Philip K. Dick’s Electric Dreams | Impossible Planet – 2. Bölüm İncelemesi

Philip K. Dick’s Electric Dreams, isminden de anlaşılacağı gibi Philip K. Dick’in kısa hikayelerine öykünen bölümleri olan bir dizi. Ayrıca Black Mirror’a benzerliğiyle dikkatleri çekmişti. 10 bölüm olarak Channel 4’da yayınlanan İngiliz yapımı olan dizinin ilk bölüm incelemesini de şurada yapmıştık. Şimdi ikinci bölümle devam edelim; İkinci bölümün ismi “Impossible Planet“. Philip K. Dick’in aynı isimli kısa hikayesi temel alınmış. Fakat hemen belirteyim. Bölüm ile hikaye arasında ciddi farklar da var. Mesela sonları…

Önce biraz künyesinden bahsedeyim. Bölümün yönetmen ve yazar koltuğundaki isim David Farr. Hanna filminin ve The Night Manager mini-dizisinin yazarlığı yapmış bir kişi olan David Farr, McMafia ve Outcast dizilerinin bazı bölümlerinde de yazarlığı üstlenmiş. Bölümün oyuncu kadrosunda ise Black Mirror’dan tanıdık yüzler var. Mesela Andrews karakterini canlandıran Benedict Wong, Black Mirror’un Hated in the Nation bölümünde oynuyordu. Barbara karakterini canlandıran Georgina Campbell ise Hang the Dj’de yer almıştı. Irma karakterini büyük usta Charlie Chaplin’in kızı Geraldine Chaplin canlandırıyor. Norton’u ise Jack Reynor

Hikayemiz uzayda geçiyor. Norton ve Andrews uzay gemisi vasıtasıyla, uzay olaylarını özel izleyicileriyle buluşturan bir firmada çalışıyor. Andrews kendi halinde bir adam. Ama Norton’un nişanlısıyla birlikte daha elit bir yerde yaşamak gibi planları var. Turun nasıl bir şey olduğunu anladığımız girizgahtan sonra Irma’yla tanışıyoruz. 200 küsür yaşında ve kendisini dünya gezisine çıkarmaları için Norton ve Andrews’a yüksek miktarda para ödemeye hazır. Özel robotu RB29 ile Norton ve Andrews’un kapısına kadar gelen Irma, isteğinde ısrarlı. Norton ve Andrews ise bu kadar çok parayla istediği her şeyi yapabileceklerini düşünüyor. Andrews emekli olabilir, Norton nişanlısının çok istediği yerde yaşamalarını sağlayabilir…

İkna olan ekip yola çıkmaya hazır. Fakat bir sorun var. Dünya diye bir yer artık yok. Parayı çok isteyen ikili ise güneş sistemine benzeyen bir sistem bulup Irma’ya Dünya’ya gittiklerini söylüyor. Asıl hikaye ise buradan sonra başlıyor. Bölümün ilerleyen dakikalarında Irma’nın neden Dünya’ya gitmek istediğini öğreniyor, Norton’un Irma’ya hayran oluşunu görüyoruz. Bölümün evreninde her şey keşfedilmiş, uzayda gidilebilecek her yere gidilmiş. Irma’ysa yaşama nedenini uzaklarda değil, tam tersi kişinin kendisinde araması gerektiğini düşünüyor. Büyük bilinmezliklerden ziyade, küçük mutlulukların yeteceğini düşünüyor. Gerçek olduğu sürece…

Tam bu dialogdan sonra Norton’un nişanlısını arayıp gerçek hisleri hakkında konuşması beklendiği gibi etkileyiciydi. İzleyicide de aynı duyguları uyandırdığını düşünüyorum. Bu sayede anlıyoruz ki, bir çok şeyin yapay olduğu evrende, gerçek bir şeyleri anlatmaya çalışıyor bölüm. Bu arada Güneş Sistemine yaklaştıkça hikayenin gidişatını da merak ediyoruz. Zira Irma’nın robotu RB29 Norton ve Andrews’un yaptığı sahtekarlığı keşfediyor. Ama yine de Irma’ya bir şey belli etmiyor, hatta gittikleri yerin dünya olduğuna onu inandırıyor. Çünkü gittikleri gezegen taş ve duman bulutundan başka bir şey değil. Irma ise zamanında büyük annesi ve büyük babasının çıplak yüzdükleri nehri görmek istiyor. Irma’nın gerçekliğinden etkilenen Norton, Andrews’ın engellemelerine rağmen gezegene iniş yapıyorlar. Koruyucu kıyafetlerini giyip dışarı çıkıyorlar. Duydukları kuş sesleri, gördükleri hayallerle ve kıyafetlerindeki oksijen biterken bölüm bitiyor.

Ama final sahnesindeki ironi çok daha acı. Çünkü final sahnesinde Irma’yı büyük annesi olmuş bir şekilde, Norton’u ise Irmanın büyük babası olmuş bir şekilde çıplak olarak nehirde yüzerken izliyoruz. Aslında mutluluk saçan bir sahne olan bu final için trajedideki güzellik şeklinde açıklık getirebiliriz. Zira Irma sağır ve iki aylık ömrü kalmış. Yani bu gezinin onun son gezisi olduğunun farkında. Hatta muhtemelen amacı da Dünya’da ölmek. Norton’sa  Irma’da gördükleri sayesinde, hayatının sahteliğini acı bir şekilde fark ediyor. Yanin onun için de Irma ile Dünya’da(!) ölmek, sahte hayatına dönmekten daha cazip… İşi hayal satmak olan Norton, son hayalini Irma’ya ve kendisine satmış oluyor böylece.

Dizi ilginç gerçeklikler sunuyor izleyicisine. Ve finali izleyiciye bırakma gibi bir huyu var. İlk iki bölümde böyle oldu, ilerleyen bölümlerde de böyle böyle olacakmış, genel izlenimler bunu söylüyor. Black Mirror’la karşılaştırılmasını da pek doğru bulmuyorum aslen. Zira Black Mirror izlemesi zor bölümler sunarken Philip K. Dick’s Electric Dreams bölümleri insan-teknoloji kavramlarını içinde barındırsa da, bir naiflik içeriyor. Belki yapımın İngiltere temelli oluşundan kaynaklanıyor emin değilim ama, özellikle bu bölüm ince ince işlenmiş bir anlatım söz konusuydu. Bölüm hafif bir şekilde akıyor. İzleyiciyi zorlamıyor. Düşünmeye sevkediyor ama içselleştirmek üzerinden yapıyor bunu. Yani bölümün evreninin sundukları pek de önemli değil, önemli olan Irma ve Norton’un yaşamları ile ilgili farkettikleri şeyler… Eh bu da herkese hitap etmeyebilir. Bence iyi bir bölümdü, beğendim ama mükemmel diyebileceğim bir hikaye de değildi.

Hafize Mutlu

Bazen hayatımın kalanını sadece anime, dizi ya da film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.

Önceki Yazı

The End Of The F***ing World l İlk Bölümü İzledim Yorumluyorum

Sonraki Yazı

Demimonde: J.J. Abrams Yeni Bir Bilim Kurgu Diziyle Geri Dönüyor