The Lost Room İncelemesi | Gizemli Oda

2006 yapımı mini dizi The Lost Room, televizyon dünyasının kıymeti bilinmeyenlerinden. Kaliteli kadrosu, güzel hikayesi ve bu hikayeyi işleyiş biçimiyle benim gönlümde taht kurmayı başardı. Her biri yaklaşık 1,5 saatlik üç bölümden oluşuyor. Kısa sürmesine rağmen olaylar öyle başarılı toparlanıyor ki hevesiniz kursağınızda kalmıyor. Dizi bir oda ve bu odadaki olağanüstü güçlere sahip nesneler etrafında geçmektedir.

GİZEMLİ HİKAYE

Olaylar bu gizemli odanın anahtarının satılmasıyla başlıyor. Bahsedilen bütün nesneleri toplamaya çalışan bir adam anahtarı satın almak istiyor ama satış sırasında anahtarı isteyen başka birinin gelmesiyle ortalık karışıyor. Anahtar satış sırasında son olarak Iggy adındaki bir çocukta kalıyor ve Iggy anahtar sayesinde kaçmayı başarıyor. Burada anahtarın özelliğinden de bahsedelim. Anahtar, herhangi bir kapıyı açabiliyor ve anahtarın kullanıldığı her kapı dizinin adını aldığı kayıp motel odasına çıkıyor. Bu oda anahtar her kullanıldığında sıfırlanıyor. Odada bir eşya bırakılırsa o eşya bilinmeyen bir yere gidiyor. Ayrıca odada bir kapı daha var. Bu kapı ise anahtara sahip olan kişinin istediği yere açılıyor. Anahtarın sahibi kapısı olan her yere gidebiliyor.

Hikayemize geri dönelim. Iggy anahtarla kaçmaya çalışırken vuruluyor ama kapıyı son anda açmayı başarıyor. Tanıdığı dedektif Joe Miller’dan yardım almak için onun evine gidiyor ve orada ölüyor. Böylece anahtarın yeni sahibi Joe Miller oluyor. Yani başı belaya girecek kişi bu kez karizmatik dedektifimiz Joe Miller. Miller, odayı keşfetmek için anahtarı birkaç kez kullanıyor hatta meslektaşı ve arkadaşı Lou ile motel odasındaki kapıyı kullanarak bir futbol maçına bile gidiyorlar. Dediğim gibi bela Joe Miller’ı buluyor ve kızı Anna kaçırılıyor. Kaçıran kişi de elbette anahtarı isteyenlerden biri. Anahtar için takas yapılırken yine büyük bir karmaşa oluyor ve kız anahtarla odayı açıp kaçıyor. Oda anahtarla bir kez daha açılınca içerisi sıfırlanıyor ve Anna ortadan kayboluyor. Artık dedektif Miller’ın amacı kızına ulaşmak ve bu hiç kolay olmayacak.

BU NESNELER NEREDEN GELİYOR?

Bu odada bulunmuş ve şimdi başka yerlerde olan yüze yakın nesne var. Anahtar bunlardan biri ve belki de en önemlisi. Bazı nesnelerin yaptıkları çok basit ve gereksiz bazılarınınkiyse olağanüstü. Örneğin saat, sadece yumurta haşlamaya yarıyor. Yumurtayı saatin ortasına koyunca anında haşlanıyor. Kalem, dokunduğu kişiyi mikrodalgadan çıkmış hale getiriyor. Otobüs biletini birinin yüzüne tutunca o kişi New Mexico’ya ışınlanıyor. Her nesnenin bir görevi var, görevi basit olan nesne bile çok önemli çünkü iki nesne bir araya gelince yine olağanüstü özellikler ortaya çıkabiliyor. Mesela saat tek başına sadece yumurta haşlamaya yarıyor ama saatle bıçağı bir araya getiren kişi telepati yeteneği kazanıyor. Nesnelerle ilgili önemli son şey de birbirlerini çekmeleri. Zaten bu yüzden nesnelere sahip olan kişilerin başları beladan eksik olmuyor.

KALİTELİ KADRO

Dizinin oyuncu kadrosu çok kaliteli ve izlerken birkaç oyuncu için bunlar hangi dizilerde oynamıştı ya?” sorusu akla sıkça geliyor. Six Feet Under’dan, ER’dan, House MD’den tanıdıklar var. Dizinin büyük bir kısmı Peter Krause (Joe Miller) ile geçiyor ve kendisi izlemesi çok keyifli bir oyuncu. Wally’yi canlandıran Peter Jacobson da çok başarılı bir performans sergilemiş, neredeyse her sahnesi çok eğlenceli. Dedektif Miller’ın kızını (Anna) canlandıran Elle Fanning de dizide çok önemli bir rol oynuyor ve küçük yaşına rağmen üstesinden çok iyi geliyor. Mini dizilerde genellikle karakterlere bağlanmak zordur ama Lost Room’da herkes o kadar iyi oynamış ki karakterleri çok kolay sevebiliyor veya onlardan nefret edebiliyorsunuz.

Salih Çiftçi

Çizgi roman, dizi, basketbol, oyun.

Önceki Yazı

En iyi 15 bölüm | How I Met Your Mother

Sonraki Yazı

Syfy Killjoys’a iki sezonluk final onayı verdi