Globalden Yerele Birdizi Mafya

Benim kuşağım için her şey BABA serisiyle başladı. O yıllarda Türk televizyonlarında en fazla kötü gazino patronları çıkarken karşımıza, mafya kavramıyla bizi tanıştıran Godfather sonraki yıllar için de hep bir kerteriz noktası oldu. İzlenen hemen hemen tüm mafya film ve dizilerinin ortak şanssızlığıydı Mario Puzo*’nun satırları, “fena olmamış ama bir Godfather değil” yorumları döküldü dudaklarımızdan.

Aradan istisnalar çıkmadı mı, çıktı elbette. Özellikle dizi dünyasında The Sopranos’u kim unutabilir ya da Narcos? Öte yandan Narcos’un yeni sezonu kim bilir ne zaman çıkacak ve Sopranos biteli on seneyi geçti, peki ne izleyeceğiz?

Öncelikle elimizde birkaç yıl öncesinden çok sağlam bir yarı belgesel var. History Channel yapımı “The Making Of The Mob”  konunun meraklıları için kaçırılmaması gereken iki sezonluk bir dizi. “Mafya bir suç örgütüdür ama her suç örgütü bir mafya değildir” gibi iddialı bir cümlenin temellerini, sebeplerini anlatan dizi izleyicisini yirminci yüzyıl başlarına götürüyor. İlk sezonunda New York’da İtalyan Mafyası’nın kuruluşunu izleme fırsatımız oluyor. Sekiz bölüm boyunca eğer bir de Carleone ailesinin tarihine aşinaysanız Godfather’da hangi karakterin hangi New York mafyası üyesinden esinlenildiğini, sokak çetelerinden kurumsal mafya yapısına nasıl geçildiğini öğreniyorsunuz.

İkinci sezonda ise bu sefer konumuz başka bir efsane, Al Capone ve Chicago mafyası. Tarihin en büyük suç imparatorluklarından birinin kuruluşu, koca bir şehrin nasıl batağa saplandığı ve ünlü “vergi cezaları yüzünden yakalanan mafya lideri” hikayesi… Hepsi ve daha fazlası sekiz bölüm boyunca zamanın nasıl geçtiğini unutturacak kadar başarılı bir şekilde anlatılıyor.

Şu anda ülkemizde herhangi bir yayın platformunda yayınlanmayan “The Making Of The MOB” için internet tek seçenek gibi duruyor.

Yarı belgesel tarzı size çok hitap etmiyorsa bu aralar göz atabileceğiniz iki yeni diziden bahsedebiliriz. İlki birkaç hafta önce sitemizde ilk bölümü değerlendirilen BBC yapımı McMafia. Günümüzde mafyanın nasıl globalleştiğini, artık oyunun tek bir şehirde değil dünya çapında oynandığını anlatan dizi “zamanın ruhunu” yakalamış olmasıyla benzerlerinden ayrılıyor.  Temel olarak uyuşturucu ticareti ve kara para aklama hikayeleri üzerinden giden McMafia, insan ticareti, rüşvet ve yolsuzluk gibi yan öğeleri de kapsayarak suç dünyasına geniş bir pencereden bakmamızı sağlıyor.  Sonuçta senaryosunun araştırmacı bir gazeteci olan Misha Glenny’nin kitabına dayandığı ve tahminen bu yüzden de olay örgüsünün çok keyifli olduğu dizi günümüz “Godfather”larına dair inandırıcı bir profil çizmeyi başarmış. Diziye dair tek eleştirim başrol oyuncusu hakkında. James Norton esas oğlan Alex Godman’ı soğuk ve kontrollü bir karakter olarak canlandırmaya çalışmış ama bu tepkisiz tavırlar, zorlama “cool” olma çabası öyle bir hale gelmiş ki ortada oyunculuk kalmamış. Mimiksiz bir surat, neredeyse sıfır replik ve boş bakışlar eşliğinde karşımıza çıkan James Norton sete sanki “bitse de gitsek” diyerek gelmiş; olan Alex Godman’a olmuş maalesef. Yinede Rus oligarkları, Meksika kartelleri, Çek mafyası, Mumbai falan derken sizi dünya çevresinde kısa bir tura çıkaran ve organize suçun güncel bir fotoğrafını çeken McMafia bir şans vermenizi hak ediyor. Unutmadan, söz konusu şans televizyon kumandasıyla verilemiyor illa bilgisayar başına gitmek gerekiyor.

Önereceğim ikinci dizi ise “4 Blocks”. Alman  Wiedemann & Berg Television yapımı olan dizimiz “bu işleri bırakıp yasalara saygılı bir hayat sürmek isteyen mafya babası” klişesini anlatıyor. Geldik mi yine Godfather’a? Gelmesek de “iki yaklaşık sonuç” diyebiliriz hikâye için. Dizi günümüz Almanya’sında, Berlin’de geçiyor. Bu sefer Berlin sokaklarındaki uyuşturucu trafiğini öğreniyoruz ki dizinin beni çeken eğlenceli kısmı burasıydı. Öykümüz Almanya’da iki önemli göçmen grubun, Araplar ve Türklerin uyuşturucu piyasasını ve sokakları nasıl paylaştığını anlatıyor. Diziye ismini veren 4 blocks kavramı ise suç organizasyonunun gelir kaynaklarına bir gönderme esasen. Uyuşturucu, kumar makinaları, fuhuş ve haracın suç örgütlerinin “ekmek parası” olduğunun altı çiziliyor. Hikayesini akıllı abi tepkisel kardeş arasında iktidar kavgalarından tutun da eski arkadaşın gizli polis olarak örgüte sızması gibi bildik dinamikler üzerinden anlatan 4 blocks çok sürükleyici olmasa da sıkıcı olmamayı başarıyor. Oyuncular arasında tanıdığımız isimler yok ama özenli bir kast çalışması yapılmış diyebiliriz, karakterler başarılı canlandırılmış, oyunculuklar sırıtmıyor. Tabi bir de anlatılan kültürün yakın olması, en basitinden dizide ince belli bardaklarla içilen çaylar falan seyrettiğimiz öyküyü içselleştirip benimsememizi, hikâyeye bağlanmamızı kolaylaştırıyor. Şimdilik iki sezonu yayınlanmış ve IMDb puanı 8.1 olan dizinin ilk sezonu internette ilgili sitelerde tamamlanmış çevirisiyle izlenmeyi bekliyor

Yabancı diziler konusunu kapatmadan önce “sezon sezon izlerim vaktim bol bir de ben Amerikan dizisi seviyorum zaten” diyenlere Power’dan bahsedebiliriz. Starz’ın yaz dizilerinden olan ve kadrosunda 50 Cents’in de yer aldığı ve New York’da geçen Power dördüncü sezonunu geride bıraktı. Yine temelde “yeter artık bırakıcam bu işleri” diyen ve elbette bırakamayan bir uyuşturucu satıcısının hikayesi üzerine kurulu dizi, yüksek temposu, güçlü karakterleri ve herkesin ya çok güzel ya da çok yakışıklı olduğu kadrosuyla eğlenceli bir seçenek kesinlikle. Peki bir mafya dizisi mi derseniz çok emin olamıyorum. Evet ortada yasa dışı işler, cinayetler, FBI vesaire ne ararsanız var ama dört sezon sonunda kişisel ilişkiler, özel hayatlar, aileler falan işin içine o kadar çok giriyor ki, sokak çetesi konulu pembe diziye dönüyor bize sunulanlar. İşte bunlar hep “Francis Ford Coppola**” yüzünden, mafya dendiğinde benim kuşağım, dizi ya da film fark etmez, bir ağırlık, bir ciddiyet arıyor.

Yazının başlığına saygısızlık etmemek lazım. Ülkemizin “mafya” dizileri için de klavyelenmesi gerekenler var. Son dönemde ulusal kanalların sunduğu seçeneklerden uzak kalsam da memlekette karşımıza iki tip mafya öyküsü çıktığını düşünüyorum. Bunlardan ilki aslında Ay Yapım’ın hikayeleri. Mafya gibi mafyaları anlatan diziler çekiyorlar genelde. Ezel, İçerde ve son olarak Çukur ciddi anlamda suç dünyasına dair öyküleri,  genelde bazı klasiklerden esinlenerek ama zaman içinde özgün hale getirmeyi başardıkları senaryolarıyla izleyicinin beğenisine sundukları yapımlar.

İkinci öykü tipi ise mafyadan çok mafyöz yapılar hakkında. Yaşımın elverdiğince bunların ilk örneğinin  “Deli Yürek” olduğunu söyleyebilirim. Günümüzde “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz”la devam eden tarz ağırlıklı olarak derin devletle iç içe geçmiş paramiliter güçlerin hikayelerine odaklanıyor.  Devletinin hizmetindeki suç örgütlerinin hain suç örgütleriyle savaşı gibi yazınca çok saçma duran konseptin her zaman alıcısının olduğu da bir gerçek. Susurluk dendiğinde ilk akla gelenin  o muhteşem ayran olmadığı  ülkemizde anlatılanlara “hadi canım olmaz öyle şey” diyemiyoruz. Devletini çok sevdiği için “bağzı akademisyenlerin kanında duş almak isteyen”, ve bunu söylediği için bir sürü seveni olan, asla mafya gibi işlere bulaşmamış ama kendisini sevenleri kontrol etmekte zorlanan tanıdığımız isimler varken Polat Alemdar’a ya da Hızır Reis’e de hayal ürünü karakter muamelesi yapamıyoruz pek. Bu bahsedilen durumun sadece bizim ülkemize ait olmadığını da ekleyelim. Mesela Narcos tadında çekilmiş El Capo dizisine göz attığınızda Meksika hükümetinin uyuşturucu kartelleriyle ilişkisini hayretler içerisinde izliyorsunuz.

Yeri gelmişken görüşlerimi paylaştığım yerli mafya dizileri adına aman şunu izleyin diyebileceğim bir şey yok maalesef. Daha doğrusu benim tavsiyemin anlamlı olacağını düşünmüyorum. Zaten bu yapımlar çokça konuşuluyor, bölüm bölüm didikleniyor gündem belirliyor falan. Tek bir ricam var, “yukarıda okuyunca aklıma geldi bir daha izleyeyim” diye tekrar Ezel’e başlamayın, biraz hassasım bu konuda Cansu Dere’yi yalnız seyretmeyi seviyorum.


*Mario Puzo: Godfather romanının yazarı

**Francis Ford Coppola : Godfather üçlemesinin efsane yönetmeni

Ozan Kayahan

Hayatın anlamını buldum ama söylemem

Önceki Yazı

The Good Fight’ın İkinci Sezonundan Fragman Yayınlandı

Sonraki Yazı

Legion’ın İkinci Sezonunun Başlama Tarihi Açıklandı