, ,

Hamza Ağdeniz | “Metropol Hayatı” Hayalim Yok

O bizim yazar grubumuzun en eğlenceli, en yaramaz, en uyumlu ve en çalışkan bireylerinden biri. Her türlü muhabbeti yapabilirsiniz, sizden çok o konuşur, güler, güldürür. Yazılması gereken bir yazı vardır ama sizin vaktiniz yoktur, O bir fırsatını bulur yazar o haberi. Enerjisiyle, çalışkanlığıyla, arkadaşlığıyla tam bir Adanalı. Hamza Ağdeniz huzurlarınızda.

Hamzacığım merhaba. Her yazarımıza kendisini tanıtması için sorduğumuz soruyla başlayalım. Hamza Ağdeniz kimdir? Bize kendini tanıtır mısın?

Merhaba Bora. “Hamza Ağdeniz kimdir?” sorusunun cevabı uzun olabilir aslında ama genel çerçevesiyle üç çocuklu Çerkes bir ailenin ortanca çocuğuyum. 22 yaşındayım. Erzurum Teknik Üniversite’sinde iktisat okuyorum. Dizi ve film izlemek dışında kitap okumayı seven, asosyal gibi görünen sosyal biriyim.

Üç kardeşin ortancası olmak nasıl bir şey? Hep derler ya; Büyük çok sorumluluk sahibi, küçük çok sorumsuz. Ortanca çocuğa genelde bir etiket verilmez. Sende durumlar nasıl?

Aslında güzel bir şey. Tam da dediğin gibi büyürken en büyükte olan gibi üzerinde ne çok baskı oluyor ne de en küçük kadar serbest bırakılıyorsun. Tam kararında bir hayatım var o konuda.

Erzurum’da okuyorsun ama nerede yaşıyordun daha önce?

Aslen Kahramanmaraş’lıyım ama doğma büyüme Adana’lıyım.

Bu cümleden sonra “İnsanların aklına yine “malum şeyler” gelecek diyor ve gülüyor. E ama Adana yani, nasıl gelmesin?

Gerçekten anlatıldığı kadar garip mi Adana insanı? Haberlerde absürt bir şey gördüğümüzde “Kesin Adana’dır” algısı var insanlarda.

Aslında absürt olaylarla her yerde karşılaşıyoruz. Tabii ki Adana’da da oluyor bunlar olmuyor diyemem ama şu aralar Adana’nın bu kadar ön plana çıkmasının en önemli sebebi sosyal medya bence. Sosyal medyada yayınlanan çoğu şeye insanlar gerçekten inanıyor ve araştırma gereği duymuyorlar. Bu tür şeylere bazen ben bile inanıyor olarak buluyorum kendimi. Sosyal medyada paylaşılan her şeye gözü kapalı inandığımız için Adana’da olmamış bir olayı veya 2000 yılında olmuş bir olayı bugün olmuş gibi değerlendirebiliyoruz. Ki o Adana’nın popüler olduğu dönemde gerçekten de bu söylediğim şeyler oldu. İnsanlarımız bazen abartmayı da sevdiği için uzadı bu konu.

Adanalılar fazla samimi insanlar olduğu için belki de bu kadar dikkat çektiler bilmiyorum.

Gelelim ailemize katılma sürecine. Senin bizlerle birlikte olma hikayen nedir?

İşte anlatmaktan gerçekten en keyif aldığım kısım bu, emin olabilirsin. Yaklaşık iki-üç yıl kadar önce sitede karakter savaşları yapılıyordu. Lise dönemimden Caner diye bir arkadaşım, grup konuşmamıza linkini atmıştı oylamaya katılalım diye. Siteyle o şekilde tanıştım ve dizilerle ilgili son gelişmelere fazlasıyla meraklı olduğum için haberleri, yeni gelişmeleri kaçırmamak adına siteyi sürekli takip etmeye başladım. Sonra twitter hesabını keşfettim ve bildirimleri açtım. Önceki yaz Temmuz sonu gibi twitterdan bildirim geldi yazar alımı olduğuna dair. Üç gün boyunca kafamda evirdim çevirdim ve sonunda “Yollasam ne olacak, seçilmem zaten” düşüncesiyle, inceleme-haber karışımı bir yazı yolladım. Bir gün sonra geri dönüş oldu ve ben çok şaşırmıştım. Hatta o ara girsem mi girmesem mi gibi bir ikilemde de kaldım. Eğer ekip bu kadar iyi olmasaydı ve ben ekibe ısınamasaydım belki de şu an bu sohbeti yapamıyor olurduk. Çünkü ben gerçekten soğuk bir çalışma ortamı bekliyordum ilk başlarda ve iyi ki öyle olmamış.

Kamil ve Ayça sendeki ışığı görmüş belli ki. Ancak sen neden seçilemeyeceğini düşündün?

Çok şanslı bir insan olduğumu düşünmüyorum ben, ondan sanırım. Bir de ben normalde diziler üzerine konuşmayı, sohbet etmeyi, tartışmayı çok severim ama burda yaptığımız şey çok farklı. Sonuçta yazmak ayrı bir boyut. Elbette fikirlerimizi daha çok insana duyurmak adına önemli birşey ama yazma konusunda Ayça’ya gerçekten zor zamanlar yaşattığımı düşünüyorum. Kendisine ne kadar teşekkür etsem az. Çünkü şu an makale yazılarımda bile her şeye dikkat ediyorum. Özellikle de “de-da”lara. (Gülüyor)

Ayça, yazar olarak çalışmaya başladığımız andan itibaren her yazımızı inceleyip, anlam ve yazım hatalarımızı düzelttiği için hepimizin üzerinde emeği vardır. Bana “Artık yazılarını kontrol etmeme gerek yok.” dediği günü hafızamı kaybetsem unutmam. :)

İktisat okuduğunu söyledin. Okul bitince akademik kariyer düşünüyor musun, yoksa direkt iş hayatına mı atılacaksın?

Akademik kariyer düşünüyorum. Çünkü bölümümü seviyorum. Ne olduğunu bilmeden geldiğim bir bölümü bu kadar seveceğimi hiç tahmin etmezdim ama hayat bazen böyle şeyler getirebiliyor karşımıza.

“Ne olduğunu bilmeden” derken?

Bunu şöyle açıklayayım; İktisat bölümünün ne olduğunu bilmeden bir tercih yaptım ben. Tabii ki araştırmıştım ama yeterince bilgim yoktu. Bölümümle ilgili şu an sahip olduğum bilginin binde biri bile etmezdi belki bildiklerim. Bu daha çok sistemin getirdiği bir şey. Çünkü 17-18 yaşındaki insanların hayatlarına yön verecek tercihleri sıkışık bir dönemde ve aslında hayatlarının içinde bir şekilde karşılaştıkları ama daha önce hiç adını duymadıkları bölümleri yazmalarına sebep oluyor. Örneğin ben lise çağındaki bir gencin mekatronik mühendisliğinin tam anlamıyla ne olduğunu bilerek tercih yaptığına inanmıyorum.

31 yaşında biri olarak ben de megatronik mühendisliğinin ne olduğunu bilmiyorum.( Artık biliyorum.) Ama söylediğin şeye katılıyorum. Peki bu sistem nasıl düzgün işler hale getirilebilir. Var mı bir fikrin?

Hiç bir fikrim yok inan. Ama hiç kimsenin hiç bir fikri olmadığına da eminim. Geçtiğimiz aylarda da tartışma konusu olmuştu bu konu TEOG üzerinden ama çok bir fark olmadı. Eleme sistemi mecburen yapılmalı bence de ama ne şekilde yapılmalı konusu herkesin kafasında soru işareti yaratıyor. Kaldı ki ben liseye ilk başladığım yıldan bu yana hala üniversiteye geçiş için not sisteminin de yüzdesinin alınması isteniyor ve bunun şişirme notları beraberinde getireceği düşüncesinden dolayı tartışmalar devam ediyor.

Erzurum’da yaşamak nasıl peki? Ne zamandır oradasın?

Buradaki dördüncü yılım. Erzurum denince herkesin aklına çok soğuk olduğu geliyor. Benim açımdan burada yaşamak güzel aslında. Çünkü makul şartlardaki soğukları seven biriyim. Yaşam standartları açısından Adana kadar seçenek sunmuyor burası ama ben geldiğimden bu yana gözle görülür şekilde gelişti. Adana’nın kavurucu sıcakları yerine Erzurum’un dondurucu soğuklarını tercih ediyorum açıkçası. O yüzden hayatımın kalanını burada bile geçirebilirim. Kim bilir?

Yaşıtların gibi metropol hayatı hayallerin yok mu yani?

Öyle bir hayalim yok. Çok farklı bir durum olmadıkça İstanbul gibi bir şehirde yaşamak istemem. Çünkü metropol hayatının kargaşasından dolayı insanların psikolojilerinin bozulmaya daha meyilli olduğunu düşünüyorum. Bir de metropollerde insanların daha yalnız olduğuna inanıyorum. Samimi bir ilişki kurabilmek, küçük yerlere göre çok zor.

Sen o zaman biraz “Azıcık aşım, kaygısız başım” kafasındasın, doğru mu?

Tam olarak öyle. Hiç bir şeyin fazlasında gözüm olmadı hiç bir zaman.

Ne güzel yahu. Şimdi insanlar her şeyin en lüksüne sahip olmak için çıldırırken senin gibi insanların olduğunu görmek harika.

Hobilerinden bahsedelim istiyorum biraz. Aslında ben biliyorum ama okurlarımız da öğrensin boş zamanlarında neler yaptığını.

Şu sıralar boş zamanımın olduğunu pek söyleyemem ama fırsat buldukça kitap okumaya özen gösteriyorum. Okulda kütüphane kulübüm var onunla ilgileniyorum. Onun dışında her insanın vazgeçilmezi olan müzik dinlemek olmazsa olmazlarımdan. Yani herkesten farklı yaptığım pek bişe olduğu söylenemez. Onun dışında çoğunda çok iyi olmasam da oyun oynamayı seviyorum. Reklama girmeyecekse eğer Uncharted ve Injustice 2 son zamanlardaki favorilerim.

Oyunlar çocukluktan gelen bir alışkanlık mı yoksa sonradan mı merak sardın?

Sonradan gelen bir şey. Çizgi roman merakımdan gelen Injustice’ı oynamamla başladı. Tabii ki küçükken bir Türk klasiği olarak gördüğüm Counter strike oyunları da oynuyordum ama tamamen başlayışım Injustice’la oldu.

Çizgi roman da seviyorsun öyleyse. En sevdiğin kahraman hangisi?

Hepsini ayrı ayrı seviyorum kahramanların ve villianların. Zaten piyasa konjonktürünün başını Marvel ve DC çekiyor biliyorsun. Her ikisinden de birer tane seçebileceksem eğer Captain America ve Superman’i seçerdim. Çoğu kişinin aksine Iron Man’i pek sevmem ama.

Kitaplara gelirsek, ne tür kitaplar okuyorsun?

Bilim-kurgu, mitolojik, aksiyon, polisiye türlerini daha çok okuyorum.

Peki var mı “Şu kitabı okudum ve hayata bakış açım değişti.” dediğin bir kitap?

Bakış açımı değiştirdi diyemem ama Sir Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes serisi düşünme açımı genişletti diyebilirim. “Sherlocked” olmamdaki en büyük etken kitaplardır zaten.

Müzik zevkin nasıldır? Var mı belli bir tarzın yoksa bir çok insan gibi her telden çalar mısın?

Klasik müziğin rahatlatıcılığına hayranım açıkçası. Daha çok enstürmantal müzikleri dinlerim. Onun dışında kulağıma güzel gelen herşeyi de dinlerim.

Türkiye’de son beş yılda çıkan şarkıcılar arasından en başarılı bulduğun üç ismi sorsam?

Herkesi çalışmadığı yerlerden vurduğun gibi beni de vurdun sanırım. (Gülüyor) Uzun dönem hafızamın kötü olmasından mı bilemem ama Aynur Aydın, Buray ve Ferah Zeydan iyi çıkış yaptığını düşündüğüm başarılı isimlerden.

Hamza çocukluk hayallerini anlatsana biraz. O hayallerin ne kadarını gerçekleştirdin ya da ne kadarını gerçekleştirebileceksin?

Çocukken her zaman farklı yerleri görmek istemişimdir. Yurt içinde Karadeniz’i, yurt dışında da Londra’yı görmek istiyordum. Gerçi hala gitmek istiyorum buralara orası ayrı ama ne kadarını yapabilirim bilemiyorum.

Artık dizilere gelelim istiyorum. İzlediğin ilk yabancı dizi neydi ve yabancı dizi izleme alışkanlığını nasıl kazandın?

İlk izlediğim dizi Kyle XY’dı. Belki çoğu kişi bilmiyordur ama yaklaşık 10 yıl önce filan izlemiştim. Kurgusu ve hikayesini o kadar çok beğenmiştim ki izlediğim son yabancı dizi olmayacağına emindim zaten. O şekilde de zaman içinde alışkanlık haline geldi.

Şu sıralar neler izliyorsun?

Aklına gelebilecek tüm çizgi roman uyarlamalarını izlemeye özen gösteriyorum. Daha iki gün önce Runaways’e de başladım. Onun dışında dört gözle Doctor Who’nun yeni sezonunu bekliyorum. Zaten çizgi roman uyarlamaları o kadar çok ki onlara yetişmekten diğerlerine fazla vakit kalmıyor.

Doctor Who’nun bu sezonunda izleyenler için unutulmayacak bir bölüm yer alacak. Bir Douglas Adams hayranı olarak haberi okuduğumda dizlerimin bağı çözüldü resmen. Ne diyorsun bu konuda?

Doctor Who’nun eski bölümlerine kadar izleyen biri olarak tamamlanmamış bir hikayenin yayınlanacağını duymak beni de çok sevindirmişti. Ama yanlış bilmiyorsam sezondan ayrı bir bölüm olarak yayınlanacak. Sezonla bağı olmasada Shada’yı okuyanların beğeneceğinden eminim bu bölümü. Çünkü Doctor Who izleyicisini hayal kırıklığına uğratmayan yapımların başında geliyor bence.

Hamza yazar grubumuzda editörün Ayça’yla çok zaman geçirdiğini biliyoruz. Ayça dışında kendine en çok kimi, neden yakın buluyorsun?

Politik bir cevap gibi olacak belki ama gerçekten de herkesi kendime aynı yakınlıkta buluyorum. Sadece Batuhan’la aynı dönemde girdiğim için onunla birlikte fazla çalışma fırsatı bulduk ve Hafize’ye bazı fikirlerimi anlatma konusunda daha rahat hissediyorum kendimi o kadar. Bunlar dışındaki durumlarda herkesin yeri bende aynı.

Bu cevap sonrası beynimde Bihter’in “Beni, beni… Bihterini…” sahnesi canlandı ve Hamza’ya İbrahim Tatlıses’in “Allah cezanı verecek” şarkısını gönderdim. Pişman değilim.

Yahu, bir sürü kişiyle sohbet ettik, kimseye sevgilisi var mı diye sormamışım. Sana kısmetmiş.

Sevgilim yok maalesef Bora. Keşke daha verimli cevap alabileceğin birine kısmet olsaymış bu soru ama yapacak bir şey yok.

Hayatına birisini almak mı istemiyorsun yoksa akışına bıraktın da birisi mi ilgini çekmedi?

İkinci söylediğin bana daha uygun sanırım. Çünkü ben ilk görüşte aşka inanan birisi olmadım hiç. Belki de oğlak burcu olmamdan kaynaklanıyor bu bilmiyorum ama insanların birbirlerini tanıdıkça birbirlerine bağlandıklarını düşünürüm. Şu ana kadar tanıyabildiğim insanlar içerisinde o bağlılığı yakaladığım kimse olmadı.

Hayatta karşılaştığın sorunlara karşı genel tavrın nedir?

Pes etmeden üstesinden gelmeye çalışırım genelde. Çok fazla olumsuz tarafından bakmamaya çalışırım. “Polyannacılık” var biraz bende anlayacağın. Kolum kırılsa “Neyse yazı yazmam en azından” derim.

Bu huyunu seviyor musun peki, yoksa zaman zaman bu kadarı da fazla dediğin oluyor mu?

Aslında seviyorum bu özelliğimi. Çoğu insanı bıktırsa da çocukluğumdan beri yaptığım birşey. Sonuçta ağaç yaşken eğilmiş eğileceğı kadar.

Hamza güzel sohbetin için teşekkür ederim. Okuyucularımıza söylemek istediğin bir şey varsa alalım.

Öncelikle sana, sonra buraya kadar sıkılmadan gelen varsa herkese teşekkür etmek istiyorum. Umarım herkes gönlünün güzelliği kadarını yaşar demek istiyorum son olarak.

86 model. Türk dizilerine aşina, yabancı dizilere hasta bir adam. Vakti olsa izlenmedik yabancı dizi bırakmayacak ama bir gün çok zengin olduğunda evine duvardan duvara led ekran döşetip cips kola eşliğinde bu günlerin acısını çıkaracak. Onun da izlediği ilk dizi tabi ki Alf!

Bir Cevap Yazın

Loading…

DARK | Canım hiç öpmeyeyim çok gizemliyim

The Twilight Zone’un yeniden çevriminin başrolü belli oldu!