Hiç boyunuzdan büyük bir işe başladığınız oldu mu?

Arkadaşlara, hadi adını koyalım grubun en güzel kızına hava atmak için o kayalıktan denize atlamak üzere “uçurumun” kenarına gelme anından bahsediyorum, “uzaktan bu kadar yüksek görünmüyordu” dediğiniz ve artık geri dönemeyeceğiniz durumdan.

Yazar tam da bu hislerle başladı satırlarına bu yazıda. Dile kolay her dizisiyle gündem belirleyen bir yapım şirketinin son bombasını neden beğenmediğimi anlatacağım size, üstelik bunu yaparken de iki Oscar adaylığı ve 13 ödülü bulunan bir yönetmenin tarzını ne kadar sevmediğimden bahsedeceğim.

Artık Dunning-Kruger Sendromu* kurbanı mı dersiniz yoksa sürüden ayrılan koyuna övgü mü düzersiniz bilemem ama başlıyoruz işte.

Çok uzun bir yazı olmayacak bu çünkü çok uzun seyretmedim diziyi. Üç buçuk bölüm dayanabildim Dark’a.

Netflix yapımı bir dizi Dark. Almanlar tarafından çekilmiş, yani orijinal dili de Almanca. Bizim yazar grubu konuya süper hâkim olduğu için “ben dizinin Almanca dublajlı halini indirmişim galiba” esprime kimse gülmemişti, siz de orada burada yapmayın komik olmuyor.

Küçük bir Alman kasabasında geçiyor hikâyemiz. Kasabanın hemen yanında kocaman bir nükleer santral var. Al işte, Springfield* geliyor aklıma, Simpsons’ın senaryo ekibinde olsam kesin Dark konulu bir bölüm yazardım diye düşünüyorum. Beğenmedim ya diziyi, çağrışımlar çağrışımlar, sonu gelmiyor.

Kasabada kaybolmuş bir genç var, günlerdir bulunamıyor. Eşini aldatan bir polis dedektifi, yaz tatilini kasaba dışında bir yerlerde geçirmiş ve hiç öyle olmasa da Fransa’ya gittiği iddia edilen bir ergen, polis dedektifinin ilgi sever annesi, soğuk duruşlu polis şefi kadın, bir grup ergen, kısacası  “ay yeter bayiliciiim” tadında onlarca karakter daha ilk bölümden boca ediliyor seyircinin üzerine.

“Lütfen elinizde kağıt kalemle seyrediniz” ibaresinin eksik kaldığı bir ilişkiler ağı çıkıyor karşımıza. Bir de mağara var kasabanın yakınında, yukarıya resmini koydum. İşte orası da çok gizemli, dibine nükleer santrale açılan bir kapı konmuş çünkü.

Spoiler vermek değil niyetim. Beni bezdiren şeylerden bahsedeceğim sadece. Açıkçası hikâyenin anlatım tarzına takıldım.

Nükleer santralde bir şeyler dönüyor ama ne olduğu sır.

Kasabaya yabancı biri geliyor, üst baş kir içinde, sonra otelde duş yapınca çok yakışıklı olduğunu görüyoruz ve “demek ki dizi boyunca bizimle olacak bu karakter” diyoruz. İki bölümlüğüne bu kadar karizmatik çizilmez bir karakter, netiz o konuda lakin başka hiçbir şey net değil. Adam kim, nereden geldi, o yanında taşıdığı İsviçre saatinin saat boyutuna indirgenememiş hali, çarklı mekanik alet ne? Bunlar da sır…

Bir tane mektup var, dizinin başında kendini asan adam yazmış, üzerinde şu tarihten önce açmayın diye talimatlar yazıyor. O mektubun sahibinde böyle bir ermiş sabrı, açmamış mektubu, ilgili saat ve tarihi beklemiş. Neyse ikinci bölüm sonu gibiydi mektup açılıp okunuyor ama ne yazdığını öğrenemiyoruz, evet bildiniz bu da sır.

Kasabada kocaman bir otel var, ama öyle böyle değil, çok yıldızlı Sheraton tadında. Bu el kadar kasabada otel neden o kadar büyük sorusu takılıyor insanın aklına, cevabı vardır herhalde, ben diziyi bıraktığımda bu da sır özelliğini koruyordu.

Yaşlı adam var, “yine olacak, çok geç kaldık” falan diye geziyor ortada. Polis şefinin kayınpederi kendisi ama şefimiz “ne olacak gene, neden bahsediyorsun?” diye sorgulamıyor babasını çünkü neyin tekrarlandığı kısmı şimdilik sır.

Bir de bütün bu hikâye Shayamalan tarzı çekimlerle anlatılıyor.

Hatırlarsınız, Altıncı His filminin yönetmeni, diğer ünlü çalışmaları arasında Unbreakable  / Ölümsüz var mesela. Burada biraz yönetmenden bahsetmem lazım ne demek istediğimi anlatabilmek için.

Kendine özgü farklı bir tarzı vardır Shayamalan’ın. Filmlerden hatırlayın, pastel renkler, devamlı kameraya uzun uzun bakan oyuncular, ağır hareketler, en heyecanlı senaryoyu kaplumbağa hızında işleyen bir anlatım.

Ben hiç sevmem tarzını kendisinin. Süper kahramanlar dünyasını alt üst edecek güzellikte bir fikri Ölümsüz filminde ağır çekim bir Bruce Willis oynatarak çöpe atmıştır gözümde. “I see dead people*” tamam ama “I see dead director*” esasen.

İşte dizimizin bütün çekimleri bu şekilde. Bütün karakterler bir ara kocaman ve çok gizemli yüz ifadeleri takınıyorlar, tam bir şey açıklanacak gibi oluyor ama yarıda kesiliyor, ortam hep soğuk hep gri hep gizemli.

Kuşlar aniden ölüyor, elektrikler bir gidip geliyor. Bir şeyler anlatmak istiyor dizi ama devamlı erteleme derdinde. Üçüncü bölüm gibi konunun özü ortaya çıkıyor, bir zaman yolculuğu hikâyesi var, çünkü dedektifin kaybolan küçük oğlu meğerse 30 yıl öncesine gidiyor.

Dizi karakterlerin 30 yıl önceki ve günümüzdeki halleriyle ilerlemeye devam edecek belli oluyor. Yazar burada dayanamayarak isyan bayrağını en tepeye çekiyor artık.

Yahu karşımızda en temel noktalarını alenen Stephen King “IT / O” dan araklamış bir hikâye var. Esinlenmiş falan demeyeceğim bu kadar kör gözün parmağı tesadüflere. Hemen sayalım.

Gizemli küçük kasaba?  Yazmıştım, elde var bir.

Kaybolan küçük çocuk? Olmaz mı, elbette.

Kasabada belirli aralıklarla tekrar eden gizemli durum?  İlla ki.

Karakterlerin 30 yıl arayla, ergen ve yetişkin hallerinin anlatımı? Hikâyeyi bunun üzerine kurmuşlar utanmadan.

Korkunç şeylerin gerçekleştiği yerler tüneller mi? Evet, tüneller.

Peki, farkımız ne?

Pennywise*’ı nükleer santralle değiştirip canavar yerine zaman yolculuğu koyunca çok yaratıcı olduğunu sanan senaristlerin, bir dizi çektim gizemden yıkılıyor diyen yönetmenle buluşmasının sıkıntısını izliyoruz ekranda.

Tamam, mesela Stranger Things de bir miktar O’ya benzetilebilir ama bizzat King diziye muhteşem demiş, bana laf düşmüyor bu durumda. Bir de benzerliklerinden çok, ayrılabildiği detaylarla değerli bir dizi olmuştu ST. Dark, dişimi sıktığım sabrımı zorlayan bir tarz benimsemiş,  iki adım ileri bir adım geri, ilerleyemiyor.

Müzik dünyasından örneklersem Stranger Things bir klasik caz parçası ise, Dark tam bir modern caz eseri. Birincisi ne kadar planlı programlı ve ne yaptığı belli müzisyenlerin ortak çabasıysa, diğeri o kadar doğaçlamalar üzerine bir çalışma. Çok dağınık bir senaryo demeye çalışıyorum kısacası, dört beş ayrı koldan yarım yamalak anlatılan gizemli olaylar sürüsü Dark.

Gece seyrederken dördüncü bölümün ortasındaydım. Hala soru işareti soru işareti üzerine, aklıma takıldı, “acaba” dedim “haftada bir yayınlanacak olsa beşinci bölümü görür müydü bu öykü?”. Dürüst davranıp kendime, kapattım diziyi.

Şimdi “iki bölüm daha sabretseydin çok severdin” diyenler olabilir. Doğrudur belki lakin neredeyse dört saat olmuş, Avengers’ın dünyayı iki kere kurtardığı süreden bahsediyoruz, hala basit bir portal geyiği dönüyor. Hayır, 22.11.63* okumamış olsam ilginç diyeceğim bu zaman yolculuklu konuya ama aklıma geldikçe  “e bunu da King’den çalmışlar” diye sinirleniyorum. Basit bir tahmin benimki, birkaç bölüm içerisinde “Predestination*” filminden de parçalar çıkacaktır izleyenlerin karşısına.

İhtimal fazla acımasız klavyeledim cümlelerimi.

Belki sizin çok hoşunuza gidecek, derinlikli, detaylı bulacağınız bana da “anlamıyorsan yazma kardeşim git federallerle oyna sen” diyeceğiniz bir dizi Dark.

Çok şahsi yorumumdur, bu dizi yemek programında gördüğü tarifle restoran kalitesinde tabaklar hazırlama çabasında amatör aşçı kıvranışlarını hatırlattı. Malzeme belirleyicidir ama teknik ve tecrübe çok önemlidir mutfakta, hele bir de sadece arkadaşlarınız için mutfağa girmediyseniz. Malesef tavsiye edemiyorum Dark’ı ama Shayamalan’ın seveni de çoktur sonuçta, bir iki bölüm de olsa şans verin isterseniz, seçim sizin

Kısa olacak demiştim yazı için, nasıl dolmuşsam artık satırlar birbirini kovaladı yazarken, umarım okurken de benzer bir şeyler olmuştur ekranın karşısında.

————————————————————————————————————————————-

*Danning-Kruger Sendromu: “Yanlış sonuçlara veya talihsiz seçimlere varanlar, sonuçların yanlışlığını veya seçimlerinin talihsizliğini anlayabilecek yetkinlikte de olmayabilirler.” diyen tez, cahil cesareti kavramını açıklayan yaklaşım.

*Springfield: Simpsons dizisinin geçtiği hayali kasaba, kasabanın yanında Homer’ın da çalıştığı bir nükleer santral vardır

*I see dead people: Altıncı his filmiyle özdeşleşen, “ölü insanlar görüyorum”  anlamına gelen replik

*I see dead director: Yazar burada Shayamalan’ı eleştirirken kendisinin Altıncı His filminde yer alan ve en çok bilinen repliğe gönderme yaparak ölü yönetmen görüyorum diye kelime oyunu yapıyor. Sanki Türkçe’yi yalamış yutmuş gibi bir de İngilizce yapıyor bunu, bildiğin düz ukalalık, ben İngilizce de biliyorum şeysi.

*Pennywise: Stephen King’in “O” adlı eserinde yer alan canavar palyaço karakterinin adı

*22.11.63: Stephen King’in bir zaman portalı sayesinde 1960ların başına dönerek Başkan Kennedy suikastını engellemeye çalışan bir adamın öyküsünü anlattığı ve aynı isimle dizisi de çekilmiş olan kitabı.

*Predestination: Zaman yolculuğu ve kader paradoksunu anlatan 2014 yapımı güzel bir film

  • Tamara

    Şimdi;

    Hikayenin anlatım tarzını sevmemen kadar doğal bir şey yok. Ve ” ‘Lütfen elinizde kağıt kalemle seyrediniz’ ibaresinin eksik kaldığı bir ilişkiler ağı var karşımızda.” cümlene katılıyorum. Biraz karışık ve ilk bölümden anlaşılması zor. Fakat aksi olsaydı da çok kolay olmaz mıydı?

    Devamında yakındığın yabancı adam, mektup, nükleer santral, yaşlı adam gibi şeylerin 3,5 bölümde açıklanmaması abartttığın kadar büyük bir olay değil zira günümüzde temelini sağlam dayanaklara oturtmak isteyen bir gizem dizisi zaten bunu yapar. İkinci bölümden mektubu okusaydık gereken etkiyi yaratabilecek miydi sence? Gerçi bunu cevaplayamazsın zira ne zaman okunduğunu, nasıl okunduğunu, neden okunduğunu bilmiyorsun. O yüzden çok çok çok erken bir teşhis olmuş bunlar.

    İt benzetmen hakkında çok yorum yapamayacağım zira filmi izlemedim. Fakat St’nin İt’e benzemesini King onaylıyor diye bana laf düşmez demen ilginç bir yaklaşım. Dark’ın benzemesini de beğenirse -ki tekrar ediyorum benzeyip benzemediğini bilmiyorum- sen de mi beğeneceksin? Ha bir de müzikal örnek verebilecek kadar izlediğini düşünmüyorum Dark’ı. Zira konunun ne kadarının dağınık ne kadarının toplu olduğunu finali izlemeden karar vermen yukarıda da belirttiğim gibi çok çok erken bir teşhis. Finali izlersin, yine dağınık dersin ozaman detaylara ineriz, dağınık algımızı tartışırız fakat an itibariyle bu yorumu yapman biraz eksik. Elbette bunu yapmak -finale kadar izlemek -istememen de çok normal sonuçta tarzı sevmediğini en başta belirttin.

    Konuya dönersem; Dark’ın çağrıştırdıklarından dem vurmuşsun ilerleyen satırlarında. Bir de yavaşlığından; “lakin neredeyse dört saat olmuş, Avengers’ın dünyayı iki kere kurtardığı süreden bahsediyoruz” şeklindeki yorumunu anlamakta güçlük çekiyorum zira Avengers’in yüzeyselliği ile Dark’ın ciddiyetini (sevmeyebilirsin ama fazlaca ciddi bir şekilde elealınıyor konu) kıyaslaman gerçekten anlamsız. Avangers severek izlediğim film serisi olsa da, çok üzgünüm oldukça yüzeysel işlenen kahramanlık filmi serisinden başka bir şey değil. Fakat onların da olayı o, yani hızlıca her şeyin içinden çıkmak. Dizi dünyasını sinemadan ayıran en büyük etken de bu aslında. Kahramanlık dizilerinde bile bir derinlik var zira bir şekilde onların gündelik hayatlarına şahit oluyoruz. Yani bir diziden, hele hele Dark gibi bir diziden 4 saatte “portal geyiği”nden başka bir şey beklemen zaten büyük bir hata. Zira o “portal geyiği”ni yaparken işin içine tüm karakterlerin girmesi, geçmiş-gelecek etkisi sindirilmesi gereken bir konu. Ki bu 4 bölümün içinde ilerleyen bölümler içinde anlaşılacak, anlamı ortaya çıkacak bilgiler de mevcut.

    Benzerlik ve çağrışımlar konusuna gelirsem, ya bir şey sorabilir miyim? Allah aşkına ne bekliyordun diziden? Amerika’yı yeniden keşfetmesini mi? Ya da nasıl bir orijinallik olabilirdi mesela zaman yolculuğu ve gizem konusunda? King’in zaman yolculuklarıyla ilgili fikirleri orijinal mi sanıyorsun gerçekten? Eminim onun da esinlendiği bir şey ya da birileri vardır mutlaka. Her şeyden önce bilim var yahu! Kabul etsek de etmesek de şu an izlediğimiz tüm dizilerdeki neredeyse her şey daha önceden bir şekilde karşımıza çıkmış konular, hikayeler… Ha bu elbette yapımda bunu umursama demek değil fakat bu bilinçle izlenmesi gereken bir konu sadece. Zira verdiğin örnek olan Predestination’daki paradoks etkisi bile ondan yıllar önce Terminatör 2’de çok daha etkili bir şekilde işlendi. Söylemeye çalıştığım malzemenin ne olduğuna dikkat etmekten çok onun nasıl işlendiğine sonucunda hangi yemeğin çıktığına ve lezzetine bakmak lazım. Tıpkı son cümlende verdiğin yemek örneği gibi. Yemeğin içine koyduğun kuru soğan ile salataya koyduğun kuru soğan aynı, ama birini yemeyi severken diğerini yemek istemeyebilirsin. Bilmem anlatabildim mi?

    Fakat yine aynı sonuca çıkıyoruz. Anlatımı sevmemek. Öte yandan eminim bu hikaye bol aksiyonla 4-5 bölümde bitirilseydi severdin, yanlış mı düşünüyorum yoksa?

    • Ozan Kayahan

      Dizi hakkında görüşler gerçekten çok farklı ben de bu anlamda sadece bire bir sorduklarına cevap vereyim istedim.

      1) Dizide ki karışık ilişkiler için aksi olsaydı çok kolay olmaz mıydı diye sormuşsun. Mesela Cruyff der ki “futbol basit bir oyundur ama futbolu basit oynamak çok zordur”, Basit ve anlaşılabilir olması kolay ve ucuz olduğu anlamına gelmiyordur belki de, kimbilir?

      2)Mektup ne zaman okunmalı? Dediğin gibi bilmiyorum, tek bildiğim mektubun okunduğu ve seyirciyle paylaşılmadığı. Dördüncü bölümün ortalarında hala ortada bir şey yoktu mektuba dair, belki çokuncu bölümde bomba etkisi yaratıyor bilmiyorum. Ben sadece dizinin bir şeylerin ucunu gösterip kalanını saklayan anlatımından sıkıldığıma dair bir örnek vermiştim.

      3)Stephen King ve IT konusuna gelince. Benzetme filmle dizi arasında değil, kitapla dizi arasında. Aynı noktadan hareketle, ST hakkında bana laf düşmez diyorum çünkü kitabın yazarı diziyi beğenmiş, “benim yazdıklarıma fazla benziyor diye eleştirmemiş” anlamında bir cümle. Diğer konu, Stephen King, Dark’ı beğenirse ne yaparım? “Nezaketen öyle söylemiş” derim, PR çalışması derim, inanmam kısacası, bakalım diyecek mi?

      4) King’in zaman yolculuklarıyla ilgili fikirleri gerçekten orijinal mi? Evet, orijinaldir.. 22.11.63’de bizzat zaman bir şeyleri değiştirmesin diye çeşitli problemler çıkarır kahramanın karşısına. Başka bir deyişle zaman kavramını kendini korumaya çalışan bir varlık yerine koymuştur bir anlamda. Portalın iki ucunda zamanın farklı geçişine de yer vermiştir ki bunu yaptığında interstellar falan ortada yoktu.

      5) Bu hikayeyi beğenmeme sebebim aksiyon eksikliği değil. Bu sebeple 4-5 bölümlük hızlı bir aksiyon tercih etme durumum söz konusu değil. Aynı şekilde Avengers örneği de içerik benzerliğinden kaynaklanmıyor, süreye dair bir göndermeden ibaret. Ağızda gevelenen hikayeleri sevmiyorum, yani eldeki malzeme 4-5 bölümlükse bunu 10 bölüm yapacağım diye uzatmaya çalışmazsa yönetmen, evet sevinirim. Kısacası finalde ki bal damlası için çuval çuval keçiboynuzu kemirme fikri ilgimi çekmiyor.

      Sonuç olarak benim için en önemli konu, yazdıklarıma ayırdığın zaman, satır satır eleştirmen, bu kadar detaylı bir yanıt klavyelemiş olman. Tarifi zor, daha önce başıma gelmemiş, çok keyifli bir durum bu. Kendimi daha net ifade edebilmemi sağladın bir yerde, çok çok teşekkür ederim, eline sağlık.

      • Tamara

        Hakkaten ilginç adamsın Ozan :D
        Şöyle devam edeyim ozaman;

        1) Johan Cruyff’ın sözünü doğru kabul edersek; bu mantıkla bilimkurgu-gizem basit dizilerdir, zor olan bu dizileri basit yapmaktır. Doğru anladıysam Johan Cruyff’ın sözleri bence sadece futbol içinde kalmalı, başka alanlarda uygulanmamalı. En azından böyle diziler için. Zira ben basit bir anlatım istemezdim bu konuda. Kaldı ki bence Dark çok da karmaşık bir anlatım değil, fakat çok karakterli oluşu takibi biraz zorlaştırıyor.

        2) Mektup konusundaki yakınmanı dizinin tarzına bağlıyoruz ozaman, burada yukarıda yazdığımı tekrar ediyorum. Birçok gizem dizisi yapıyor bunu. Her şeyden önce Lost gibi bir şey atlattık. Bölümü geç sezonlar sonra öğrendik bazı şeyleri. Mesela bu abartı bir zaman dilimi. Ama sezon içinde bazı gizemlerin ertelenmesi izleyiciye de düşünme aralığı yaratıyor bence.

        3) King’in bir konu hakkındaki görüşlerini destekleyip diğerine PR demen de ilginç ama… hadi neyse :D tabii bu arada king’in dizideki benserliği önvüdüğünü varsayıyoruz -ki haa benzerlik olup olmadığı mechul. yani senden başka kimseden it benzerliğini duymadım ben mesela…

        4) King’e gelirsek, bu konudaki iddalarını dogmatik düşüncene bağladığım için, objektif yaklaştığını düşünmüyorum ve maalesef sana pek inanasım gelmiyor. Kaldı ki King romanı 2011’de yazmış, Isaac Asimov gibi yazarlar çok çok öncesinden zaman yolculuğu ve paradoksla ilgili kitaplar yazmış. Bir defa hala teori üreten Stephen Hawking gibi bir kişi varken hiç kimse bana bu teorilerin ya da kitapların orijinal olduğuna inandıramaz. King kitabında elbette okuyucuyu etkileyen içerikler üretmiştir eleştirdiğim nokta o değil fakat zaman yolculuğundaki orijinallik konusu tamamen tartışmalı bir konu.

        5) Süreyi içerik belirleyeceği için benzer yapımlardan örnek vermen daha makul olurdu. Zamanın yavaş ilerleyişiyle ilgili sıkıntını zamanı hızlı kullanan bir yapım üzerinden anlatman maalesef kötü bir örnekleme olmuş. Bu arada eldeki malzeme 4-5 bölümlük değil. 10 bölümden çok daha fazlasını gerekiyor hatta. Ne var ki gizemi kullanmak adına girizgahın bir bölüm daha kısa tutulabileceğini de düşünmüyor değilim. Zira ilerleyen bölümlerde konu dallanıp budaklandıkça kafada daha çok soru işareti oluyor ve onlara zaman kalmıyor sanki, en azından ilk sezon için. Mesela 7. bölümde hikayeye bir kol daha ekleniyor, uzun vadede (mesela 2 sezon gibi uzun vadede) normal bir zamanlama ama kısa vadede bu eklenen kolu 5. bölümde görmeyi isterdim mesela ben. Diğer yandan şu da var; izleyiciyi bazı şeylere hazırlamak da gerekiyor. Karakteri bir gerçekliğe oturdup davranışlarına sonra açıklık getirmek zaten gizem dediğimiz şey değil mi?

        Bu arada inan teşekküre hiç gerek yok :) Farklı düşüncede olsa da keyifle okudum yazını, keza diğer yazılarını da keyifle okuyorum, tarzın hepimizden farklı ve bu renk bence bize çok yakıştı :D

        • Ozan Kayahan

          Merhaba Tamara,

          1) Cruyff’un sözünü birebir uygularken adamın aslında ne demek istediğine görebilmek için bir miktar futbol bilgisi şart aslında. Futbolu basit oynamak zordur çünkü oyun kendi içerisinde karışıktır ve esasen bunu çözmektir yetenek getiren demeye çalışıyor. Yazıya uygularsak bunu yazmak basittir, herkes hayatının bir döneminde bir şeyler karalamıştır bir köşeye ama basit yazabilmek? Bir Çehov olabilmek? İşte zor olan bu. Gizemli dizilere gelirsek, zaman yolculuğu, alternatif boyutlar, çok zeki seri katiller bir sürü konu başlığı mevcut üzerinde çalışılabilecek ama herhangi bir konuyu kafa karıştırmayan bir SADELİKTE gizem öğesini koruyarak anlatabilmek, işte zor olan bu. Sanırım aradığım ve DARK’ta da olmayan şey bu, sade bir anlatımla gizemi koruyabilmek. ST bunu yapmıştır mesela. Yetenekli bir müzisyenle bir virtüöz’ü sahnede izlemek arasındaki fark gibi, virtüöz yaptığı işin çok kolay olduğuna inandırır, çok basitmiş gibi gösterir yaptığını. Bunun örneği de Bilkent Senfoni orkestrası eşliğinde sahneyi paylaşan Ian Anderson ve Şefika Kutluer’i izlemektir. Ian Anderson’ın sahnede ki rahatlığına, orkestraya eşlik ederken sergilediği tavırlarına ve Şefika’nın “ben konservatuar sanatçısıyım” havalarında çok gereksiz kasıntı hallerine şahit olsaydın keşke. Ben gizemliyim diye bağırıp duruyor DARK, gizemli olmak bunu hiç gerektirmezken.

          2) Ne mektupmuş arkadaş, tamam kabul, olabilecek en güzel zamanda, bu ve diğer tüm alternatif evrenlerde denk düşebilecek en doğru saniyede seyirciyle paylaşılan bir içerik olsun, sonuçta o verdiğim bir sürü örnekten sadece biriydi.

          3) Adım adım gidelim. Stephen King’in DARK konusunda sanki övgü dolu sözleri var da ben bunu reddetmişim gibi yazmışsın. Ben Stephen King’in DARK’ı öveceğini çok düşünmediğimi ve velev ki övse bile bunu çok inandırıcı bulmayacağımı anlatmıştım PR falan olabilir derken. An itibariyle DARK için King’den ses çıkmadı, öte yandan Stranger Things’i beğendiğine dair attığı tweetler mevcuttur ustanın. Stranger Things ile IT arasında benzerlikler vardır, sadece IT mi? ET, Goonies, listeyi uzatabilirim. Öte yandan benim arasında benzerlikler bulduğum kitabın yazarı bu konuya hiç girmeden diziyi övmüş bana susmak düşer diyorum yoksa oturup ikinci sezonda tanıştığımız Max ile IT’de ki Beverly karakterinin saç renklerinin aynı olmasından girer, “çete”de tek bir zenci karakter yer almasıyla devam eder, Dustin karakteriyle kitapta yer alan Ben’in birbirini ne kadar da anımsattığını falan derken uzatabilirim konuyu. Eğer dizi ile kitap arasında benzerliklerden bahseden birisi yoksa etrafında bu benzerliklerin olmadığını göstermez, misal benim de etrafımda uçakların aerodinamik yapısından bahseden kimse yok ama uçuyorlar işte:)

          4) Gelelim esasen bu cevabı yazma sebebime, dogmatik olduğum iddiana.Tanım gereği(TDK) beni deneye dayanan kanıtları inançları sebebiyle reddeden, kanılarını inançlarına bağlayan biri olarak görüyorsun. Havalı gelen kelimeleri hevesle cümle içerisinde kullanırken yapılan yanlışlar, yanlışlarımız… Edebiyat dünyasına dair beğenilerin, hadi benim durumumda olduğu gibi duyulan bir hayranlığın “dogmatik” diye nitelendirilebilmesi için, karşıma King’i bu kadar beğeniyor olmamı anlamsız kılacak net bir kanıt konmalı ve ben bunu reddetmeliyim. Olabilir mi? Evet mümkün, mesela aslında kitaplarını karısının yazdığını kanıtlarsın, ben de yoo olamaz bunlar fetönün oyunlarıdır, yalandır, iftiradır, King’in korku edebiyatında ki tahtına yapılan darbedir falan derim, o zaman haklısın. İş bu noktaya gelene kadar karşında yazarın tüm kitaplarını okumuş, yıllar içerisinde değişen ve evrilen tarzına şahit olmuş, bazı eserlerinin ekran uyarlamalarını üzülerek seyretmiş, bazılarını çok beğenmiş sadık bir okuyucusu var sadece. Kısacası çok beğendiğim bir yazara karşı argümanlar ortaya konduğunda bende söz konusu argümanları King’e dair bildiklerim çerçevesinde çürütmeye çalışırım tüm gücümle. Hadi bir kere daha yapalım. 1900lerin başında Einstein’in yayımladığı izafiyet teorisinden itibaren anlamı ve içeriği değişen ve hala tartışılan bir konu zaman. Zamanda yapılan yolculuklarla ilgili “back to the future”dan başlıyor benim hikayem ama kimbilir öncesinde neler neler vardır. İşte tüm bu “zaman yolculuğu” birikimini alalım, filmleri, öyküleri, kitapları hepsini toplayalım. O kocaman külliyatın içerisinde bir tanecik “zaman değiştirilmeye karşı çıkar, geriye dönüp bir şeyler değiştirmeye kalktığında yapacağın değişiklik ne kadar büyükse, zaman da seni o kadar şiddetle engellemeye çalışır” gibi bir yaklaşım bulalım ondan sonra Stephen King’in yaratıcılığını tartışmaya devam ederiz. Suyu çıkartılmış bir konuya farklı yaklaşabilmek, üzerinde tepinilircesine uğraşılmış bir konuda söylenmemişi söyleyebilmek yaratıcılık değilse, evet haklısın zaten Isaac Asimov falan. (Bu arada Asimov’a da hayranım, yarın öbür gün hayatımıza AI girdiğinde bizi öldürmezlerse bunu Asimov’un 3 temel robot kuralına borçlu olacağız bence) Dark’a gelince seyretmediğim bölümlerde söz konusu portalı bambaşka bir hale getirdilerse bilemem, dediğim gibi ben seyrettiğim kadarını, ve kalanını neden seyretmediğimi yazdım.

          5) Bu konuda benim aklımdan geçenler hem yazıda hem de bir önceki cevabımda yeterince açık şekilde ifade edilmişti. Benim için DARK şekerci dükkanına girmiş 5 yaşındaki bir çocuk gibidir, bütün kavanozlara saldıran, oradan oraya koşuşturan, nereye gittiği ne yapacağı anlaşılamayan ve bunu da elbette öyle olacak çünkü çok gizemliyim diye açıklamaya çalışan bir çocuk. Şahsi beğenilerim ise 3 yıldızlı bir michelin restoranında tadım menüsü yönünde. Herşey sırasıyla gelsin, giriş gelişme sonuç diye ilerlesin ve gizem kısmı ise damağımda kalan lezzetle ilgili olsun, ya şef ne koymuş bunun içine diyeyim mesela…

          Tarzımla ilgili cesaret verici satırların için teşekkürlerimle…

        • Ozan Kayahan

          Merhaba Tamara,

          1) Cruyff’un sözünü birebir uygularken adamın aslında ne demek istediğine görebilmek için bir miktar futbol bilgisi şart aslında. Futbolu basit oynamak zordur çünkü oyun kendi içerisinde karışıktır ve esasen bunu çözmektir yetenek gerektiren demeye çalışıyor. Yazıya uygularsak bunu, yazmak basittir, herkes hayatının bir döneminde bir şeyler karalamıştır bir köşeye ama basit yazabilmek? Bir Çehov olabilmek? İşte zor olan bu. Gizemli dizilere gelirsek, zaman yolculuğu, alternatif boyutlar, çok zeki seri katiller bir sürü konu başlığı mevcut üzerinde çalışılabilecek ama herhangi bir konuyu kafa karıştırmayan bir SADELİKTE gizem öğesini koruyarak anlatabilmek, işte zor olan bu. Sanırım aradığım ve DARK’ta da olmayan şey bu, sade bir anlatımla gizemi koruyabilmek. ST bunu yapmıştır mesela. Yetenekli bir müzisyenle bir virtüöz’ü sahnede izlemek arasındaki fark gibi, virtüöz yaptığı işin çok kolay olduğuna inandırır, çok basitmiş gibi gösterir yaptığını. Bunun örneği de Bilkent Senfoni orkestrası eşliğinde sahneyi paylaşan Ian Anderson ve Şefika Kutluer’i izlemektir. Ian Anderson’ın sahnede ki rahatlığına, orkestraya eşlik ederken sergilediği tavırlarına ve Şefika’nın “ben konservatuar sanatçısıyım” havalarında çok gereksiz kasıntı hallerine şahit olsaydın keşke. Ben gizemliyim diye bağırıp duruyor DARK, gizemli olmak bunu hiç gerektirmezken.

          2) Ne mektupmuş arkadaş, tamam kabul, olabilecek en güzel zamanda, bu ve diğer tüm alternatif evrenlerde denk düşebilecek en doğru saniyede seyirciyle paylaşılan bir içerik olsun, sonuçta o verdiğim bir sürü örnekten sadece biriydi.

          3) Adım adım gidelim. Stephen King’in DARK konusunda sanki övgü dolu sözleri var da ben bunu reddetmişim gibi yazmışsın. Ben Stephen King’in DARK’ı öveceğini çok düşünmediğimi ve velev ki övse bile bunu çok inandırıcı bulmayacağımı anlatmıştım PR falan olabilir derken. An itibariyle DARK için King’den ses çıkmadı, öte yandan Stranger Things’i beğendiğine dair attığı tweetler mevcuttur ustanın. Stranger Things ile IT arasında benzerlikler vardır, sadece IT mi? ET, Goonies, listeyi uzatabilirim. Öte yandan benim arasında benzerlikler bulduğum kitabın yazarı bu konuya hiç girmeden diziyi övmüş bana susmak düşer diyorum yoksa oturup ikinci sezonda tanıştığımız Max ile IT’de ki Beverly karakterinin saç renklerinin aynı olmasından girer, “çete”de tek bir zenci karakter yer almasıyla devam eder, Dustin karakteriyle kitapta yer alan Ben’in birbirini ne kadar da anımsattığını falan derken uzatabilirim konuyu. Eğer dizi ile kitap arasında benzerliklerden bahseden birisi yoksa etrafında bu benzerliklerin olmadığını göstermez, misal benim de etrafımda uçakların aerodinamik yapısından bahseden kimse yok ama uçuyorlar işte:)

          4) Gelelim esasen bu cevabı yazma sebebime, dogmatik olduğum iddiana.Tanım gereği(TDK) beni deneye dayanan kanıtları inançları sebebiyle reddeden, kanılarını inançlarına bağlayan biri olarak görüyorsun. Havalı gelen kelimeleri hevesle cümle içerisinde kullanırken yapılan yanlışlar, yanlışlarımız… Edebiyat dünyasına dair beğenilerin, hadi benim durumumda olduğu gibi duyulan bir hayranlığın “dogmatik” diye nitelendirilebilmesi için, karşıma King’i bu kadar beğeniyor olmamı anlamsız kılacak net bir kanıt konmalı ve ben bunu reddetmeliyim. Olabilir mi? Evet mümkün, mesela aslında kitaplarını karısının yazdığını kanıtlarsın, ben de yoo olamaz bunlar fetönün oyunlarıdır, yalandır, iftiradır, King’in korku edebiyatında ki tahtına yapılan darbedir falan derim, o zaman haklısın. İş bu noktaya gelene kadar karşında yazarın tüm kitaplarını okumuş, yıllar içerisinde değişen ve evrilen tarzına şahit olmuş, bazı eserlerinin ekran uyarlamalarını üzülerek seyretmiş, bazılarını çok beğenmiş sadık bir okuyucusu var sadece. Kısacası çok beğendiğim bir yazara karşı argümanlar ortaya konduğunda bende söz konusu argümanları King’e dair bildiklerim çerçevesinde çürütmeye çalışırım tüm gücümle. Hadi bir kere daha yapalım. 1900lerin başında Einstein’in yayımladığı izafiyet teorisinden itibaren anlamı ve içeriği değişen ve hala tartışılan bir konu zaman. Zamanda yapılan yolculuklarla ilgili “back to the future”dan başlıyor benim hikayem ama kimbilir öncesinde neler neler vardır. İşte tüm bu “zaman yolculuğu” birikimini alalım, filmleri, öyküleri, kitapları hepsini toplayalım. O kocaman külliyatın içerisinde bir tanecik “zaman değiştirilmeye karşı çıkar, geriye dönüp bir şeyler değiştirmeye kalktığında yapacağın değişiklik ne kadar büyükse, zaman da seni o kadar şiddetle engellemeye çalışır” gibi bir yaklaşım bulalım ondan sonra Stephen King’in yaratıcılığını tartışmaya devam ederiz. Suyu çıkartılmış bir konuya farklı yaklaşabilmek, üzerinde tepinilircesine uğraşılmış bir konuda söylenmemişi söyleyebilmek yaratıcılık değilse, evet haklısın zaten Isaac Asimov falan. (Bu arada Asimov’a da hayranım, yarın öbür gün hayatımıza AI girdiğinde bizi öldürmezlerse bunu Asimov’un 3 temel robot kanununa borçlu olacağız bence) Dark’a gelince seyretmediğim bölümlerde söz konusu portalı bambaşka bir hale getirdilerse bilemem, dediğim gibi ben seyrettiğim kadarını, ve kalanını neden seyretmediğimi yazdım.

          5) Bu konuda benim aklımdan geçenler hem yazıda hem de bir önceki cevabımda yeterince açık şekilde ifade edilmişti. Benim için DARK şekerci dükkanına girmiş 5 yaşındaki bir çocuk gibidir, bütün kavanozlara saldıran, oradan oraya koşuşturan, nereye gittiği ne yapacağı anlaşılamayan ve bunu da elbette öyle olacak çünkü çok gizemliyim diye açıklamaya çalışan bir çocuk. Şahsi beğenilerim ise 3 yıldızlı bir michelin restoranında tadım menüsü yönünde. Herşey sırasıyla gelsin, giriş gelişme sonuç diye ilerlesin ve gizem kısmı ise damağımda kalan lezzetle ilgili olsun, ya şef ne koymuş bunun içine diyeyim mesela…

          Tarzımla ilgili cesaret verici satırların için teşekkürlerimle…

        • Ozan Kayahan

          Merhaba Tamara,
          Uzunca sayılabilecek bir cevap yazmıştım sana ama bu disqus platformu ısrarla cevabımı “spam” zannedip kaldırıyor, bu sebeple şimdi ikiye ayırarak göndermeyi deneyeceğim, umarım bu işe yarar…
          İlk kısım şöyle

          1) Cruyff’un sözünü birebir uygularken adamın aslında ne demek istediğine görebilmek için bir miktar futbol bilgisi şart aslında. Futbolu basit oynamak zordur çünkü oyun kendi içerisinde karışıktır ve esasen bunu çözmektir yetenek getiren demeye çalışıyor. Yazıya uygularsak bunu yazmak basittir, herkes hayatının bir döneminde bir şeyler karalamıştır bir köşeye ama basit yazabilmek? Bir Çehov olabilmek? İşte zor olan bu. Gizemli dizilere gelirsek, zaman yolculuğu, alternatif boyutlar, çok zeki seri katiller bir sürü konu başlığı mevcut üzerinde çalışılabilecek ama herhangi bir konuyu kafa karıştırmayan bir SADELİKTE gizem öğesini koruyarak anlatabilmek, işte zor olan bu. Sanırım aradığım ve DARK’ta da olmayan şey bu, sade bir anlatımla gizemi koruyabilmek. ST bunu yapmıştır mesela. Yetenekli bir müzisyenle bir virtüöz’ü sahnede izlemek arasındaki fark gibi, virtüöz yaptığı işin çok kolay olduğuna inandırır, çok basitmiş gibi gösterir yaptığını. Bunun örneği de Bilkent Senfoni orkestrası eşliğinde sahneyi paylaşan Ian Anderson ve Şefika Kutluer’i izlemektir. Ian Anderson’ın sahnede ki rahatlığına, orkestraya eşlik ederken sergilediği tavırlarına ve Şefika’nın “ben konservatuar sanatçısıyım” havalarında çok gereksiz kasıntı hallerine şahit olsaydın keşke. Ben gizemliyim diye bağırıp duruyor DARK, gizemli olmak bunu hiç gerektirmezken.

          2) Ne mektupmuş arkadaş, tamam kabul, olabilecek en güzel zamanda, bu ve diğer tüm alternatif evrenlerde denk düşebilecek en doğru saniyede seyirciyle paylaşılan bir içerik olsun, sonuçta o verdiğim bir sürü örnekten sadece biriydi.

          • Ozan Kayahan

            Devam edersek…

            3) Adım adım gidelim. Stephen King’in DARK konusunda sanki övgü dolu sözleri var da ben bunu reddetmişim gibi yazmışsın. Ben Stephen King’in DARK’ı öveceğini çok düşünmediğimi ve velev ki övse bile bunu çok inandırıcı bulmayacağımı anlatmıştım PR falan olabilir derken. An itibariyle DARK için King’den ses çıkmadı, öte yandan Stranger Things’i beğendiğine dair attığı tweetler mevcuttur ustanın. Stranger Things ile IT arasında benzerlikler vardır, sadece IT mi? ET, Goonies, listeyi uzatabilirim. Öte yandan benim arasında benzerlikler bulduğum kitabın yazarı bu konuya hiç girmeden diziyi övmüş bana susmak düşer diyorum yoksa oturup ikinci sezonda tanıştığımız Max ile IT’de ki Beverly karakterinin saç renklerinin aynı olmasından girer, “çete”de tek bir zenci karakter yer almasıyla devam eder, Dustin karakteriyle kitapta yer alan Ben’in birbirini ne kadar da anımsattığını falan derken uzatabilirim konuyu. Eğer dizi ile kitap arasında benzerliklerden bahseden birisi yoksa etrafında bu benzerliklerin olmadığını göstermez, misal benim de etrafımda uçakların aerodinamik yapısından bahseden kimse yok ama uçuyorlar işte:)

            4) Gelelim esasen bu cevabı yazma sebebime, dogmatik olduğum iddiana.Tanım gereği(TDK) beni deneye dayanan kanıtları inançları sebebiyle reddeden, kanılarını inançlarına bağlayan biri olarak görüyorsun. Havalı gelen kelimeleri hevesle cümle içerisinde kullanırken yapılan yanlışlar, yanlışlarımız… Edebiyat dünyasına dair beğenilerin, hadi benim durumumda olduğu gibi duyulan bir hayranlığın “dogmatik” diye nitelendirilebilmesi için, karşıma King’i bu kadar beğeniyor olmamı anlamsız kılacak net bir kanıt konmalı ve ben bunu reddetmeliyim. Olabilir mi? Evet mümkün, mesela aslında kitaplarını karısının yazdığını kanıtlarsın, ben de yoo olamaz bunlar fetönün oyunlarıdır, yalandır, iftiradır, King’in korku edebiyatında ki tahtına yapılan darbedir falan derim, o zaman haklısın. İş bu noktaya gelene kadar karşında yazarın tüm kitaplarını okumuş, yıllar içerisinde değişen ve evrilen tarzına şahit olmuş, bazı eserlerinin ekran uyarlamalarını üzülerek seyretmiş, bazılarını çok beğenmiş sadık bir okuyucusu var sadece. Kısacası çok beğendiğim bir yazara karşı argümanlar ortaya konduğunda bende söz konusu argümanları King’e dair bildiklerim çerçevesinde çürütmeye çalışırım tüm gücümle. Hadi bir kere daha yapalım. 1900lerin başında Einstein’in yayımladığı izafiyet teorisinden itibaren anlamı ve içeriği değişen ve hala tartışılan bir konu zaman. Zamanda yapılan yolculuklarla ilgili “back to the future”dan başlıyor benim hikayem ama kimbilir öncesinde neler neler vardır. İşte tüm bu “zaman yolculuğu” birikimini alalım, filmleri, öyküleri, kitapları hepsini toplayalım. O kocaman külliyatın içerisinde bir tanecik “zaman değiştirilmeye karşı çıkar, geriye dönüp bir şeyler değiştirmeye kalktığında yapacağın değişiklik ne kadar büyükse, zaman da seni o kadar şiddetle engellemeye çalışır” gibi bir yaklaşım bulalım ondan sonra Stephen King’in yaratıcılığını tartışmaya devam ederiz. Suyu çıkartılmış bir konuya farklı yaklaşabilmek, üzerinde tepinilircesine uğraşılmış bir konuda söylenmemişi söyleyebilmek yaratıcılık değilse, evet haklısın zaten Isaac Asimov falan. (Bu arada Asimov’a da hayranım, yarın öbür gün hayatımıza AI girdiğinde bizi öldürmezlerse bunu Asimov’un 3 temel robot kuralına borçlu olacağız bence) Dark’a gelince seyretmediğim bölümlerde söz konusu portalı bambaşka bir hale getirdilerse bilemem, dediğim gibi ben seyrettiğim kadarını, ve kalanını neden seyretmediğimi yazdım.

            5) Bu konuda benim aklımdan geçenler hem yazıda hem de bir önceki cevabımda yeterince açık şekilde ifade edilmişti. Benim için DARK şekerci dükkanına girmiş 5 yaşındaki bir çocuk gibidir, bütün kavanozlara saldıran, oradan oraya koşuşturan, nereye gittiği ne yapacağı anlaşılamayan ve bunu da elbette öyle olacak çünkü çok gizemliyim diye açıklamaya çalışan bir çocuk. Şahsi beğenilerim ise 3 yıldızlı bir michelin restoranında tadım menüsü yönünde. Herşey sırasıyla gelsin, giriş gelişme sonuç diye ilerlesin ve gizem kısmı ise damağımda kalan lezzetle ilgili olsun, ya şef ne koymuş bunun içine diyeyim mesela…
            Tarzımla ilgili cesaret verici satırların için teşekkürlerimle…

          • Ozan Kayahan

            Devam edersek…
            3) Adım adım gidelim. Stephen King’in DARK konusunda sanki övgü dolu sözleri var da ben bunu reddetmişim gibi yazmışsın. Ben Stephen King’in DARK’ı öveceğini çok düşünmediğimi ve velev ki övse bile bunu çok inandırıcı bulmayacağımı anlatmıştım PR falan olabilir derken. An itibariyle DARK için King’den ses çıkmadı, öte yandan Stranger Things’i beğendiğine dair attığı tweetler mevcuttur ustanın. Stranger Things ile IT arasında benzerlikler vardır, sadece IT mi? ET, Goonies, listeyi uzatabilirim. Öte yandan benim arasında benzerlikler bulduğum kitabın yazarı bu konuya hiç girmeden diziyi övmüş bana susmak düşer diyorum yoksa oturup ikinci sezonda tanıştığımız Max ile IT’de ki Beverly karakterinin saç renklerinin aynı olmasından girer, “çete”de tek bir zenci karakter yer almasıyla devam eder, Dustin karakteriyle kitapta yer alan Ben’in birbirini ne kadar da anımsattığını falan derken uzatabilirim konuyu. Eğer dizi ile kitap arasında benzerliklerden bahseden birisi yoksa etrafında bu benzerliklerin olmadığını göstermez, misal benim de etrafımda uçakların aerodinamik yapısından bahseden kimse yok ama uçuyorlar işte:)

            4) Gelelim esasen bu cevabı yazma sebebime, dogmatik olduğum iddiana.Tanım gereği(TDK) beni deneye dayanan kanıtları inançları sebebiyle reddeden, kanılarını inançlarına bağlayan biri olarak görüyorsun. Havalı gelen kelimeleri hevesle cümle içerisinde kullanırken yapılan yanlışlar, yanlışlarımız… Edebiyat dünyasına dair beğenilerin, hadi benim durumumda olduğu gibi duyulan bir hayranlığın “dogmatik” diye nitelendirilebilmesi için, karşıma King’i bu kadar beğeniyor olmamı anlamsız kılacak net bir kanıt konmalı ve ben bunu reddetmeliyim. Olabilir mi? Evet mümkün, mesela aslında kitaplarını karısının yazdığını kanıtlarsın, ben de yoo olamaz bunlar fetönün oyunlarıdır, yalandır, iftiradır, King’in korku edebiyatında ki tahtına yapılan darbedir falan derim, o zaman haklısın. İş bu noktaya gelene kadar karşında yazarın tüm kitaplarını okumuş, yıllar içerisinde değişen ve evrilen tarzına şahit olmuş, bazı eserlerinin ekran uyarlamalarını üzülerek seyretmiş, bazılarını çok beğenmiş sadık bir okuyucusu var sadece. Kısacası çok beğendiğim bir yazara karşı argümanlar ortaya konduğunda bende söz konusu argümanları King’e dair bildiklerim çerçevesinde çürütmeye çalışırım tüm gücümle. Hadi bir kere daha yapalım. 1900lerin başında Einstein’in yayımladığı izafiyet teorisinden itibaren anlamı ve içeriği değişen ve hala tartışılan bir konu zaman. Zamanda yapılan yolculuklarla ilgili “back to the future”dan başlıyor benim hikayem ama kimbilir öncesinde neler neler vardır. İşte tüm bu “zaman yolculuğu” birikimini alalım, filmleri, öyküleri, kitapları hepsini toplayalım. O kocaman külliyatın içerisinde bir tanecik “zaman değiştirilmeye karşı çıkar, geriye dönüp bir şeyler değiştirmeye kalktığında yapacağın değişiklik ne kadar büyükse, zaman da seni o kadar şiddetle engellemeye çalışır” gibi bir yaklaşım bulalım ondan sonra Stephen King’in yaratıcılığını tartışmaya devam ederiz. Suyu çıkartılmış bir konuya farklı yaklaşabilmek, üzerinde tepinilircesine uğraşılmış bir konuda söylenmemişi söyleyebilmek yaratıcılık değilse, evet haklısın zaten Isaac Asimov falan. (Bu arada Asimov’a da hayranım, yarın öbür gün hayatımıza AI girdiğinde bizi öldürmezlerse bunu Asimov’un 3 temel robot kuralına borçlu olacağız bence) Dark’a gelince seyretmediğim bölümlerde söz konusu portalı bambaşka bir hale getirdilerse bilemem, dediğim gibi ben seyrettiğim kadarını, ve kalanını neden seyretmediğimi yazdım.

            5) Bu konuda benim aklımdan geçenler hem yazıda hem de bir önceki cevabımda yeterince açık şekilde ifade edilmişti. Benim için DARK şekerci dükkanına girmiş 5 yaşındaki bir çocuk gibidir, bütün kavanozlara saldıran, oradan oraya koşuşturan, nereye gittiği ne yapacağı anlaşılamayan ve bunu da elbette öyle olacak çünkü çok gizemliyim diye açıklamaya çalışan bir çocuk. Şahsi beğenilerim ise 3 yıldızlı bir michelin restoranında tadım menüsü yönünde. Herşey sırasıyla gelsin, giriş gelişme sonuç diye ilerlesin ve gizem kısmı ise damağımda kalan lezzetle ilgili olsun, ya şef ne koymuş bunun içine diyeyim mesela.

            Tarzımla ilgili cesaret verici satırların için teşekkürlerimle…

          • Ozan Kayahan

            Devam edersek…
            3) Adım adım gidelim. Stephen King’in DARK konusunda sanki övgü dolu sözleri var da ben bunu reddetmişim gibi yazmışsın. Ben Stephen King’in DARK’ı öveceğini çok düşünmediğimi ve velev ki övse bile bunu çok inandırıcı bulmayacağımı anlatmıştım PR falan olabilir derken. An itibariyle DARK için King’den ses çıkmadı, öte yandan Stranger Things’i beğendiğine dair attığı tweetler mevcuttur ustanın. Stranger Things ile IT arasında benzerlikler vardır, sadece IT mi? ET, Goonies, listeyi uzatabilirim. Öte yandan benim arasında benzerlikler bulduğum kitabın yazarı bu konuya hiç girmeden diziyi övmüş bana susmak düşer diyorum yoksa oturup ikinci sezonda tanıştığımız Max ile IT’de ki Beverly karakterinin saç renklerinin aynı olmasından girer, “çete”de tek bir zenci karakter yer almasıyla devam eder, Dustin karakteriyle kitapta yer alan Ben’in birbirini ne kadar da anımsattığını falan derken uzatabilirim konuyu. Eğer dizi ile kitap arasında benzerliklerden bahseden birisi yoksa etrafında bu benzerliklerin olmadığını göstermez, misal benim de etrafımda uçakların aerodinamik yapısından bahseden kimse yok ama uçuyorlar işte:)

          • Ozan Kayahan

            4) Gelelim esasen bu cevabı yazma sebebime, dogmatik olduğum iddiana.Tanım gereği(TDK) beni deneye dayanan kanıtları inançları sebebiyle reddeden, kanılarını inançlarına bağlayan biri olarak görüyorsun. Havalı gelen kelimeleri hevesle cümle içerisinde kullanırken yapılan yanlışlar, yanlışlarımız… Edebiyat dünyasına dair beğenilerin, hadi benim durumumda olduğu gibi duyulan bir hayranlığın “dogmatik” diye nitelendirilebilmesi için, karşıma King’i bu kadar beğeniyor olmamı anlamsız kılacak net bir kanıt konmalı ve ben bunu reddetmeliyim. Olabilir mi? Evet mümkün, mesela aslında kitaplarını karısının yazdığını kanıtlarsın, ben de yoo olamaz bunlar fetönün oyunlarıdır, yalandır, iftiradır, King’in korku edebiyatında ki tahtına yapılan darbedir falan derim, o zaman haklısın. İş bu noktaya gelene kadar karşında yazarın tüm kitaplarını okumuş, yıllar içerisinde değişen ve evrilen tarzına şahit olmuş, bazı eserlerinin ekran uyarlamalarını üzülerek seyretmiş, bazılarını çok beğenmiş sadık bir okuyucusu var sadece. Kısacası çok beğendiğim bir yazara karşı argümanlar ortaya konduğunda bende söz konusu argümanları King’e dair bildiklerim çerçevesinde çürütmeye çalışırım tüm gücümle. Hadi bir kere daha yapalım. 1900lerin başında Einstein’in yayımladığı izafiyet teorisinden itibaren anlamı ve içeriği değişen ve hala tartışılan bir konu zaman. Zamanda yapılan yolculuklarla ilgili “back to the future”dan başlıyor benim hikayem ama kimbilir öncesinde neler neler vardır. İşte tüm bu “zaman yolculuğu” birikimini alalım, filmleri, öyküleri, kitapları hepsini toplayalım. O kocaman külliyatın içerisinde bir tanecik “zaman değiştirilmeye karşı çıkar, geriye dönüp bir şeyler değiştirmeye kalktığında yapacağın değişiklik ne kadar büyükse, zaman da seni o kadar şiddetle engellemeye çalışır” gibi bir yaklaşım bulalım ondan sonra Stephen King’in yaratıcılığını tartışmaya devam ederiz. Suyu çıkartılmış bir konuya farklı yaklaşabilmek, üzerinde tepinilircesine uğraşılmış bir konuda söylenmemişi söyleyebilmek yaratıcılık değilse, evet haklısın zaten Isaac Asimov falan. (Bu arada Asimov’a da hayranım, yarın öbür gün hayatımıza AI girdiğinde bizi öldürmezlerse bunu Asimov’un 3 temel robot kuralına borçlu olacağız bence) Dark’a gelince seyretmediğim bölümlerde söz konusu portalı bambaşka bir hale getirdilerse bilemem, dediğim gibi ben seyrettiğim kadarını, ve kalanını neden seyretmediğimi yazdım.
            5) Bu konuda benim aklımdan geçenler hem yazıda hem de bir önceki cevabımda yeterince açık şekilde ifade edilmişti. Benim için DARK şekerci dükkanına girmiş 5 yaşındaki bir çocuk gibidir, bütün kavanozlara saldıran, oradan oraya koşuşturan, nereye gittiği ne yapacağı anlaşılamayan ve bunu da elbette öyle olacak çünkü çok gizemliyim diye açıklamaya çalışan bir çocuk. Şahsi beğenilerim ise 3 yıldızlı bir michelin restoranında tadım menüsü yönünde. Herşey sırasıyla gelsin, giriş gelişme sonuç diye ilerlesin ve gizem kısmı ise damağımda kalan lezzetle ilgili olsun, ya şef ne koymuş bunun içine diyeyim mesela…
            Tarzımla ilgili cesaret verici satırların için teşekkürlerimle…

          • Ozan Kayahan

            4) Gelelim esasen bu cevabı yazma sebebime, dogmatik olduğum iddiana.Tanım gereği(TDK) beni deneye dayanan kanıtları inançları sebebiyle reddeden, kanılarını inançlarına bağlayan biri olarak görüyorsun. Havalı gelen kelimeleri hevesle cümle içerisinde kullanırken yapılan yanlışlar, yanlışlarımız… Edebiyat dünyasına dair beğenilerin, hadi benim durumumda olduğu gibi duyulan bir hayranlığın “dogmatik” diye nitelendirilebilmesi için, karşıma King’i bu kadar beğeniyor olmamı anlamsız kılacak net bir kanıt konmalı ve ben bunu reddetmeliyim. Olabilir mi? Evet mümkün, mesela aslında kitaplarını karısının yazdığını kanıtlarsın, ben de yoo olamaz bunlar fetönün oyunlarıdır, yalandır, iftiradır, King’in korku edebiyatında ki tahtına yapılan darbedir falan derim, o zaman haklısın. İş bu noktaya gelene kadar karşında yazarın tüm kitaplarını okumuş, yıllar içerisinde değişen ve evrilen tarzına şahit olmuş, bazı eserlerinin ekran uyarlamalarını üzülerek seyretmiş, bazılarını çok beğenmiş sadık bir okuyucusu var sadece. Kısacası çok beğendiğim bir yazara karşı argümanlar ortaya konduğunda bende söz konusu argümanları King’e dair bildiklerim çerçevesinde çürütmeye çalışırım tüm gücümle. Hadi bir kere daha yapalım. 1900lerin başında Einstein’in yayımladığı izafiyet teorisinden itibaren anlamı ve içeriği değişen ve hala tartışılan bir konu zaman. Zamanda yapılan yolculuklarla ilgili “back to the future”dan başlıyor benim hikayem ama kimbilir öncesinde neler neler vardır. İşte tüm bu “zaman yolculuğu” birikimini alalım, filmleri, öyküleri, kitapları hepsini toplayalım. O kocaman külliyatın içerisinde bir tanecik “zaman değiştirilmeye karşı çıkar, geriye dönüp bir şeyler değiştirmeye kalktığında yapacağın değişiklik ne kadar büyükse, zaman da seni o kadar şiddetle engellemeye çalışır” gibi bir yaklaşım bulalım ondan sonra Stephen King’in yaratıcılığını tartışmaya devam ederiz. Suyu çıkartılmış bir konuya farklı yaklaşabilmek, üzerinde tepinilircesine uğraşılmış bir konuda söylenmemişi söyleyebilmek yaratıcılık değilse, evet haklısın zaten Isaac Asimov falan. (Bu arada Asimov’a da hayranım, yarın öbür gün hayatımıza AI girdiğinde bizi öldürmezlerse bunu Asimov’un 3 temel robot kuralına borçlu olacağız bence) Dark’a gelince seyretmediğim bölümlerde söz konusu portalı bambaşka bir hale getirdilerse bilemem, dediğim gibi ben seyrettiğim kadarını, ve kalanını neden seyretmediğimi yazdım.

          • Ozan Kayahan

            5) Bu konuda benim aklımdan geçenler hem yazıda hem de bir önceki cevabımda yeterince açık şekilde ifade edilmişti. Benim için DARK şekerci dükkanına girmiş 5 yaşındaki bir çocuk gibidir, bütün kavanozlara saldıran, oradan oraya koşuşturan, nereye gittiği ne yapacağı anlaşılamayan ve bunu da elbette öyle olacak çünkü çok gizemliyim diye açıklamaya çalışan bir çocuk. Şahsi beğenilerim ise 3 yıldızlı bir michelin restoranında tadım menüsü yönünde. Herşey sırasıyla gelsin, giriş gelişme sonuç diye ilerlesin ve gizem kısmı ise damağımda kalan lezzetle ilgili olsun, ya şef ne koymuş bunun içine diyeyim mesela…
            Tarzımla ilgili cesaret verici satırların için teşekkürlerimle…

          • Tamara

            Aslında cvp yazmayacaktım ama tamamını şimdi okuyabildim yazdıklarının
            Sadelik konusuna değineyim kısaca, Dark düşündüğün kadar karmaşık değil aksine sadece karakter odaklı giden hikayesiyle sadedir bence. Ne var kigizemini korumak adına 4-5 bölüm pek bir şey söylemez izleyiciye. Velhasıl gizemi korumak demek karmaşık demek değil bence, bence bunu bi düşün. St’nin basit dediğin anlatımının sebebi olayın merkesinde çocukların olması. Fakat Dark’ın olayı daha ciddi ve daha karmaşık olması çok doğal, ha sen bunu sevmezsin o çok başka bir olay. Ama bir diziyi basit/sade değil diye eleştirmek ne kadar doğru bilemedim.

            mektup olayındaki açıklamalarım ya da örneklerim ulaşmamış, belli, ısrar etmiyorum okey.

            King’in öyle sözleri var ve sen reddetmişsin gibi yazmamın nedeni senin verdiğin örnek üzerinden gitmemdi. Sadece King’in sevdiğin bir diziyi övdüğünde “usta haklı” deyip, farazi olarak konuşuyorum, sevmediğin bir diziyi övdüğünde ise “pr çalışması yapmış” demen oldukça yanlı bir yaklaşım. anlatmak istediğim bu kadar basit.

            “Dogmatik” derken kelime havalı diye kullanmadım öncelikle bunu belirteyim, döylediğim şeyi anlamamış olman kelimeyi havalı diye kullandığım anlamına da gelmiyor, çıkarımlarını yaparken bir kez daha düşünmeni öneririm. Kaldı ki dogmatik kelimesi bence havalı bir kelimede değil hani.. Velhasıl onu kullanırken King ile ilgili yaptığım her olumsuz yoruma karşılık, karşıt bir tez sunacağını düşünceme haklılık payı vermeyeceğini kast etmiştim. Tıpkı kelime anlamı gibi; King’e olan hayranlığın (inancım) olayı benim açımdan (kendimce sunduğum sebepler) bakmanı engelliyor. Konuştuğumuz şeylerin hiç birinin kesin kanıtı yok Ozan bunda bi anlaşalı. King’in yazdıklarıyla ilgili söylediğin şeyleri senin de ispatlayabilmen için King’in tüm kitaplarını değil, diğer tüm kitap ve kurguları okuyup “bak bunlarda yok işte” demen gerekiyor. Aksini ispatlamam için ise benim aynısını yapmam gerekiyor. O yüzden sana kendi deneyimlerim doğrultusunda şöyle bir kanıt sunabilirim King’in zaman teorisiyle ilgili; “zaman değiştirilmeye karşı çıkar, geriye dönüp bir şeyler değiştirmeye kalktığında yapacağın değişiklik ne kadar büyükse, zaman da seni o kadar şiddetle engellemeye çalışır” King’e ithaf ettiğin bu teoriyi Terminatör: SSC dizisinin bir bölümünde şahit oldum ben. Şöyle ki; dizide Sarah’ın ölümüyle ilgili “kanser” diyor. fakat zamanda atlama yapıyorlar ve Sarah ölümü yendiğini düşünüyor. ne varki ilerleyen sezonlarda Sarah kanser olmasına sebep olabilecek şeyler yapmak zorunda kalıyor bir bölümde. Oğlunu ölümden kurtarmak gibi… Yani zaman olması gerektiği gibi akmak için tüm çabalara karşı geliyor. Al sana argüman.

            Son olarak; Dark’ın zaman algısını, yavaşlık ve hikaye ilerleyişini sevmediğin dizinin amaçsız ya da ne yapacağı belli değil çıkarımlarını haklı çıkarmıyor maalesef, mesela bana göre de sürpriz unsurunu sankı tutan bir dizi Dark.

  • Özgür Avcu

    Bu kadar sığ bir inceleme görmedim. On bölümlük diziyi üç buçuk bölümden değerlendirmek, gereksiz gizem demek… Dizi zaten gizem dizisi, bırak da gizem olsun.

    • Ozan Kayahan

      Yazıda yer aldığı üzere esas eleştirilen “hikayenin anlatım tarzı”, ki bunu herhangi bir diziye dair değil üç dört yeri geldiğinde sadece bir bölüm izleyerek bile anlamak mümkün olabiliyor. Mesela dün ilk bölümü yayımlanan “counterpart” var, ikinci bölümü 28 ocakta yayınlanacak maalesef. Maalesef diyorum çünkü pilot bölümü çok etkileyiciydi beklemesi zor olacak. Özetlersek, hiç bir şarap uzmanı yorum yapmak için bütün şişeyi içmez, hatta çoğu zaman tek bir kadeh ve üç dört yudum yeterlidir onlar için. Paylaştığınız görüşleriniz için teşekkürlerimle, umarım diğer yazılarımda da yorumlarınızı tekrar okuyabilirim.

      • Özgür Avcu

        Bir “şarap uzmanı” olarak Netflix dizilerini klasik dizi anlayışıyla yorumlamak yerine uzun bir film izliyormuş gibi düşünmenin daha mantıklı olduğu görüşünü umarım siz de benimle paylaşıyorsunuz. Bu bakımdan ele alındığında bir Netflix dizisi genel olarak diğer dizilerde olduğu gibi serim-düğüm-çözüm kısımlarını bölümlerin başı-ortası-sonu gibi değil, sezonun başı-ortası-sonu olarak verir. Yani sizin yaptığınız, ilk üç bölümden dizi hakkında fikir sahibi olma sanısı, başka bir dizinin ilk bölümünün başını tadıp genel fikre ve anlatım tarzına hakim olmak gibi bir şey oluyor. Bahsetmek istediğim fakat yazınızın sığlığı yüzünden vazgeçtiğim nokta da buydu. Son olarak, kendinizi bir uzman olarak görmeniz çok hoş fakat gerçekten hayli uzak bir hayal olarak kalmış.

        Saygılarımla.

        • Ozan Kayahan

          Konu hakkında farklı düşündüğümüz ortada. Diziyi daha fazla tartışmayacağım, sonuçta bu konunun, tıpkı yazımda belirttiğim gibi, kişiye göre değişen farklı değerlendirmeleri olabilir. Yazar diziyi seyrederken sıkılmış ve sıkılmasının da beğenmesi kadar anlatılabilir olduğuna inanmıştır. Üstelik bunu açıkça ifade etmekten çekinmemiştir. Üç dört bölüm izleyip hepsini izlemiş gibi yapan biri yok karşınızda.

          Öte yandan yazımın sığlığı, sanrılarım ve uzmanlığım konusunda görüşlerinize gelirsek.

          En severek yazdığım satırların bazıları, bunların bir kısmında yer alan gözlemlerim ve kendime atfettiğim sıfatlar için Boris Vian’ın Günlerin Köpüğü’nde, önsözde yazdıkları eleştirilerinize yaklaşımımı özetlemektedir.

          Bire bir olmasa da, anlam itibariyle kabaca şunu söylemişti Vian “az sonra okuyacaklarınız gerçektir çünkü hepsini ben düşündüm”.

          • Özgür Avcu

            Uzmanlığınıza kendiniz karar verdiyseniz mutluluklar diler, başka bir yazınızın altında buluşmak dileğiyle der çıkarım işin içinden.

  • Aydın Yalçın

    eleştirilerinin tamamına katılıyorum yokluktan izledim ve bazı yerleri ileri sardırarak izlemek zorunda kaldım çünkü o derece baydı ayrıca zaman yolculuğu temeası en sevdiğim tema olmasına rağmen sıkıldım yani o kadar hikayenin en önemli noktasını çal ortaya bu çıksın