Shameless | Büyüdük Ama Hala Gallagher’ız – 8. Sezon İnceleme

12 bölümlük koskoca bir Shameless sezonunu daha geride bıraktık. Öyle ya da böyle, hem klasik diyebileceğim hem de karakterlerimizin geliştiği, değiştiği hikayelerini de gördüğümüzü kabul ettiğim bir sezondu. Bana katılmayabilirsiniz ama ilk sezonundan bu yana çizgisini bozmadığını düşündüğüm ender dizilerden Shameless. Ama bu karakterlerinin değişmeyeceği anlamına gelmiyor tabi. Mesela geçen sezon Fiona’nın nasıl “bireyselleşmeye” çalıştığını izlemiştik. Bu sezon bunu diğer karakterler de takip etti. Toplu bir incelemedense, karakter tabanlı bir incelemenin daha doğru olacağını düşünüyorum, o zaman sırayla aile bireylerimiz sezonu nasıl geçirmiş kısaca değerlendirelim;

Kev, V, Svetlana

Bireyselleşme hareketine katılan sadece aile bireylerimiz değildi bu sezon. Kev ve V de Gallagher’larla daha az zaman geçirdi. Onların ayrı hikayelerini izledik genellikle. Geçen sezon Svetlana’nın ihanetiyle barlarını kabyeden Kev ve V çok geçmeden barı geri aldılar almasına ama Svetlana’nın “ikna ediciliği” karşısında ne yapacaklarını bilemez halde kaldılar bir süre. V’nin Svetlana’yla olan cinsel ilişkilerinin Kev’le olandan daha iyi olması ise Kev’in moralini bozmakla kalmayıp “ben de gay olurum”a kadar getirdi. Neyse ki bu başarılı ilişkinin nedeninin V’nin biseksüelliği değil, dominantlığa olan özel ilgisi olduğunu fark ettiler de, ilişkileri düzeldi. Bu arada birlik olan Kev ve V’nin Svetlana’ya kök söktürmesi ise geçtiğimiz sezonun intikamı gibiydi. Garip ilişkiler yumağı olan üçlümüzü sezon finalinde Svetlana’yı evlendirirken bıraktık.

Liam

Geçtiğimiz sezonlarda yaşı gereği “kendi hikayesi” olmayan Liam bu sezon kendini hissettiren bir karakter oldu. Frank’in çıkarcılığı bir yana aslında diğer tüm çocuklarında küçükken yaptığı şeyi yaptığını gördük. Kandırabiliyorken “iyi baba” numarasıyla çocuklarını kandırmakta usta olan Frank ile beraberdi aslında Liam’ın hikayesi. Frank’in üstün zekası, biraz tehdit ve biraz da karşı tarafın durumdan yararlanmak istemesi sayesinde kaydolduğu özel okulda değişik arkadaşlar edinen Liam, Frank’ın ekürisi gibiydi. Yine de finalde gördük ki artık o da kendi başına hareket edebilecek yaşta, beceride. Frank’e şifreyi vermeyerek “ben böyle istiyorum” diyen Liam’ın gelecek sezonlardaki gelişimini çok merak ediyorum.

Carl

Değişiminden memnun kaldığım karakterlerden olan Carl’ın bu sezon başı biraz dertteydi aslında. Tesadüfen keşfettiği para kazanma yöntemi sayesinde (zengin gençleri bağımlılıktan kurtarmak) okul parasını toplayan Carl, rehabilite etmeye çalıştığı kızlardan birine aşık olunca işin rengi değişti. Daha doğrusu bu kızın deli olduğunu anladığımızda işin rengi değişti demeliyiz sanırım. Bana sıklıkla Monica’yı, onun manik-depresif ruh halini ve heyecanını hatırlatan Kassidi, Carl’ı okula göndermemek için elinden geleni yaptı. Ama Carl ikilem yaşasa da okuluna dönmeyi başardı. Sezonun diğer bir güzel yanı ise Carl üzerinden yapılan “my fellow americans” göndermeleriydi… Amerikalı olmanın gururunu(!) yaşayan Carl’ın bir suçludan kendini ülkesine adamış bir vatansevere dönüşümü kesinlikle görülmeye değer bir değişimdi.

Debbie

Son sezonlardaki hali ve tavırlarına baktığımızda, sanırım sezonun en olgun davrananı, yılların en olgunlaştırdığı karakterdi diyebilirim. Hamileliği sonrası yaşadıklarından büyük dersler çıkaran Debbie bu sezon hem iyi bir anne, hem aile bütçesine katkıda bulunan bir birey, hem de geleceği için çabalayan bir genç kız oldu. Bir yandan da hayatına devam etmek istedi, ama bu hiç de kolay değildi elbette. Sezon sonuna doğru yaşadığı iş kazasında verdiği kararlar ise Debbie’nin kendi sorumluluğunu taşıyan bir kadın olduğunun kanıtı niteliğindeydi. Zira ayak parmaklarını kesmeye karar vermek kolay olmasa gerek.

Ian

Sezonun dengede durmaya çalışan karakteri olan Ian için ne diyeceğimi ben de pek kestiremiyorum. Travor’u geri kazanmaya çalışırken önce kendisini Fiona ile bir bina için kavga ederken sonra da eşcinselliği tedavi ettiğini düşünen rahiplerle savaşırken buldu. Finalde ölü ozanlar derneği misali bir performans sergiledi ama bunu hangi düşüncede ve neden yaptı söylemek güç. Travor’un söylediği gibi ego temelli olabilecek olan bu davranışların altında bence Ian’ın bir amaç arayışı yatıyor. O yüzden korksa da “Gay İsa”lık olayını devam ettirdi. Bir çok karakterimiz için olgun adımlar attığı bir sezon olmuştu bu sezon ama Ian için bunu söylemek güç. O da bireyseldi, hikayesi ayrıydı ama kafası en karışık karakterdi.

Lip

Alkolsüz bir sezon geçiren Lip için bu sezon sanırım en zor sezonlardan birisiydi. Ne var ki en çok “kendinde olduğu” ve emin olmasa da bilinçli bir şekilde hareket ettiği bir sezondu. Sponsoru ile yaşadıkları olsun, hocası ile yaşadıkları olsun onu gerçekten olgunlaştırdığını düşünüyorum. Ve yavaş yavaş o da farkına varıyor bu durumun. Finalde Sierra ile yaptığı “şimdiye kadar uyurgezermişim” itirafı bunun en büyük kanıtı. Daha önce yaptıklarına için bir nevi kefaret ödediği bir sezon geçiren Lip, ne yapmak istediğini bilmese de, artık daha “doğru” yaşadığını düşünüyor. Açıkçası Lip’in durumundan daha kolay çıkacağını düşünüyordum ama alkol problemi onun tam anlamıyla çöküşü oldu. Fakat yükseliş adımlarını bu sezon gördük. Bir şeyler yapmak istiyor ve eminim zaman zaman bocalasa da, istikrarı sağlayacaktır.

Fiona

Aileden en “kopmuş” kişi Fiona’ydı diyebiliriz sanırım. Dişiyle tırnağıyla satın aldığı binasını yönetmekle uğraşırken kardeşleriyle ilgilenmeyi ihmal etmedi (meth parasının toplanması gerektiğinde elinden geleni yaptı) ama değişen çevresi onun hayatının gidişatını da etkiledi. Evinde geçirdiği zamanın azalması nedeniyle V ile daha az zaman geçirir oldu ama apartmanındaki kiracısı Nessa ile yakın bir dostluk kurdu. İlk bölümden Nessa ve Fiona ile ilgili farklı bir elektrik hissetmiştim ama öyle gelişmedi. Aksine Nessa’nın ve onun çevresindeki kadınların geçmişinde yer etmiş bir adam, Fiona’nın ilgisini çekmişti. Ford, farklı hobileri ve yaşam tarzıyla kuşkusuz Fiona’nın hayatına girmiş en olgun kişi oldu. Finalde aşık olmak ile ilgili söylediği şeyler de bunun en büyük işareti zaten. Genel olarak ailevi ilişkilerinden çok apartmanında yaşadıklarını izlediğimiz Fiona ise, kendi dairesinde yaşamak gibi planlar yaparken finale yakın bir anda her şeyini kaybetme riskiyle karşılaştı. Korkmadım değil aslında bu durum karşısında. Zaten pamuk ipliğine bağlı olan finansal durumu bir anda yıkılma tehlikesiyle karşılaşınca, Fiona için başladığı noktaya dönme zamanı diye düşünmüştüm. Neyse ki ne kadar olgun olursa olsun, Gallagher kanına sahip olan Fiona sıyrıklarla durumdan kurtulmayı başarıyor. Ford ile olan durumu ise önümüzdeki sezon çözülecek gibi duruyor.

Ve Frank

Frank her zaman sezonun en ilginç ve en aykırı karakteri olmuştur. Ama bu sezon daha bi başkaydı gerçekten. Monika’nın ölümünden sonra bulduğu hayat amaçları, bu sezon farklı bir Frank izlemizi sağladı. sezonun yarısına kadar izlediğimiz çalışkan Frank’i izlemek hem şaşkınlık verici hem de heyecanlıydı açıkçası. İstediğinde ne kadar verimli olabileceğini gösteren Frank çok geçmeden Amerikan ekonomisinin gidişatından nasibini aldı ve kendisine geldi. Bu arada Frank’in her sezon Amerikan yaşam tarzına, ekonomisine ve kültürüne yaptığı göndermelere artık alıştık, ama bu sezon sanki bu alt metinler çok daha derin ve başarılıydı. Özellikle Kanada’ya kaçırdığı müslüman insanlar için kullandığı bahaneler “onların korkuları bizim kazancımız” mottosu, Amerikan halkının geldiği noktayı çok güzel analatıyordu. Sezon finalinde ise, yine bir Frank’lik yapmak istedi fakat Liam’ın engeli sayesinde mümkün olmadı. Yine de kıvrak zekasıyla polislerden kaçmayı başardı. Böylece Frank’i de bir sezon içinde görmediğimiz hallerde görüp, başladığı noktaya geri bıraktık.

Hafize Mutlu

Bazen hayatımın kalanını sadece anime, dizi ya da film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.

Önceki Yazı

Maisie Williams Haberleri Yalanladı

Sonraki Yazı

İnstagram’ın İlk Korku Dizisi “Eşik” Şubat’ta Başlıyor