Bu senenin sabırsızlıkla beklediğim dizilerinden biriydi Lost in Space. Dizi 1965 yılında yayınlanan ve üç sezon süren, aynı isimli bilim kurgu dizisinden esinlenmekte. O yıllarda büyük yankı uyandıran Lost in Space’in ilk sezonu siyah beyaz, ikinci ve üçüncü sezonları renkli çekilmiş. Adına çizgi roman, roman ve çizgi film yapılan dizi, 1998’de de yine aynı isimle beyaz perdeye uyarlanmış. Şu sıralar dizi dünyasının krallık tahtında oturan Netflix,  Legendary Television, Synthesis Entertainment ve Applebox yapımcılığında Lost in Space’i günümüzde dizi dünyasına kazandırdı. 13 Nisan’da yani çıkar çıkmaz büyük heyecanla izlediğim ilk bölümden sonra hemen klavyenin başına geçmek hiç de zor olmadı. İşte edindiğim bilgilerle ilk bölüme dair yorumlarım;

Kimler Oynuyor

Açıkçası Lost in Space geniş bir oyuncu kadrosuna sahip değil. Ama gözünüze tanıdık gelecek gayet kaliteli isimlerden oluşuyor. Gizem faktörü dizide çok önemli bir yere sahip olduğu için karakterlerden mümkün olduğu kadar yüzeysel bahsedeceğim. Keşif komutanı ve her yönüyle güçlü bir baba John Robinson (Toby Stephens), cesareti ve zekası bölümler ilerledikçe daha da netleşen havacılık mühendisi bir anne Maureen Robinson (Molly Parker), birbirlerini çok sevdikleri ve yaşadıkları sıkıntılarla erken olgunlaşmak zorunda kalan Robinson’ların çocukları; Judy Robinson (Taylor Russell), Penny Robinson (Mina Sundwall), Will Robinson (Maxwell Jenkins). Gerçek kimliğini ilk bölümden göremeyeceğiniz için burada yazmamın doğru olmayacağı, hayatta kalmak için ölüme terk ettiği adamın ismi Dr. Smith’i çalan gayet tehlikeli bir kadın (Parker Posey) ve ilk bölümden kişiliğini bilmediğimiz bir tekniker Don West (Ignacio Serricchio). Ana kadronun dışında bir bu kadar daha yardımcı oyuncunu yer aldığı Lost in Space’in senarist koltuğunda 1965’teki ilk serinin de senaristi olan Irwin Allen’ın yanı sıra Power Rangers, Mısır’ın Tanrıları, Son Cadı Avcısı, Dracula: Başlangıç filmlerinde birlikte çalışan Matt Sazama ve Burk Sharpless bulunuyor.

Konusu Neymiş

Lost in Space, ilk bölümün ilerleyen sahnelerinde anlaşılacağı gibi insanlığın belki de şu sıralar en büyük yok oluş komplo teorisine dayanıyor. Henüz tam olarak anlaşılmayan bir nedenden dolayı Dünya’ya çarpan bir nesne yaşamı tehdit etmektedir. Bu yüzden insanoğlu artık yeni yerler keşfetmek zorundadır. 2046 yılında bazı seçilmiş aileler belirlenen yerlerde öncü koloniler kurma amacıyla Jupiter adı verilen bir uzay gemisi grubuna yerleştirilir. Bu uzay gemisi grubu tek bir büyük gemiye bağlı şekilde ilerlerken, sebebini bölümde öğreneceğiniz bir nedenden dolayı kaza geçirir ve Jupiter grubu dağılır. Robinson’ları taşıyan Jupiter 2 gemisi, onların daha önce bilmediği bir gezegene düşer. Bu gezegende yaşam şartları o kadar zordur ki tek moral yükselten şey havanın solunabilir olmasıdır. Fakat görünen o ki Robinson’ların tek dertleri zorlu yaşam şartları olmayacaktır.

Ne Umdum Ne Buldum

İtiraf etmem gerekirse Lost in Space’in Netflix tarafından tekrar uyarlanacağını duymadan önce dizinin 1965 yılında çekilen orijinal serisinden haberim yoktu. Bu yüzden dizi henüz başlamadan hakkında biraz araştırma yapayım dedim. Adeta kazıdıkça derinleşen bilgi yığınıyla beraber bir kült seriyle karşılaştım. Çizgi romanlar, romanlar, çizgi filmler… Hatta 1998 yılındaki filmini de o zaman öğrendim. Tabi bütün bunlar bende büyük bir beklenti yarattı. Bir yandan 60’larla şimdiki arasındaki teknoloji farkını düşündükçe ümitlenirken öte yandan bu harika konusuyla kült olmuş yapımın gereken seviyeye ulaşamayacağını düşünüp geriliyordum. Ama tabi ki gerek Netflix ismi gerek Black Sails’ten Toby Stephens ve House of Cards’tan Molly Parker beklentimin karşılanacağı konusunda güven veriyordu. Nitekim Lost in Space’in beklentimi, umduğumdan daha fazla karşıladığını söylemem gerek. Uzun yıllardır bir sonraki bölümünü merakla beklediğim bir aile macerasıyla karşılaşmamıştım. Bölüm bir saat civarı olmasına rağmen nasıl geçtiğini anlamayacağınız üzerine bahse girerim. Üstelik ilk bölümdeki heyecanın ilerleyen bölümlerde artarak devam edeceğini müjdeleyebilirim. Görsel efektler içinse hem Netflix’i hem de diğer yapım şirketlerini tebrik etmek gerek. Doğrusu her yönüyle bu harika konuya yakışan bir diziyle karşılaştım.

Sosyal Medya Bu Dizi İçin Ne Diyor

Lost in Space genel anlamda beğenilmiş. Zevkler ve renkler tartışılmaz. Beğenene de beğenmeyene de her zaman saygı duymak gerekir. Ama bazı yorumlar var ki gerçekten diziden ne beklediklerini hayal etmek son derece güç. Mesela “çocuk işi” diye eleştirenler olmuş türünde aile geçen bir yapımdan haberi var mıdır bilemiyorum ya da “köylü işi, izlemeyin” ile ne anlatılmak isteniyor çözemedim. Ki bana göre efektler sağlam, konu harika, oyunculuklar başarılı. Elbette her dizide eksiklikler bulunabilir. Buna itirazım yok ama bayağılıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir yapımı aşağılamak izleyiciyi yanlış yönlendirmekten başka bir işe yaramaz.

Kimler Bunu  İzlemeli

Lost in Space, ailece izleyebileceğiniz, bol bol kan ve cinsellik barındırmayan bir heyecan fırtınası. Her bölümden sonra bir sonrakini izlemek için bahaneler yaratacağınız türden bir heyecandan bahsediyorum. Örnek vermem gerekirse önce beyaz perdeden başlayabilirim. Benim jenerasyonum için E.T. (E.T. the Extra-Terrestrial) bambaşka bir yerdedir. Bundan 36 yıl önceye ait sevgi dolu müthiş bir maceradır. Dizilerden örnek vermem gerekirse, farklı konulara sahip olsalar da bir efsane olan Firefly’la da benzer tatlar aldığımı söyleyebilirim.

Ben Beğendim Çünkü

Şöyle bir düşününce gerilim dolu bir macera izlemeyeli o kadar olmuş ki. Tehlikeli olsa da ailece izlenebilecek, eğlence ve heyecan dolu bir macera tam bana göre. Bu yüzden mantık hataları, eksiklikler varsa da çok dikkatimi çekmedi. Ayrıca bütün oyuncuların sırıtmayan performansları ve başarılı görsel efektlerde benim için işin cabası. Diziyi bitirmediğim için sonunu bilmiyorum. Umarım sezon sonunda bu gezegenden kurtulup, farklı maceralarla daha uzun yıllar karşımıza çıkarlar.