Philip K. Dick’s Electric Dreams | The Commuter – 3. Bölüm İncelemesi

Philip K. Dick’in kısa hikayelerinden uyarlanan dizinin 1. ve 2. bölümlerini daha önce incelemiştik. Şimdi de The Commuter isimli 3. bölüm incelemesi ile karşınızdayız ve söylemeliyim ki dizi her bölüm daha da iyiye gidiyor!

Başlarken söylemem gereken ilk şey, bu bölümün ilk iki bölüme göre fikirlerden çok duygusallığa yönlendiği ve yönlendirdiği. Öncelikle ana karakterimiz Ed’den bahsedelim. Kendisi dünyanın en neşeli insanı gibi görünüyor ama aslında hiç de öyle değil. Karısının da ona dediği gibi bütün gülüşleri sahte. Acılarını ve dertlerini o sahte gülüşün arkasına saklıyor, dış dünyaya her şey yolundaymış gibi yansıtıyor. Elbette her şey yolunda değil, öyle olsa zaten bir bölüme konu olmazdı değil mi?

Ed’in hayatındaki her şeyin yolunda olmamasının sebebi şiddete eğilimi olan oğlu. Okul arkadaşlarına hatta annesine karşı bile kendini kontrol edemeden şiddet gösteren bir çocuk. Öyle ki Ed  karısıyla konuştuğu bir sahnede kendi oğlundan korktuğunu söylüyor. Bunu eşine ve oğluna belli etmese de ve ne kadar korkunç olsa da oğlunun olmadığı bir hayatı düşünüyor. Her ebeveyn çocuk büyütürken zorluklar yaşar tabii ve bir anlığına da olsa o sorunları unutup birkaç dakikasını rahat geçirmek ister. Peki ya o birkaç dakika unutmak için değil de o sorunu silmek için kullanılabilse? İşte bölüm tam da bunu anlatıyor. Var olmayan bir şehir düşünün ama neredeyse var olmayan bir şehir.

Ed bir tren istasyonunda çalışıyor. Zaten sadece evi ve işi olan bir adam kendisi. Bir gün çalıştığı sırada bir kadın gelip Macon Heights’a bilet ister ama böyle bir yer ne sistemde ne de haritada yoktur. Bunu kadına söyleyeceği sırada kadın ortalıktan kaybolur. Sonrasında yine gelir ve aynı şeyi ister, Macon Heights’ın seferin 28. dakikasında olduğunu söyler ve yine kaybolur. Ed de işini bırakıp bir trene biner ve 28. dakikada kapıyı açıp birkaç kişiyle beraber trenden atlar. Şehir gerçektir, neredeyse var olmayan o şehir vardır. Burada geçirdiği zamandan çok zevk alır, Macon Heigts’ta her şey güzeldir. İstasyona gelen kadınla karşılaşıp konuştuğu zaman kadının ona söylediği şey aslında hikayenin odak noktası:

Bu gizli şehre ilk gidişinin dönüşünde sorunlu oğlu evde olmayacaktır. Zamanında eşiyle çok istedikleri oğulları hiç var olmamıştır. Bu Ed’in yüzüne tokat gibi çarpar. O oğlunun yok olmasını asla istememiştir, sadece düşünmüştür. Öyle ki oğlunu özlemeye bile başlar. Birlikte geçirdiği güzel zamanları kasetlerden izler. Bunun bir hata olduğunu düşünüp Macon Heights’a yeniden gider, bu kez oğlunu getirmek için ama giderken bile kafasında hala şüphe vardır.  Varlığının zor ve stresli olduğunu bile bile oğlunu geri getirmeli midir? Bu kez şehirde herkesin sorunu vardır. Kimisinin akciğer kanseri, kimisinin ölüm döşeğindeki çocuğu, kimisinin parcalanmış yüzü… Herkes sorunlarını burada, olmayan gerçeklikte, Macon Heights distopyasında çözmeye çalışır. “Hayatın sorunlarına verilen cevap, gerçekliği yaşamayı bırakmak mıdır?” Yine en başta bilet talep eden kadınla derin konuşmalar yaparlar ve  Ed, çocuğunu geri istediğini söyler. Onu gerçekten geri istiyor mu yoksa bunu suçluluk duygusuyla mı söylüyor emin olamadım çünkü buraya gelirken bile aklında şüpheler vardı. Yine de eve gittiğinde oğlu Sam orada olacaktır ve Ed’in ilk kez sahte olmayan bir gülüşünü göreceğiz. Bu sahne beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Eve geldiğinde oğlunun yine şiddet krizi geçirip annesini öldüreceğini beklemiştim. Böylece olay çok daha dramatikleşirdi ama ne diyeyim, Philip K. Dick bey bu fırsatı kaçırmış.

Bu izlediklerimiz tabii ki gerçek değil. Ed’in kafasında olan şeyler hatta bir uyuşturucu etkisiyle bile olabilir, bölüm bununla ilgili net bir şey vermedi maalesef. İş arkadaşı ve eşiyle yaptığı konuşmalar da tamamen kafasında gerçekleşiyor. Tabii bölümde kaset olarak gösterilen şeyler de aslında anılardır ve Ed’in onları hatırlamasını izleriz.

Dizinin vermek istediği mesaj tam olarak gerçekleri kabul etmemiz gerektiği. Bence bu mesajı çok güzel bir yolla ve ustalıkla vermişler. İlk üç bölümde en çok beğendiğim bölüm oldu. Gerçeklerle yüzleşmek elbette çok zor olacaktır ama Ed için sevgi bütün zorlukların önüne geçer. Peki herkes için mi? Tabii ki hayır. Herkes gerçeklerle yüzleşecek kadar güçlü değil, bölüm sonunda gördüğümüz adam gibi:

Salih Çiftçi

Çizgi roman, dizi, basketbol, oyun.

Önceki Yazı

Demimonde: J.J. Abrams Yeni Bir Bilim Kurgu Diziyle Geri Dönüyor

Sonraki Yazı

Supernatural 13. Sezon 12. Bölüm | Little Little Into The Middle