Philip K. Dick’s Electric Dreams incelemelerimiz üçüncü bölümüyle devam ediyor. Crazy Diamond isimli bu bölümün künyesine bakalım önce;

Bölümde önemli birkaç karakter var. Ed Morris olarak Steve Buscemi‘yi izliyoruz. Sinema ve tv dünyasında bilinen bir isim olan Steve Buscemi‘yi Boardwalk Empire’den tanıyor olabilirsiniz. Bir diğer önemli karakter olan Jill’i Sidse Babett Knudsen canlandırıyor. Kendisi en son Westworld’de izlemiştik. Bir de Sally Morris karakterimiz var, ona da Julia Davis hayat vermiş. Bölümün yönetmeni ise bir başka ingiliz dizisi Utopia’yı yönetmiş olan Marc Munden.

Bölüme gelirsem, kısaca hikayesini şu şekilde; yakın gelecekteki bir zaman dilimindeyiz. İnsanlar domuz deneylerinde başarıya ulaşmış yapay insan, hatta “bilinç” üretebilmekte. Böyle bir üretici firmada çalışan Ed ve eşi Sally yaşam koşullarından memnun olsalar da, toplumun belirli baskılar altında yaşadığını hissettiriliyor. Asıl hikaye ise Ed’in işyerindeki bir tur ile başlıyor. Jill’in istediği şeyi elde etmek için neler yaptığını izlerken, diğer yandan da yaşadıkları dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

Açıkçası çok şey anlatmak isteyip pek bir şey anlatamayan, üstelik anlattığı kısmını da eline yüzüne bulaştıran bir bölüm olmuş. Philip K. Dick’s Electric Dreams’e başlamadan önce büyük beklentilerim yoktu ama Crazy Diamond’un tam bir hayal kırıklığı olduğunu söylemeliyim. Her şeyden önce Ed’in iş yerindeki olayları anlamlandırmak çok zor. İnsan bedenleri ve bilinçleri ayrı olarak “üretilebiliyor” ama neden ve nasıl olduğu, üstelik buna neden ihtiyaç duyulduğu asla açıklanmıyor. Açıklamayı geçtim ip ucu dahi verilmiyor.

Jill’in yeni bir bilinç istediğini görüyoruz, bunun için Ed’i manipüle ediyor. Buraya kadar tamam. Ed’in hemen kanmasını da anlıyorum, gerçi sonra ikilem yaşıyor ama, Jill’e yardım etmek istiyor, bunu görebiliyoruz. Fakat Jill’in çaldığı bilinçleri karaborsada satmasına, hatta sonra tekrar gelip onlardan birisini satın almak istemesi olay örgüsünün taşları bir türlü yerine oturmuyor kafamda. Jill!in varlığını devam ettirmesi için yeni bir bilinç istemesini anlıyorum ama yeni bilinç kendisine enjekte edilince kendi bilincini nasıl koruyor tam bir muamma. Bu kısmı anlayan birisi varsa lütfen bana da açıklasın. Zira bölümde bu konuda hiç bir açıklama yapılmıyor.

Sally’nin Ed ile ilgili endişelerini, sistem ve kocası arasında yapması gereken tercihi sorguladığı kısımları başarılı bulsam da, bu tercihin sadece kendiyle yaptığı bir konuşmadan ibaret olması, yani sonuçlarını görmemesi yine bölümün eksilerinden birisi oluyor.

Bir de bölümün alt metinlerinde olan yaşadıkları dünya düzeni var tabii. Yiyeceklerin iki gün bile dayanmadığı, yapay ürünlerin tüketildiği bir dünyadayız. Çöpçüleri her gün Morris çiftiyle konuşuyor. Kendileri bir şey ürettiğinde onlara kızıyor. Ekonomiden bahsediyor. Ama o kadar. Gerisini ne duyuyor ne de görüyoruz. Morris çiftinin yaşadığı kıyı şeridinin zemininde metal olduğunu, hiç bir şeyin ekilmemesi gerektiğini anlıyoruz. Ama neden ve niçin soruları yine yanıtsız. Üstelik tüm bu bilgilerin hikayeye nasıl bir katkı sağladığı da mechul. Sadece alt bilgi olarak görüyoruz, o kadar.

Finalde ise, Jill’in Sally’e her şeyi anlatması ve bu iki kadının Ed’i arkalarında bırakıp denize açılmasını görüyoruz. Jill’in Sally’i nasıl ikna ettiği, dahası Sally’nin Jill’e neden inandığını yine anlamıyoruz. Havada kalan onca şey ile birlikte de Ed’i sahile vurmuş bir şekilde bırakıyoruz. Jill ve Sally’nin ortak noktaları çok fazla ve bir kadın dayanışması örneği olabilecek olan bu sahneler o kadar hızlı ve repliksiz geçmiş ki, anlaşılmaması çok normal kalıyor. Ed’in finalde tek başına kalmasına rağmen hala yaşam sevincine sahip olmasını elindeki plağından anlıyoruz fakat burada da tek sahne yetersiz kalmış. Çünkü finalde Ed tamamen dibe vurmuş bir karakter oluyor.

Bu arada bölümün ortalarında Sally ile konuşan güvenlik görevlisi yarı insan yarı domuz bir karakter var ki, sadece o karakterin hikayesinden size bir bölüm oluşturabilirim. Böyle bir karakterin sadece Sally ile konuşturularak harcanması çok kötü olmuş. Zira bu karakter üzerinden ötekileştirmekten tutun da, kast sisteminin zorluklarına kadar, bilimin ve insanlığın ilerlemesi için feda edilen kişilerin yaşamlarının zorluğuna kadar öyle derin mevzular var ki, hepsinin havada kalması bölüm için büyük bir eksi oluyor cidden.

İlk dört bölüm arasındaki en kötü olarak sınıflandırdığım Crazy Diamon için aslında daha çok şey söyleyebilirim. Ama inanın zamanıma yazık. Anlatması gerektiğinin yarısını bile anlatamayan bir bölüm olmuş. Üzücü…