Yağmur Mamati | Türkiye’de İyi Bilim Kurgu Yapılamıyor

Yazarlarımızla yaptığımız sohbetlerimizin sonuna doğru geliyoruz ve bu sefer sizlere tanıştıracağım arkadaşım Yağmur Mamati. Genç yaşına rağmen radikal kararlar vermekten çekinmeyen Yağmur, açıkçası daha öncesinde çok sohbet etme fırsatı bulamadığım bir yazarımızdı ve bu röportaj sayesinde kendisini yakından tanıdığımı düşünüyorum. Bu keyifli sohbet için kendisine bir de buradan teşekkür ederim.

Yağmur selam. bize kendinden bahseder misin?

Selam Bora. 18 yaşımdayım. İstanbul’da yaşıyorum. Liseden geçen sene mezun oldum. Fakat istediğim yerleri tutturamadığım için üniversite sınavına tekrar hazırlanmaya karar verdim ve dershaneye gidiyorum. Şu sıralar gündemimin tamamını bu kaplıyor diyebilirim.

Zor bir süreç. Ne okumak istiyorsun?

Aslında bu sene fikrim değişti ama geçen sene aklımda hep psikoloji vardı. Bu sene uzun istişareler ve düşünceler sonucu hukukta karar kıldım.

Bu fikir değişikliğinin sebebi nedir?

Birçok sebebi var. Önceden psikoloji okumayı isteme nedenim yurt dışı imkanının hukuka göre çok daha fazla olmasıydı. Sonuçta hukuk okursam Türkiye hukukunu öğreneceğim ve yurt dışında bir geçerliliği olmayacak. Fakat bu sene şunun farkına vardım; maalesef psikoloji okusam da yurt dışına gitmek bizim için hiç kolay değil. Bu yüzden yurt dışı düşüncesini bir kenara koydum ve aslında içten içe hukukun hep daha ilgi duyduğum bir alan olduğunu fark ettim. Ayrıca Türkiye’de çok daha rahat edebileceğim bir alan.

Hukuk bitirdikten sonra avukatlık yapmayı mı planlıyorsun, yoksa hakimlik, savcılık gibi başka hedeflerin mi var?

Şu an bunları konuşmak için çok erken. Sonuçta hayatın ne getireceğini bilemem, hatta daha kazanmış da değilim ama ben hep şöyle düşündüm; hukuktan mezun olunca ciddi bir donanım kazanacağım. Tabii ki avukatlık kolumda altın bir bilezik olacak fakat bu donanımı kullanarak başka alanlarda çalışmayı avukat ya da savcı olmaya yeğlerim. Sivil toplum kuruluşları ya da başka yerler. Tabii ki hayatın bu kadar toz pembe olmadığının farkındayım ve karşıma ne çıkacak bilmiyorum. Hatta hukuk kazanacağımın hiçbir garantisi yokken bunları konuşmak bile beni geriyor. Sınavdan sonra bu röportajı okurken umarım hayal kırıklığına uğramam.

Biz sana güveniyoruz. Kaldı ki hiçbir sınavın güvenilir olmadığı bir ortamda sınava giriyorsunuz. Umarım her şey istediğin gibi gider.

Yağmur, genelde insanlara isminin anlamı sorulur ama sana soyisminin anlamını soracağım. Nereden geliyor Mamati?

Aslında anlamını bilmiyorum. Uzun bir süre “hayat-memat meselesi”ndeki ‘memat‘tan geldiğini düşündük. Yani ölümle alakalı bir şey. Fakat birgün haritada “Mamati” diye bir köy bulduk. Gürcistan’da bir köy. Babanemler Rizeli, yani oraya çok yakın. Oradan geldiğini sadece tahmin ediyoruz. Kesin bir şey yok tabii ama ‘memat‘la alakası olmadığı kesin.

Eh, soyağacı sorgulaması yaptırmadın mı?

Yaptırdım. Hepsi Rize gösteriyor ama soyağacı sorgulaması o kadar da eskiye gitmiyor ki. Sonuçta hepimiz bir yerlerden geldik. Bizim soyadı da oradan geliyor olabilir. Belki de sadece adını almışız, oradan gelmemişizdir ya da bir rastlantıdır.Dediğim gibi sadece tahmin ediyoruz.

Eskiye gitmemesi konusunda haklısın. Ben de yaptım ama zaten bildiğimizden ötesi yok.

Gelelim senin dizihaber ailesine katılma hikayene. Nasıl dahil oldun ailemize?

Yine sınav konusuna gelerek insanları sıkacağım ama yapacak bir şeyim yok. Sınava tekrar hazırlanmaya karar verdiğim gün kendimi çok boş hissettim. Tüm emeklerim çöpe gitmiş gibiydi ve sınavla geçirilecek bir senenin daha beni ne kadar geri çekeceğini düşünüyordum. Bu yüzden boş oturmayıp bir şeyler üretmek istedim. Yabancı dizi, film izlemekten ve onlar hakkında tartışmaktan çok keyif alıyordum. Zaten hep istediğim bir şeydi ama o gün ayrı bir gaza geldim ve Google’da yabancı dizi sitelerine göz atmaya başladım. Birdizihaber’i daha önce duymamıştım ama tesadüfen sitenin yazar alımı açıklaması karşıma çıktı. Orada istenenleri yerine getirdim. Bir süre umutla bekledim, bu süreçte siteyi takip etmeye başladım fakat yazar alımı açıklamasının tarihine baktığımda yazının birkaç sene öncesine ait olduğunu farkettim. Böylece olmayacağına kanaat getirdim ve tamamen aklımdan çıkardım. Hiç beklemezken Kamil’den geri dönüş aldım ve işte buradayım.

Birkaç sene önceki ilana başvuru yaptın ve biz de sende o ışığı görmüş olacağız ki havada kapmışız resmen.

Sınava döndük madem sorayım; İlk sene yaşadığın stresle bu seneki arasında nasıl farklar var?

Tabii ki yaşanan stres daha da artıyor. Sonuçta başta aileniz olmak üzere herkesin sizden beklentisi iki katına çıkıyor. Bu sefer bahane de üretemiyorsunuz ama bunun yanında bu sene ne yaptığımı daha iyi biliyorum. Bir kere üzerimde okul yükü yok. Bizim sistemimizde sınavın sizden beklediğiyle okulun verdiği o kadar başka ki okul yardımcı olacağına köstek oluyor. Sadece daha çok yorulmanıza ve zamanınızı harcamanıza neden oluyor. Bu sene sabahın köründe gitmek zorunda olduğum ve zamanımın çoğunu alan bir okulum olmadığı için çalışmalarımı daha rahat ayarlıyorum ve çok daha az yoruluyorum. Ayrıca kendime baya zaman ayırabiliyorum.

Kendine ayırdığın zamanlarda neler yapıyorsun?

Haftada bir gün tatilim var. O gün genelde arkadaşlarımlayım. Diğer zamanlarda tahmin edebileceğin gibi dizi film izliyorum.

Neler izliyorsun?

Şu ara “Altered Carbon” izliyorum ama henüz bitiremedim. Distopya meraklısı biri olarak dizi benim için çekilmiş gibi. Bunun dışında birkaç senedir Türk dizisi izlemeyen ben, “Ulan İstanbul”a önyargıyla göz atıp inanılmaz bir hızla bitirdim. Hala açıp açıp şarkılarını dinleme evresindeyim. O kadar eğlenceli ki insanın tüm sinirini, stresini alıyor. Keşke final bölümü yapabilseymiş.

Erkan Kolçak Köstendil’in tanındığı ilk dizi “Ulan İstanbul”. Seni etkileyen şey ne oldu bu dizide?

Bir kere dizi gerçekten komik. Böyle yorgun bir günün ardından sizi neşelendirmek için yapılmış resmen. Bunun dışında başka dizilerin söylemeye cesaret edemediği şeyleri söyleyebiliyor. Toplumsal meselelere değinmekten çekinmiyor. Hatta internetten yayınlanmaya başlayan bölümleri izledin mi bilmiyorum ama orada bu durum iki katına çıkıyor. Erkan Kolçak Köstendil, bana kalırsa son birkaç yılın en iyi Türk oyuncularından. Şarkılar desen harika. Espriler, ortalama türk komedi dizilerinin esprilerinin çok üstünde bana kalırsa.

Evet, özellikle internete geçişiyle dizi espriler konusunda evrilmişti ama maalesef kısa sürdü macerası.

Türk dizilerinden daha önce izlediğin ve seni etkilemiş başka yapımlar var mı?

İlk sıraya “Elveda Rumeli”yi koyarım. “Yalan Dünya” ve “Avrupa Yakası”nı izlemeyen yoktur sanırım. Bir de “Hatırla Sevgili”yi severek izlediğimi hatırlıyorum.

Bu diziler içinde kendine en yakın bulduğun karakter hangisi oldu peki? Tabii bu yakınlığın sebeplerini de öğrenmek isteriz.

Hepsinde çok başarılı karakterler var fakat yakın bulmak denmese de Burhan Altıntop türk dizi tarihinin en iyi tiplemelerinden biri bence. Aslında “Avrupa Yakası”ndaki çoğu karakter için bunu söyleyebiliriz ama Burhan Altıntop’un çoğumuzda farklı bir yeri olduğuna eminim.

Dizilere biraz ara verelim ve sana gelelim. Nasıl bir insansın? Artılarınla, eksilerinle kendini anlatsana.

İlk başta insanlar pek konuşmadığımı söylerler fakat alışınca da susturamazsınız beni. Önceden yeni bir ortama girince adapte olmakta çok zorlanırdım. Zaman geçtikçe bu sorunumu yendim. Artık insanlarla iletişimimde ilk adımı daha rahat atıyorum. Eksilerimden biri, sıkıntılarımı genelde içime atarım bu yüzden patlayınca tam patlarım. İyi bir dinleyiciyimdir ve iyi sır tutarım. İnsanların hikayelerini dinlemek her zaman hoşuma gider. Sabırlı bir insanım olduğumu düşünüyorum ama tabii ki herkesin bir patlama noktası vardır.

Senin patlaman nasıl olur? Bağırıp çağırıp konuyu çözmeye çalışanlardan mısın, yoksa tüm ipleri bir anda koparanlardan mı?

Tüm ipleri bir anda koparamam, ne kadar patlarsam patlayayım yine de dizginleri elimde tutabiliyorum. Bir anda parlasam bile sakinleşmem uzun sürmüyor.

Bu çok güzel bir şey değil mi? Hızlı rahatlıyorsun demektir.

Kesinlikle. O konuda bir sıkıntım yok.

Karşındaki sen böyle sinirliyken bir anda sakinleşince korkmuyor mu peki? Ben olsam beni öldüreceğini ve bunun planını yaptığını düşünürüm.

Şu ana kadar samimi olmadığım bir insanla o kadar büyük bir tartışmaya girdiğim olmadı. Samimi olduklarım da beni biliyor zaten. Az çok hareketlerimi tahmin edebiliyorlar.

18 yaşında genç bir birey olarak ne gibi hayallerin var meslek seçimin dışında?

Aslında içimde hep sinemayla ilgili bir şeyler yapmak vardı. Tabii, Türkiye şartlarında bu tarz bölümler okumak çok riskli. Ana mesleğim olmasa da kamera arkasına bir yerden bir şekilde dahil olmak çok isterim.

Genelde bu yaşlarda kamera önü hayal edilir. Senin hayalin tam tersi. Nereden geliyor bu merak?

Her zaman film ve dizilerin asıl kahramanlarının oyunculardan çok kamera arkasındaki çalışanlar olduğunu düşünmüşümdür. Özellikle de yazarlar. Tabii ki oyuncu da çok önemli ama malzeme güzel olmadıktan sonra oyuncu ne yapsın? Küçüklüğümden beri film ve dizilerle haşır neşir olduğum için bir şekilde yapım aşamasına dahil olmaya merakım olmuştur.

Aile yaşantından bahsetmek istiyorum biraz. Tek çocuk musun mesela?

Hayır. Bir tane ağabeyim var.

Nasıl bir ilişkiniz var ağabeyinle?

Klasik ağabey-kardeş ilişkisi. Bazen çok iyi anlaşıyoruz, bazen de birbirimizi boğazlayacak noktaya geliyoruz. Bir bakıyorsun ağzımıza geleni söylemişiz ama beş dakika sonra her şey normale dönmüş.

En çok hangi konuda tartışıyorsunuz?

Belli bir konu yok. Hiç olmayacak şeylerden bile tartışabiliyoruz. Sürekli dip dibe olunca tahammül süremiz daha da azalıyor. Mesela birkaç aydır yoktu. 15-20 günlüğüne ziyarete geldi bu süreçte bir kere bile kavga etmedik. Hatta çok iyi anlaştık. İşin çözümü biraz uzak kalmakta. (Gülüyor.)

Kaç yaş var aranızda?

Altı.

Ooo! O tabii aradaki yaş farkının getirdiği özgüvenle sana doğruyu yanlışı anlatmaya çalışıyor, eh sen de bu yaşlarda pek bunlara gelemezsin. Sonrası kavga kıyamet. Doğru mu?

Aynen o dediğinden. İkimiz de en haklının kendimiz olduğunu düşünüyoruz.

Yağmur’un sevgili ağabeyi, iki kız kardeş sahibi biri olarak seni o kadar iyi anlıyorum ki…

Müzik ve edebiyatla aran nasıl?

Bir kitap kurdu sayılmam ama kitap okumayı severim. Tam bir distopya meraklısıyım. Bunun yanında biyografik ya da tarihi gerçekliği olan kitapları da çok severim.

Müziğe gelirsek, sekiz yaşında piyano çalmaya başladım. Bir beş sene kadar devam ettim ve maalesef soğudum. Her türde müzik dinlemekle beraber ilk sıraya alternatif rock’ı koyarım.

Piyanodan sonra alternatif rock fazla keskin bir dönüş değil mi? Bu kadar mı soğudun?

Aslında değil. Dediğim gibi her türde müzik dinlerim. Piyano çalarken de pop, rock dinlerdim. Şimdi de çok sık olmasa da klasik müzik dinlerim.

Senin yazmaya ya da piyano dışında bir müzik aletini çalmaya yeteneğin var mı?

Yeteneğim olup olmadığına ben karar veremem tabii ama piyanoyu bıraktıktan birkaç sene sonra gitara merak saldım. Bir enstrümanı çalmayı öğrenmişken diğerini öğrenmek daha kolay oluyor. Maalesef ona da artık pek vakit ayıramıyorum. Yazma konusuna gelirsek, Birdizihaber’e katılana kadar okulda yazdığım kompozisyonlar dışında yazı yazmışlığım yoktu. Yani isteyerek yazı yazmak benim için çok yeni bir şey.

Peki şimdi bir fırsatın olsa ve bir dizi kaleme alacak olsan, nasıl bir şey yazarsın?

Maalesef ülkemizde bilim kurgu ya da fantastik yapımlar çocuklar içinmiş gibi bir yargı var ve bu türde yapımlar az değil de hiç yok desek daha doğru olur. Cem Yılmaz’ın GORA evrenini ele almazsak -ki zaten dizilerden konuşuyoruz- benim yaş grubumdaki insanlara “İzlediğin en iyi Türk fantastik yapım ne?” diye sorsanız muhtemelen “Sihirli Annem” der. Yani bu ülkenin ciddi yapılmış bir bilim kurgu ya da fantastik diziye ihtiyacı var. Bu boşluğu doldurmak çok isterdim.

Nasıl bir evren yaratırdın mesela?

Fantastikten çok bilim kurguya daha yakın bir evren yaratmak isterdim. Kendi içinde tutarlı kuralları olan ama bize yabancı olmayacak. Genelde Türkiye’de bu tür şeyler yapıldığında bizim yaşayış tarzımıza ve kültürümüze çok uzak şeyler çıkıyor. Bu yüzden hiç gerçekçi olmuyor. Mesela şu an bir internet dizisi var; “Hile“. Sitede onunla ilgili bir yorumluyorum yazım var. O bence çok başarılı bir adım fakat, oyuncuların hal ve hareketleri, dizinin ortamı bize çok yabancı. Diziyi ne kadar başarılı bulsam da yabancı bir diziye dublaj yapılmış gibi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Türk işi bilim kurgu dizisi nasıl olmalı sence?

Mesela, karakterlerin diyalogları bizim günlük kullandığımız dilde olsa bile çok şey değişir. Ya da mekanlar aşırı Amerikan tarzı değil de daha aşina olduğumuz tarzda olsa… Yine “Hile”den örnek vereceğim çünkü başka örnek yok. Orada polis karakterler var fakat aralarında FBI ajanıymışcasına diyaloglar kuruyorlar. Bu da diziyi çok daha az gerçekçi yapıyor.

Abartılar seni yapımlardan soğutuyor yani doğru mu?

Kesinlikle. Bilim kurgu da olsa, fantastik de olsa gerçekçi olmalı bence.

Bugüne kadar izlediğin en iyi bilim kurgu dizisi hangisiydi peki?

Bu soru çok ciddi düşünmeyi gerektiriyor ama ilk önce aklıma “Black Mirror” geliyor.

“Black Mirror” gerçekten çok tuhaf bir yapım değil mi? Her bölümünde belki de asla göremeyeceğimiz teknolojiler karşısında “Acaba ben olsam ne yapardım?” diye soruyor insan kendisine. Olmayacak bir şeyi gerçekten mümkün gibi göstermek konusunda çok başarılılar.

Kesinlikle. Özellikle ilk sezonu. Böyle, üstünde ağırlığını hissediyorsun. Aşırı rahatsız oluyorsun.

Favori bölümün hangisi?

İlk sezon, ikinci bölüm diyebilirim. Hani bisiklet çevirerek puan kazanıyorlar falan. Zaten ilk bölümden dizi vuruşunu yapmıştı. İkinci bölümde daha önce izlediklerimden çok farklı bir şey izlediğimin farkına varmıştım.

Ne yaparsan yap, sistemin çarkına yenik düşeceksin gibi bir mesajı vardı bölümün. Ben de çok severim o bölümü.

Yağmur bu güzel sohbetin için çok teşekkür ederim. Okurlarımıza iletmek istediğin bir mesajın var mı?

Asıl ben çok teşekkür ederim. Bizi takip etmeye devam etsinler.

Bora Yıldırım

1986 yılında İstanbul'da doğdum. 2008 yılından beri Bodrum'da yaşıyorum. Gezmeyi ve kitap okumayı severim. Çok konuşur, çok gülerim. Vakit buldukça yazarlığa kabul edilme sebebim olan yerli dizileri izlemeye çalışıyorum. Yabancı dizileri izledikçe yerli dizilerin geldiği noktaya üzülsem de bir gün eskisi gibi tadı ağızda kalan dizilerin televizyonlarda daha çok yer bulacağına inanıyorum.

Önceki Yazı

Waco | Tekke ve Zaviyeler of America

Sonraki Yazı

The Magicians, 4. sezon onayı aldı!