Gaga: Five Foot Two | İnceleme

Geçtiğimiz hafta Netflix dünyaca ünlü şarkıcı Lady Gaga‘nın son iki-üç yılını anlatan bir belgesel yayınladı. Yönetmenliğini Chris Moukarbel’in yaptığı Gaga: Five Foot Two ismiyle yayınlanan belgeseli bir küçük canavar (Gaga’nın fanlarına verdiği isim) olarak heyecanla bekledim ve izledim. Neyse, fazla konuşmadan sizleri belgesel incelememle bırakayım.

Belgesel Gaga’nın Malibu’daki eviyle açılıyor. Neredeyse Gaga kadar gösterişli evinde köpeklerine mama verirken görünüyor ve yüz dakikalık Lady Gaga’nın basın önündeki ihtişamlı hayatının kamera arkasına enfes yolculuk başlıyor.

Lady Gaga’nın, “Gaga: Five Foot Two” belgeseli tam da kendisini bulma yolculuğu. Son albüm döneminde dibe vurmuştu. Ölüme kucak açacak kadar vazgeçmişlikle, mücadele ettiği savaştan evine dönen yaralı bir asker gibiydi. Kariyerinde yağmalanmayan bir an, ihanetin bıçak darbelerinin girmediği eti kalmamıştı. Depresyon tüm her şeyi bırakmasını fısıldıyordu. Yükseldikçe hayatındaki erkekler tarafından terkedilmesinin yükü onu kambur bırakıyor, 40 yıldır ailesinin içinde bir tümör gibi büyüyen Joanne’in acısı herkesi etkilemiş durumda. Hayranlarının yeni müziğine vereceği tepkinin endişesi onu istediği şeyleri yapmaktan geri çekiyor. En iyi arkadaşı ölmek üzere. Git gide dayanılmaz bir hal alan ağrıları yüzünden acılar içinde. “Bunlara nasıl dayanmayı başarıyor?” diye düşünmekten kendini alamıyor insan. Nereye dokunsanız acıya denk geliyor. Eliniz yanıyor. Sanatçıların ‘hiçbir sorunu olmayan kişiler’ gibi gösterilmesine alışmışız, gözlerimizdeki bu perde onları daha kolay yargılamamızı sağlıyor. Belki de böyle görmek işimize geliyor ama Lady Gaga hiç olmadığı kadar açık, hiç olmadığı kadar kırılgan. Gözlerimizdeki perdeleri söküp atmaya kararlı ve tüm çıplaklığıyla karşımızda.

 

Bir kadın olarak büyümesini, bir müzisyen olarak gelişmesini ve geçmişin izlerini taşıyan babasının iyileştiricisi olmasını izliyoruz. Bir sahnede ağrıları yüzünden ağlarken gelecek sahnede tüm bu zayıflıklarını bir kenara bırakıp hayranlarının karşısına ‘kurtarıcıları’ olarak çıkıyor. Ruhu yaralarla dolu olduğu halde ayakta durabilme gücü bulması karşısında etkilenmemek elde değil. Her sahneye gerçeklik, acı ve bir o kadar da mutluluk sinmiş vaziyette. Barındırdığı tüm duyguları son damlasına kadar damarlarınızda hissediyorsunuz. Belgesel bittiğinde ise Lady Gaga’nın kendisini bulduğunu fark ediyoruz ve bu yolculuk farkında olmadan bizim de kendimizi bulmamıza olanak sağlıyor.

 

batuhan tozkoparan

Önceki Yazı

Animelerde Samuray Hikayeleri

Sonraki Yazı

Ekim Ayında Netflix’te Yayınlanacak Diziler | Takvim