanırım. Diane için çizilen bu hikaye örgüsü sence nasıldı? Sonuçta firmasını değiştirip herşeye sıfırdan başlaması gerekti, üstelik Kurt ile boşandı boşanacak haldeydi sürekli… Diğer yandan Maia ile olan manevi bağı var tabii…

A: Diane’le ilgili en çok hoşuma giden şey halen Will’in bir fotoğrafını odasında saklıyor olması. Bu iki dizi arasındaki geçişi tatlı yapan unsurlardan biri. Diğer yandan Diane’in firmasından ayrılmasının ardında David Lee oluşu bir o kadar hoş değil mi? Hepimiz David Lee’yi tanıyor ve onun gerçekten bu satışı en yakın arkadaşına bile yapabileceğini biliyoruz. Aslında Diane’in Kurt’ün kendisini aldattığını öğrenmesinin ardından emeklilik parasını kaybetmesinin ciddi bir darbe olduğunu söylemeye de gerek yok. Ama onun hem camiayı hem de işini çok iyi bildiğinden eminiz. O yüzden hızlıca toparlanmasının önünde bir engel olmadığını da biliyoruz. Gururu büyük bir darbe yemiş olsa da, beni asıl şaşırtan tanıdıklarına kendi yatırımcısını tavsiye etmiş olması. Onun bilgi birikimine sahip bir kadının tüm elmaları aynı çantaya koymamayı bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Eminim bu fikrimde yalnız değilim.

H: David Lee kimdir deseler son olay kesinlikle onu anlatır. Ne kadar da onluk bir hareket, Diane emekli olacağını söylediği sahneden sonra odasına gidip yaptığı sevinç ifadesi hala gözümün önüne geliyor. Diğer yandan ben de Will’e ve TGW’a yapılan göndermeleri çok sevdim. Ama sezon finalindeki Diane’in Kurt’u görmek için hastaneye gittiğinde tek ayakkabısı ayağında olmayan bir hasta gördüğü sahnede de çok duygulandım. Hatırlıyor musun Diane’in yüz ifadesini ve korkusunu? Will için senaristlerin yaptığı en başarılı jest sahnesi buydu bence. Diane’den Lucca’ya geçmek istiyorum; geçen zamanda kendisini mesleki hayatında geliştirdiğini düşünüyorum ben. Lucca’nın hikayesinin o kısmı gayet iyiydi bence, ne var ki aşk hayatı sanki beklediğim gibi değildi. Daha doğrusu Lucca gibi bir kadından beklediğim gibi değildi. Colin ile olan ilişkisi hakkında sen ne düşünüyorsun?

A: Dediğim gibi bence Lucca bu sezonun yıldızıydı. Kendisi TGW’a son dakika katıldığı için çok izleme fırsatı bulmamıştık o yüzden bazı yanlarını bilsek de aslında hala derinine inip biraz daha yakından tanıyabileceğimiz bir karakterdi. Bu şansı elde ettiği için seviniyorum açıkçası. Alicia’yla hala görüşüyorlar mı yoksa bir şekilde koptular mı kısmı benim için halen merak konusu ve TGF ile belki Alicia hakkında da bir iki yeni şey öğreniriz demiştim. Bu ayrılıkları düşünüldüğünde kesinlikle Diane sayesinde olmayacaktı fakat Lucca’nın da Alicia hakkında söyleyecek pek birşeyi yoktu. Bunu yana bırakırsak, Lucca’nın kendini geliştirdiği ve eskisinden daha sert bir karaktere büründüğünü söylemek mümkün. Daha kontrollü, ne istediğini bilen birine dönüşmesi güzel. Diğer yandan Colin’le ilişkisi ve bu ilişkiye yaklaşma biçimi sana da ortada başka bir sorun varmış gibi gelmiyor mu? Belli ki Lucca’nın henüz bilmediğimiz yaraları var. Ve en azından her zaman çizdiği o sert kız imajının altında kırılgan biri olduğunu son bölümde de olsa gördük. Yine de Lucca’da keşfedilecek çok alan var.

H: Colin ile olan ilişkisindeki halini ve tavırlarını tam olarak anlamlandıramadım ben açıkçası. Sanki Colin’i bir çeşit teste tabii tuttu ve Colin’in kariyeri ile ilgili bazı şeyler duyunca oyundan tamamen çekildi. Diğer yandan ben de Lucca’dan Alicia ile ilgili bir şeyler duymayı bekliyordum ama duyduğumuz tek şey sadece ilk bölümde Maia’ya -Alicia’yı kastederek söylediğini düşündüğüm- “bir arkadaşım vardı…” ile başlayan cümlesiydi. Lucca demişken, geçtiğimiz sezon Alicia’nın en yakın arkadaşlarından birisiydi. Bu sezon da Maia ile aynı dostluk frekansını yakaladı bence, Lucca için yazarların “arkadaş kotasını dolduran karakter” diyebilir miyiz?

A: Lucca Alicia ile iyi arkadaştı ama Maia ile henüz o noktaya vardıklarından emin değilim. Ben Maia’nın herhangi biriyle arkadaş olabildiğinden emin değilim. Ama bu Lucca’yla ilgili bir sorun değil. Lucca’nın doğruları yapan bir kişiliği var. Saygı duyulmasının bir nedeni de insanların onun sözüne güveniyor olması. Maia’nın yanında oluşu bu anlamda sevindirici çünkü hepimiz biliyoruz ki o kızın kendine yol gösterecek birilerine ihtiyacı var. Diane’in bu mentor pozisyonunu tam olarak karşıladığını iddia edemeyiz. Diğer yandan senaristlerin “arkadaş kotasını dolduran karakter” arıyorsak bence TGF’da bu kişi Adrian oldu. Diane’in ne zaman başı sıkışsa yanında durarak iş ve arkadaşlığın iyi bir ortaklığa dönüşebileceğini ispatladı. Malum Kurt’ün yokluğuyla Diane de yalnızdı. Bu ikili arasında oluşacak bir romansa da hayır demezdim. İkinci bir isim ise Marissa Gold. Bence firmadaki herkesle en iyi geçinen kişi halen Marissa. Onda babasının ışığı var sonuçta değil mi?

H: Maia ve Lucca ikilisinden görmeyi sevdiğimiz kadın dayanışması hikayesi izleyeceğiz bence yakın zamanda. Dediğin gibi Diane akıl hocası pozisyonunda değil ve Maia’nın Lucca’ya ihtiyacı var. Lucca burada kurtarıcı görevi görebilir tabii Maia’dan beklemediği bir davranış görmediği sürece… Marissa’ya gelirsem onu TGW’da harcanmış bir karakter olarak düşünüyorum ben. TGW’daki karakter çokluğundan olsagerek Marissa’nın tam bir “babasının kızı” olduğunu son sezon dışında pek göremedik. Ama burada kendisine ayrılan sürenin de artmasıyla Marissa’dan araştırmacı pozisyonuna sıçramasını bekliyorum önümüzdeki sezonda, çünkü bir Gold olmak bunu gerektirir. Diğer karakterlere geçelim o zaman; Adrian sempatik tavırlarıyla Barbara da temkinli adımlarıyla ön plana çıktı bence sezon boyunca. Yeni Will ve Diane ikilisi diyebilir miyiz bu çiftimize? Gerçi sezon boyunca Barbara ile Diane arasında soğuk rüzgarlar esti ama bu durumda bana TGW ilk sezonlarındaki Diane ve Alicia arasındaki gerginlikleri anımsattı. Öte yandan burada Adrian arayı bulmasını bildi bence, tıpkı Will gibi… Bu arada sence Barbara’nın koltuğu tehlikede olabilir mi? Ben sezon finalinden öyle bir şey hissettim de…

A: Bence Barbara Diane’e karşı temkini elden bırakmamakta sonuna kadar haklı. Hadi ama ekonomik anlamda zorluk çekiyor ve kendi firmasından ayrıldı diye birçok şeye tamam diyen ve pek sorun çıkarmayan bir Diane izliyoruz. Fakat onu gücün doruğunda izlediğimiz sezonları unutmamak lazım. Diane hukuk kadar bir hukuk firmasında işlerin nasıl yürüdüğünü de biliyor. Yani yeniden eski performansına ulaştığında, adını temizlediğinde ve faturalarını artırdığında şu an bulunduğu pozisyon ona yetmeyecek. Bir noktada Barbara ile savaşmaya başlayacak. Bana sorarsan o zaman kadar Adrian’la arkadaşlığını ilerletmeyi başarsa iyi olur çünkü siyahilerin ağırlıklı olduğu bir firmada yönetimi ele geçirmenin sadece bilgiyle olmayacağını da göz ardı etmemek gerek. TGF’la ilgili en sevdiğim şeylerden biri de bizi TGW’da görmeye alıştığımız ortamdan bambaşka bir dünyaya taşıması. Son bölümlerde gördük ki, Diane’in yeni firması sadece Afrika kökenli Amerikalıların yoğun çalıştığı bir firma değil, aynı zamanda tarihi bir kültürü ve kökü var. Çalışanları firmalarından gururlu ve dışarıdan gelen beyaz bir Diane’in idareyi ele almasından hoşnut kalmayabilirler. Bu açıdan dizi beklenmedik bir ters ırkçılık teması işleme potansiyeli de taşıyor. Dediğim gibi dizide sayılar birliktelikler ve dengeler TGW’ı anımsatıyor. Ancak bu noktada Maia’ya Alicia demek ne kadar haksızlıksa Adrian’a Will demek de bir o kadar acımasız. Will’in Alicia’yı işe alırken pek objektif davrandığı iddia edilemez, hatta sırf bu iş için David Lee’ye rüşvet vermiş sayılır. Diğer yandan Adrian Diane’in bilgi birikimine saygı duyduğu ve gerçekten kendisine yarar sağlayacağını düşündüğü için bu kararı aldı. Şimdilik Barbara-Adrian ikilisinde herşeyin yolunda olduğunu düşünüyorum. Tabii Barbara kıskanç eşler gibi davranıp oturduğu koltuğun değerini vermeye devam ettiği sürece.

H: Diane bu sezon kendisini toparlamakla uğraşırken güç savaşına girmekten özellikle çekindi bence de… Zira dediğin gibi yönetimi de yönetilmeyi de çok iyi biliyor. Çok değil 2 sezon sonra Diani Barbara ile bir güç savaşında görebiliriz. Burada sana Alicia’nın sözünü anımsatmak isterim; Diane Alicia’ya “hep böyle kötü müydün yoksa sonradan mı böyle oldun” gibi bir şey söylediğinde Alicia “en iyisinden öğrendim” demişti. Bence Diane bu dialoğun hakkını yakın zamanda verecektir. Ve ters ırkçılık konusu… TGW’da bazen valinin ofisinde bazen de Diane’in başında ırkçılık konusuyla ilgili karakterler arası sürtüşmeler görmüştük ama bu ters ırkçılık durumu oldukça ilginç gelişiyor bence de… Diane için Adrian’ın desteği önemli ama Lucca’yı da unutmamak lazım, Barbara da Lucca’ya oldukça fazla güveniyor bence, Diane Adrian kadar içerden insanları ya safına çekmeli… Madem ırkçılıktan konu açıldı biraz da dizinin politik içeriğinden bahsedelim mi? Açıkçası ben güncel konulara odaklanmalarını çok sevdim. Trump göndermelerinden tut da Suriye’deki politik oyunlara kadar bence güzel göndermeler izledik. Üstelik tüm olayların göbeğindeki şirket çoğunluğun afroamerikan olduğu bir şirket. Sen ne düşünüyorsun bu konuda? King çifti seviyor politik içeriği sanki?

A: Trump konusu gerçekten ele alınmayacak gibi değil. Belki sen de görmüşsündür %42’lik güvenoyu ile ABD’nin en az onaylanan başkanı olma ünvanına şimdiden sahip. Zaten işleri ele alış biçimi, tavrı, sözleri ve özellikle medya karşıtı davranışlarıyla büyük tepki topladı ve toplamaya devam ediyor. Elinde durmaksızın malzeme veren bir başkan olsaydı sen ne yapardın? Doğal olarak King’ler Trump’a oldukça yer verdiler ve onla ilgili rahatsızlıklarını dile getirmeleri izleyicide de karşılığını buldu. Diğer yandan uluslar arası konular veya yerel sorunlar ABD dizilerinde giderek daha çok karşımıza çıkan hikayeler haline geldi. Bunda toplumda oluşan rahatsızlığın ve ilginin de büyük bir etkisi olduğunu söylemek mümkün. Tabii ülkeye hakim olan ifade özgürlüğünün. Şirketle ilgili daha evvel söylediklerimin arkasında durmakla birlikte, iki şeye dikkat çekmek gerektiği kanısındayım. Bunlardan ilki Julius’un Trump’a oy verişinin öğrenilmesiyle gelişen olaylar. Julius kendisinin bu konuda hor görülmeyeceğinden emin olsa da, nihayetinde verdiği kararın şirketteki geleceğini tamamen değiştirdiğini söylemek mümkün. Yani aslen dizi Trump gibi muhafazakar ABD’lilerin diğerleri üzerinde kurduğu baskı kadar, demokratların cumhuriyetçilere karşı takındığı tavrı görmemiz açısından da bizlere fırsat sundu. Böylece bence izleyicinin kendisini sorgulamasına neden oldu. Bir de John Cameron’un canlandırdığı Felix meselesi var ki bence bu bölüm tek başına bile bir tartışma konusuydu. Hatırlamayanlar için internetteki nefret suçları ile ilgili bölümde kendini savunmak için avukatlardan kurulu bir jürinin önüne çıkan Felix, ifade özgürlüğü ve ifade özgürlüğünün oyun alanı konusunda herkesi sonuna kadar zorlamış ve bölüm sonunda hoşuma gitse de gitmese de haklı olduğunu kanıtlamıştı. Bence özellikle internet sayesinde her türlü taciz, ırkçılık, tehdit bu derece kolaylaşmışken, bölümün odaklandığı yasaklama konusu ve neden yasaklanmamalı/yasaklanamıyor kısmı oldukça dikkat çekiciydi. Hele de tamamen demokratlardan oluşan bir jüri karşısında bu savunmayı yapanın bir muhafazakar olduğu düşünülürse. Gerçi Felix için bunu demek mümkün pek emin değilim.

H: TGF’ın en büyük farklarından birisi ters ırkçılık konusu ise diğeri de politik konulardaki ters köşe ifadeleriydi gerçekten. Julius’un konusu ise bence çok güzel bir özeleştiriydi. Bunun üzerine Felix gibi bir karakter eklenince senaristler için bir yandan Trump’a dokundururken diğer yandan da cumhuriyetçileri görmezden gelmeyerek çok güzel bir denge kurmuşlar diyebilirim. Bu arada konuk oyunculara değinmezsek olmaz değil mi? Elsbeth Tascioni ve Mike Kresteva’yı aynı karede görmek çok hoşuma gitse de Kresteva’nın Reddick, Boseman & Kolstad’ın peşine düştüğü davası biraz zorlama gibi geldi bana… Gerçi büyük jüri sahnelerini beğendim ama temelini sağlam bulamadığımdanmıdır nedir, eksiklik vardı sanki. Sence nasıldı?

A: Elsbeth TGW’ın en renkli karakteriydi ve TGF’da mutlaka olması gerekiyordu. Diğer yandan eski parlaklığını kaybetmişti sanki… Ama geri kazanacaktır diye umuyorum. Kresteva ABD hukuk sisteminin çirkin yüzünü temsil ediyor. Ve açtığı dava da aslında hedeflenen noktaya gitmek için çok farklı yollar izlenebileceğinin bir ispatı. Reddick, Boseman & Kolstad polis şiddeti içerikli dosyalar aldığı sürece bu tarz davalar ve sataşmalarla çok uğraşacaktır. Bu Kresteva ile yaptığımız bu kötü girişin bir arkası olabileceği izlenimi veriyor bana.

H: Bir de şunu sorayım; en sevdiğin dava hikayesi hangisiydi? Polis şiddetinden internet yorumlarını içeren konulara kadar bir çok mahkeme sahnesi izledik, sen en çok hangisini beğendin?

A: Biraz erken yanıt vermiş oldum buna korkarım. Biraz önce de dediğim gibi bence Felix’in kendini ve internetteki tüm kötücülleri savunduğu bölüm cidden başarılıydı. Onun dışında Maia’nın eski sevgilisinin oluşturduğu BOT hesap üzerinden kendisine gelen intikam mesajları konusunda çaresiz kalışı da bence günümüz sorunlarının güzel bir örneğiydi.

H: Ve sezon finali… Ne bekliyordun ne buldun?

A: İlk olarak on bölüm kısaydı ve bence iyi değerlendirilemedi. Son bölümde Henry’nin herkesi geride bırakışı, özellikle de kızının hapse gireceğini bile bile kaçışı çok klişeydi. Ve bu Rindell davası hakkında o kadar az şey bilmemize rağmen aslında batan para karşılığında yatacak bir adam dışında davada bir gizem olmadığının da farkındayız. Kısaca bu hikayede ailesini tamamen kazıklayan bir adam ve onu zaten yıllardır aldatan bir eş dışında hareket yok. Maia ise savunmasını yaparken de söylediği gibi bilinçaltının bir yerlerinde olan bitenin farkında olduğunu biliyor. Bu bir insanı mahkum etmek için yeterli mi? Hayır. Ama babasının ona daha çok sürpriz hazırlamadığından nasıl emin olabiliriz ki? Bana sıkkınlıkla iç çektiren finali bizlerin çocukluğumuzdan beri işittiği Maia’nınsa yeni öğrendiği bu sözlerle özetlemek mümkün: “Bu dünyada babana bile güvenmeyeceksin.”

H: 10 bölümün iyi değerlendirilemediği konusunda ve Maia’nın tutuklanışındaki saçmalık konusunda katılıyorum sana. Ama Henry’nin herkesi kızının hapsa gireceğini bile bile kaçışı konusunda çok emin değil. Yani oradan başka bir şeyler çıkabilir. Yani çıkmalı. Yani çıksın bence. Hayır çıkmayacaksa gerçekten vasati bir hikaye olarak kalacak. Yine de sezonun genelinden memnunum ben. En azından Diane ve Lucca ikilisinin hikayelerinden… Maia’yı ise senin de dediğin gibi tam olarak tanıyamadık, onun için biraz daha zamana ihtiyacımız var. Ama benim umudum var açıkçası, o ışığı görüyorum Maia’da… Öyle veya böyle bir sezonu geride bıraktık, güzel sohbet için çok teşekkürler Ayça, yeni sezonda görüşmek üzere.

bazen hayatımın kalanını sadece anime/dizi/film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.

Bir Cevap Yazın

Loading…

The Last Man On Earth 3. Sezon 16.Bölüm İncelemesi

Süper Kötüler 1. Bölüm