Philip K. Dick’s Electric Dreams | Kill All Others – 7. Bölüm İncelemesi

Philip K. Dick’s Electric Dreams’in incelemelerine 7. bölümle devam ediyoruz. İzlediğimiz her bölümün tamamen farklı olması, bir bölüme başladığımızda neler göreceğimiz hakkında hiçbir fikir sahibi olmamak bu diziyi çekici kılmayı sürdürüyor, hem de başarılı bir şekilde.

Kill All Others bölümü de gizemli çizgiden uzaklaşıp biraz yavaş ve sade ilerlese de dizinin mesaj verme, düşündürme çizgisini bozmamış. Bozmadığı diğer çizgi ise çoğunlukla olduğu gibi yine tek bir karakter üzerinden anlatmak istediğini anlatması. Bu bölümde o karakter Philbert Noyce, bir fabrikada kalite kontrol elemanı olarak çalışıyor ki teknolojinin hüküm sürdüğü distopyada insana ihtiyaç duyulan nadir işlerden biri bu: teknolojinin ürünlerini denetlemek. Ana karakterimizi canlandıran aktörü The Last Man on Earth ve Better Call Saul’dan hatırlayabilirsiniz, dizi adını duyurmuş oyuncuları gözler önüne sürmeye bölüm bölüm devam ediyor.

İzlediğimiz distopyada bir başkanlık seçimi olacak ama sadece tek bir aday var: Vera Farmiga. Vera, Meksika-ABD-Kanada üçlüsünü Mexuscan adında bir ülkeye dönüştürmenin peşinde. Bunun için “Yes, us can!” sloganını kullanıyor ki bu Obama’nın başkanlık seçimlerindeki sloganına ve aynı adlı kitabına çok benziyor, hatta neredeyse aynısı: “Yes, we can!”

Başkan adayının televizyondaki konuşmasında söylediği “Kill All Others” cümlesinin büyük yankı uyandıracağını düşünen Philbert, sonraki gün bu olayı konuşmak için işe çok büyük bir heyecanla gider fakat bu nefret söylemini kendisinden başka duyan yoktur. Bunu neden sadece Philbert’ın duyduğunu bölüm boyunca öğrenemedik ama 25. kare, subliminal mesajlarla alakalı bir durum olduğunu tahmin ediyorum. Ayrıca insanların sürekli bir şeylerle meşgul olduğunu gördük. Kimi gereksiz işlerle, kimi tüketmekle, kimi televizyonda kaybolmakla. Böylece duyulması ve görülmesi gereken şeylerden bihaber hale geldiler ve Philbert’ın aksine “duyulması gerekeni” duymadılar. Halbuki reklam panolarında bile gözlerine sokulur derecedeydi her şey.

Görebilen, duyabilen ve karşı çıkan bir bireyin rejim karşısındaki boşa mücadelesini izledik aslında. Gerçeğe yönelik ögeler de gözümüze sokuldu. Günümüzdeki siyasal rejimler, nüfus artışı ve düşünce ayrılıkları… Rahatsız edici çünkü gerçek. Rahatsız eden diğer şeyse Philbert’ın iş arkadaşlarının tavrıydı. Biri onun suçsuz olduğuna inanırken diğeri “diğerleri” grubunda olduğundan emindi ama aslında ne o ikisi ne de diğer insanlar diğerlerinin kim olduğunu ya da neyin bir insanı diğerlerinden yaptığını bilmiyor. Aday diğerlerinin ölmesi gerektiğini söylüyorsa sadece bağnaz bir şekilde diğerlerinin ölmesi gerektiğini düşünüyorlar.

Ayrıca ilginç olan bir diğer nokta da dizinin tüketmeye dikkat çekmesi. Bunu reklamlarla yapıyorlar. İnsanlar ürünleri aldıkça o ürünün reklamındaki erkek veya kadın evlere hologram olarak geliyor, ürün daha çok alınırsa her seferinde bu hologram daha ilgi çekici hal alıyor, ne demek istediğimi anladınız. İş arkadaşlarının Philbert’ın hiçbir şey satın almadığından hayatının aşırı monoton olduğunu söylemesi de tüketime itmeye bir örnek. İhtiyacı yok, niye alsın ki? Karısı da Philbert’ın peynir aldığını farkedince endişeleniyor ama reklamlar için değil, Philbert bir şey satın aldığı için. Philbert bir şey satın almamasıyla diğer insanlardan ayrılıyor, belki de bu yüzden duyulması gerekeni duyan sadece oydu. Bu çok aşırı gelebilir ama tüketilebilecek her şey hükümete bağlı olduğu için imkansız da değil.

Sonunda Philbert’ın bir isyancı yani diğerlerinden olarak asıldığını gördük. Düşünmeden edemiyorum, acaba bir gün gerçek dünya da bu noktaya gelecek mi? Yoksa çoktan oraya doğru yelken açmaya başladık mı? Öncekilerde de olduğu gibi yine düşündüren ve sorular sordurtan bir bölüm sonu oldu.

Salih Çiftçi

Çizgi roman, dizi, basketbol, oyun.

Önceki Yazı

Michael C. Hall’ın Yeni Dizisi Safe’ten İlk Görsel Geldi

Sonraki Yazı

Jet Sosyete | İlk Bölümü İzledim Yorumluyorum