, ,

Kalpler Arasında Bağ Kuran Günahkâr Taç: Guilty Crown

2011 Sonbahar sezonuna damga vurmuş bir anime serisiyle karşınızdayım.

Seri 2011 yılında yapımcılığını Production IG üstleniyor ve Fuji TV’nin noitaminA aracılığıyla da yayınlanıyor. 22 bölümden oluşan serinin yönetmeni Tetsuro Araki. Serinin 2 manga adaptasyonu  ASCII Media Works ve Square Enix tarafından yayınlanırken, Nitroplus tarafından da 2012’de Guilty Crown: Princess of Deadpool adında bir roman yayımlanıyor aynı zamanda Nitroplus, Guilty Crown: Lost Christmas adında yan ürün olarak görsel manga yayımlarken yine aynı isimde 15 dakikalık da bir OVA’sını da yayınlıyor. Nitroplus yine boş durmayıp 2012’de romanla aynı isimde bir oyunu da piyasa sürüyor.

Ayrıca şunu da belirtmek var ki izlerken hepimizi büyüleyen o şarkılar  Ao no Exorcist ve Shingeki no Kyojin animelerinin o muhteşem müziklerini hazırlayan Sawano Hiroyuki tarafından oluşturulmuş.

Animenin Konusu;

24 Aralık 2029 yılında tehlikeli bir biyolojik tehlike olarak bilinen Apocalypse virüsü Japonya’da büyük bir kaosa neden olur. Bu kaos daha sonra Kayıp Noel olarak adlandırılır. Bu tehditle mücadele adına Japonya Birleşmiş Milletler’den yardım ister ve BM GHQ adı verilen örgütü bu amaçla Japonya’ya gönderir. Japonya’nın bağımsızlığı pahasına GHQ bu salgını bulun ve restore eder. Ancak 10 yıl sonra GHQ’ya karşı mücadele eden ve Japonya’nın eski bağımsızlığını kazanması için çalışan Undertaker adında bir örgüt ortaya çıkar.

Hikaye bir lise öğrencisi olan Ouma Shu etrafında dönerken; Shu’nun yanlışlıkla  “Kralların Kabiliyeti” olarak bilinen gücü elde eder ve bu güç ile diğer insanların “void” olarak adlandırılan somut yapıları şekillendirir. Bu gücü elde etmesiyle birlikte ana karakterimiz kendisini bir toplum örgütü olan ve  devletin birimleri olan GHQ Antikorlara karşı savaşan Undertaker’ın içinde bulur. Shu’nun bu gücü elde etmesine ve hayatının değişmesine sebep olan ilk sahne internetten takip ettiği Egoist grubunun solisti İnori ile tanışmasıyla olur. Shu bu yeteneğin omuzlarına yüklediği yükü kabul etmeli ve gizemli geçmişiyle de yüzleşmeye kendisini hazırlamalıdır. Shu’nun bu doğrultuda seçeceği 2 yol vardır: Ya dünyanın yok oluşuna tanık olacak ya da dünyayı kurtaracak. Sizce hangisini seçecek dersiniz? (Tabi ki dünyayı kurtarmak)

Guilty Crown Anime 1

Öncelikle seriyle ilgili yorumlara geçmeden önce şunu belirteyim; şu anda bir sezon olarak görülse dahi Guilty Crown bana göre 22 bölümüyle 2 sezonu içerisinde barındırıyor. Çünkü serinin bölümleri içerisinde iki farklı kahraman ve düşman mantıkları söz konusu. Temelde insan evrimi üzerine konumlandırılmış bir anime olduğu için de seride karakterlerin de sembolü olduğu hikayelerin nasıl evrimleştiğini de görebiliyoruz.

İzleyici olarak hikayeye bizler 2039’da başlıyoruz. Lost Christmas’ın üzerinden 10 sene geçmiş, devlet Apocalypse Virus ile ilgilenmesi için GHQ birimini (Government Headquarters/Hükümet Karargahı) kurmuş ve ardından devlet yönetimi GHQ’ya devredilmiş. Politika sistemi kalkmış, yerine GHQ’nun kontrolü altındaki bir yönetim sistemi gelmiştir (uzun süreli askeri darbe dönemi desek yanlış olmaz heralde). GHQ ise gizli kapaklı olarak virüsten etkilenen ne kadar hasta varsa tecrit etmektedir. Bunlardan haberi olmayan insanlar da hala eski düzene geri dönmeye çalışıyorlar ve GHQ’nun yönetiminin iyi olduğunu zannediyorlar. Ana kahramanımız Shu da ilk etap da bu zan altında fikirleri gelişmiş biri olarak karşımıza çıkıyor. Shu karakteri çelimsiz, kendine güveni olmayan, babasını çocukken kaybetmiş, sessiz birisi. Serinin ilk perdesinde Shu’nun insanları ve kendini anlamaya çalışması, ikinci perdeye geçtiğimizde kendiyle yeniden tanışması ve etrafındaki insanlarla ilgili gerçekleri öğrenmesiyle karşılaşıyoruz. İlk perdede aslında serinin konusunun olayların şekillenişini görüp aklımızda birçok soruyla bölümlere devam ederken, ikinci perdede geçmişte yatan gerçekleri, olayların nedenlerini, sonuçlarını ve sorularımızın cevaplarını görüyoruz.

İlk bölümden itibaren seri harika aksiyon sahnelerine sahip. Zaten karakter tasarımlarına söylenecek pek söz yok, gayet başarılı. Açılış ve kapanış şarkıları, sahne müzikleri ayrı bir güzel. Ayrıca seride şiddet dozu da çok iyi ayarlanmış. Bir çocuk animesi değil elbette ama çok fazla kanlı sahneye de tanık olmuyoruz.

İnternette yer alan yorumlara baktığımda ben şunu görüyorum serinin Code Geass ile çok benzer olduğu söyleniyor ve bu nedenle de her ne kadar beğenilerek izlenmişse de bir olumsuz hava mevcut. Animeler zaten çoğunlukla birbiriyle benzerlik gösterir, bu abes bir şey deği. Böyle olumsuz olumsuz konuşup herkes tek oturuşta izlemiştir buna da eminim. Serinin gayet başarılı olduğu elbette ki bu noktada yadsınmamalı. “Ben anime izleyen biriyim, sıkı bir takipçiyim” diyorsanız, izleme listenizde muhakkak yer almış animelerden biri olması gerekiyor.

Guilty Crown Anime 2

Şimdi diyeceksiniz bu kız başlığa Günahkar Taç falan yazdı, insanlar arası bağ kurmak falan dedi ama bir şey açıkladığı yok diye.

Öncelikle insanlar arası bağdan başlayalım. Bu bağları sağlayan şey, temel metafor bana göre voidler. Voidler şekil kazanmış fikirler; insanların kalplerinin cisimleşmiş halleri. Yani sizin özünüzün somutlaştırılması diyebiliriz aslında. Seride de dikkat ettiyseniz güçlü ve baskın karakterlerin voidleri kendileri gibi güçlü bir yapıya sahip. Ayrıca bu voidler insanların korkularını da yansıtan bir yapıya sahip. Seriyi izlerken kendime sordum acaba benim voidim ne şekil bir şey olur diye ama hala cevap bulmuş değilim. Siz kendi voidinizle ilgili bir cevaba ulaştınız mı? (merak ettim söyleyin)

İkinci nokta hikayenin yürüdüğü evrim teması. Bu tema altında da Adem ve Havva karakterleri (Shu- Inori (Mana)), bunların yeni nesli nasıl evrimleştireceği şeklinde ilerleyen bir durum var. Birçok dini ritüelde Adem ile Havva yer alır. Adem insanoğlunu temsil eder, Havva ise gelmiş geçmiş tüm insanların anasıdır. Bu hususta çok yorum yapamayacağım. Çünkü arka plan verilerinden biri olarak beynimi yakan bir konuydu bu.

Üçüncü nokta Kıyamet günü unsuru. Seride ilk Kayıp Noel vakası aslında birinci kıyamettir. Mana’nın Adem’iyle yeniden birleşmesiyle oluşturulacak yeni ırk ise (bu durumun oluşturacağı yeni yokluk üzerine varlık) ikinci kıyameti oluşturacaktır. Dini ritüellerde yine kıyamet kavramı yer alır ve dünyanın sonunun geleceğine ve tüm insanların mahşerde toplanarak hesap vereceğine inanılan zaman olarak belirtilir. Seride inanışlardan alınmış bir kavram olarak karşımıza çıkan kıyamet birebir ritüellerle aynı durumu işlememekte.

Dördüncü nokta bana göre kıyamet virüsü hani şu 2029 da atılan ve şehri mahveden. Benim aklıma direk gelen Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları oldu. Ki biliyorsunuz bu bombanın etkileri sonucu birçok insan hasta olmuş ve ölmüştür. Seride bu virüsü kapan insanları kristalleşip ölmesi bu duruma benzer değil mi? Zaten Japonların birçok seride bu duruma gönderme yaptıkları da yadsınamaz.

Beşinci noktada görülen  “İkinci Dünya savaşından biz ne zorluklarla kalkındık.” mesajının olması. Bu da benim takip ettiğim birçok seride vurgulanan durumlardan biri. Karakterler arası savaşlarda olsun, karakterlerin bireysel mücadelelerinde veya ana konu üzerinde falan. Japonya’nın geçmişte yaşadığı krizlere yapılan göndermeler her daim mevcut.

Altıncı noktada serinin ikinci perdesinde “insanların voidlerinin gücüne göre kategorize edilmesi” durumu. Bu aslında toplumsal olarak var olan günümüz koşullarına gönderme gibi. Sınıf ayrımı biliyorsunuz ki dünya sisteminde var olan bir durum, insanlar arasında da yarattığı psikolojik ve sosyal durumlar da bu ikinci perde de bana göre çok iyi yansıtılmış.

Yedinci noktada Egoist grubuna değineceğim. Burada neden Egoist kavramı seçilmiş? Bana göre ilk karşılaştığımız soundtracklerden Euterpe şarkısının verdiği mesaja bakarsak, insanların giderek bencilleşmesi üzerine bir vurgu mahiyetinde. Bu bencilliğin getirisi ile insanlar birbirleriyle tartışırlar ve birbirlerini incitirler. Gözleri bürüyen hırs, dünyadaki diğer güzelliklerin görünmesini engellemiyor mu sizce de?

Sekizinci nokta, bana göre yine insanlığımızı sorgulatan bir seri olduğu kanaatindeyim. Shu’nun öncesi ve sonrası. Kendini bulması ve kaybetmesi. İnsanları anlaması, anlamaya çalışması vs.

Dokuzuncu nokta ise müzik ile ilgili olsun. Seride Inori’nin şarkılarının insanları iyileştirilmesi, virüslerinden arındırması “Müzik ruhun gıdasıdır.” tezini doğrular gibi.

Guilty Crown Anime 3

Bu noktalar uzar da gider. Açık söyleyeyim izlerken her bölüm de yok artık demişliğim oldu. Hani bu kadar da olmaz gibisinden. Zaten konusuyla beyin devrelerini yakan bir anime olduğunu düşünüyorum. Ben burada birkaç noktaya değindim. Beğendiniz veya beğenmediniz katıldınız veya katılmadınız fikirlerime..Bunlar bana göre okunan birkaç noktaydı. Sizinle paylaştım. E tabi doğruluğu tartışılır.

Son olarak Undertaker örgütünün kendini nasıl tanımlamış buna değineceğim; çok hoşuma gitmişti çünkü.

“Bizler her zaman elveda demeye hazır olacağız ve bu da bizim hayatta kalacağımızı gösterir. Bizler seçilen kişilere cenaze marşıyla emir vermeye devam edeceğiz. Bu yüzden adımız Undertaker.”

(Gerçekten de çok manidar değil mi? Cenazeciler ölüme gidenleri son uğurlayan ve hayatına devam eden kişiler değil mi zaten.)

*Bu yazı ortak çalışma yaptığımız www.japonsinemasi.com adresinde yayınlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Loading…

Arrow | Yeni fragman

2010 Sonrası Sevdiğimiz Animeler