, ,

The Brave, Seal Team ve MacGyver | Yoksa bizi aslında en çok Amerika mı kıskanıyor?

Malumunuz bir süredir uluslararası camiada hakkımızda ileri geri konuşan kim varsa hepsinin bizi kıskandığı konusunda hemfikiriz.

Dış politikamızı bu muhteşem tespit üzerine kurduğumuzdan beri pis kıskançlar da yöntem değiştirmişe benziyor. Artık öyle politikacıların ağzından çıkan eleştirileri falan bir kenara bıraktılar korkularından alenen dizi dünyasından veriyorlar mesajlarını. Ya da arkamızdan ne diziler çeviriyorlar bir bilseniz.

Sonbaharla birlikte ne kadar ara vermiş dizi varsa yeni sezonlarıyla geri dönüş yaptılar ya ekrana, aynısı ABD için de geçerli. Hasbelkader süper devlet olmuş ABD bizi örnek almanın yanı sıra, taklitçi zihniyetiyle iki tane de komandolu yeni dizi ekleyiverdi yayın dünyasına, The Brave ve Seal Team.

Önce yeni sezonlarıyla geri dönenler, ve bunların içinde MacGyver, çok özel bir ikinci sezon ilk bölümü yayınlandı.

Çocukluğumuzda her şeyden bomba yapan adam olarak tanıdığımız MacGyver’ın bu sene ilk macerası tanıdık bir yerlerde geçiyor.

İpucu verecek olursam, teröristler bir saraya el koymuşlar, orada saklıyorlar zamanında kaçırılmış bir Amerikan askerini.

Saray’ın önünde kıytırık bir pazar yeri var. Etrafta çok zavallı pazarcılar, acayip tesettürlü kadınlar ve her zamanki gibi masum ve fakir çocuklar geziniyor. Araya serpiştirilmiş aptal polisler ve kırık dökük arabalarıyla tamamlanan bu mizansene açık açık Türkiye deniyor dizide. Hatta pis teröristler ve polisler aralarında Türkçe konuşuyorlar. Bütçemiz kısıtlı buna da şükür diye bas bas bağıran prodüksiyonumuz üç-beş kırık Türkçe cümle kurabilen bir kaç oyuncu bulmuş olmanın sevincini gözümüze gözümüze sokuyor.

Neden patlatıldığı bilinmeyen bir baraj duvarının her şeyi su altında bırakmasıyla son bulan bölümümüz vaktiniz varsa eğlenceli dakikalar vadediyor.

Tamam McGyver çok ciddiye alınacak bir dizi değil. Zaten cuma günleri yayınlanıyor, TGIF (Thanks God It’s Friday / “Tanrıya Şükürler Olsun Bugün Cuma” gibi bir anlamı var) diye etrafta gezen Amerikalıların en sıkıcı kısmına hitap ediyor muhtemelen.

Hadi gelin The Brave’e göz atalım o zaman…

Çok özel yetenekli bir grup askerden oluşan özel bir timimiz var. Bu tim DC (Washington diye uzun uzun yazdırmayın bana, DC diyorsam başkent işte)’de  ikamet eden ve kendinden de özel bir grubun yönetiminde. Analistlerden falan oluşan grubu da en bir özel ablamız yönetiyor, oğlu ölmüş on gün önce, o kısmını göremiyoruz ama kadın işinin başında, öyle yani…

Şimdi bu DC’deki grup dünyanın neresinde o sevimli ABD vatandaşının başına bir şey gelirse hemen komando timini yönlendiriyor, böylece pis teröristler Amerika’dan uzaktayız diye bir kavram olmadığını ölerek öğreniyorlar.

Sakın gözünüzde iki katlı bir bina falan canlandırmayın. Üstte analistler altta komandolar falan, yok öyle bir şey, çünkü komandolarımız “Incirlik, Turkey”de ikamet etmekteler. Dünyanın kalan kısmı neyin ne olduğunu öğrendi, bizim vatandaşımıza bir şey olursa ancak Suriye’de olur diye düşünüyor DC büyük ihtimalle.

Askerlerimiz çok bir “brave” yeminle. Aralarındaki kadın da keskin nişancı mesela ama sanmayın ki kana susamış canavarlar onlar. Aksine yerel halkla vakit geçirmeye bayılıyorlar.

Bildiğiniz yerel halktan bahsediyorum. Yine dünya masumu ve masum olduğu fakir, fakir olduğu kadar zavallı, zavallı olduğu kadar kavruk futbol delisi çocuklar. Yani siz biz hepimiz. Bu kadar kolay yazıyorum üzerime alınmadan çünkü çocukken futbol oynamadım ve zaten kumralım ben.

Neyse, ilk bölüm son sahne.

Yine yerel halkla futbol maçı, bu sefer plajda. Herkes çok mutlu olduğu için mutsuz olan bir terörist bomba yüklü kamyonetini plaja sürüyor.

DC uydudan fark edip arıyor ama bizim komandolar o kadar mutlu ki geç açıyorlar telefonlarını. Son anda canlarını tehlikeye atarak bir miktar insanı uyarabiliyorlar, fakat maalesef DC’deki doğal olarak çok kocaman ekranlardan patlamayı izlememizi engelleyemiyorlar..

İncirlik’teki üssün içi ne kadar güvenliydi oysa, eh bu kadar tehlikeli bir bölgede plaja gitmenin de bir bedeli olduğunu iddia ediyorlar gözümüze bakarak…

Seal Team’e gelince… İlk bölümde bizden bahseden olmadı ama açıkcası beklentim büyük. Bu dizide de ISID ve diğer teröristlerin peşinde komandolarımız var, er geç yolları önce Suriye’ye sonra bizim ellere düşecektir. Gerçi şimdilik hayali ülkelerde geçiyor hikayeler ama hiç belli olmaz

Toparlarsak;

Aslında bu ve benzeri durumların yaşanacağı, çok kahraman bir Amerikan yaz dizisi olan Shooter’dan belliydi. Almanya’da başlayan hikayede otele baskın yapan teröristler Türk asıllı çıkmıştı mesela.

Demek istediğim, nerede sağ tandanslı bir parti geliyor iktidara, hop savaşlı dövüşlü diziler kaplıyor ekranı. Çekim teknikleri ve senaryo kalitesi değişiyor elbette ama iktidarlar mesajlarını böyle verir oldu günümüz dünyasında.

Görünen o ki şimdilik tam terörist ülke değiliz Amerikan sağına göre.

Beceriksiz, zayıf, ezik ve teröristlerin fink attığı bir Türkiye söz konusu anlayabildiğim kadarıyla.

Yöneticilerimizin Washington ziyaretlerinde bu konu gündeme gelmiş midir derseniz sanmıyorum. Dizi olarak en fazla Prison Break konuşabilir günlerden geçiyoruz. Gerçi gündeme gelse ne olur, sonuçta bizde Hollywood bağımsızdır derler olur biter.

Son olarak…

Umarım bu yazı mütekabiliyet ilkesi gereği bizim dizilerimizin senaryolarını etkilemez. Güzel yurdum bir “Kurtlar Vadisi Filistin”e daha maruz kalırsa kendimi asla affetmem.

Hayatın anlamını buldum ama söylemem

Bir Cevap Yazın

Loading…

Deutschland 86 Hakkında Bildiklerimiz

Yüzüklerin Efendisi’nin Yayın Hakları Satıldı