Yeni sezonlarını sabırsızlıkla beklediğimiz diziler bir bir başlarken dizi dünyasında daha başlamadan büyük ilgi uyandıran yeni dizilere de bahar ayları içerisinde kavuşmaya başladık. Bu yeni dizilerden biri de kuşkusuz The Terror. Dan Simmons’ın 2007 tarihli aynı isimli çok satan romanından esinlenen yapım, bir gün arayla art arda yayınlanan iki bölümüyle 25 Mart’ta AMC ekranlarında izleyiciyle tanıştı. İlk bölümünü hemen izlememe rağmen başka bir yazı hazırladığım için hakkında bir yorumluyorum yazmam biraz gecikti. İşte edindiğim bilgilerle The Terror hakkındaki ilk bölüm yorumlarım;

Kimler Oynuyor

Başarılı olan yabancı dizilerin olmazsa olmazlardan biri kaliteli kadro, The Terror’ün de güçlü özelliklerinden. Gerek ana gerek yardımcı oyuncuların performansları dikkat çekici. Dizi özellikle yardımcı oyuncuların sayesinde oldukça geniş bir kadroyla izleyicinin karşısına çıkıyor. Yalnız bu sefer bölümler ilerledikçe kadronun azalacağı fikrindeyim. Neden diye sorarsanız “Konusu Neymiş” bölümünde cevabınızı bulacağınızı düşünüyorum. Ayrıca isimlere geçmeden önce şunu da belirtmek istiyorum. Normalde bu kısımda isimlerle birlikte, spoiler vermeden karakter analizi de yapmaya çalışırdım ama The Terror için bunu yapmak pek de sağlıklı olmaz. Sebebi konuyu anlatırken daha iyi anlaşılacaktır ama şöyle bir üstünden geçmek gerekirse, çok büyük sıkıntı içerisindeki bir topluluktan bahsediyoruz. Ve her geçen bölüm sıkıntıları artacak. Kişilikleri değişecek ya da gerçekte nasıl biri oldukları daha iyi anlaşılacak. Bu yüzden sadece oyuncu ve karakter isimlerini vermenin daha doğru olacağına inanıyorum. The Terror’de tanıdık isimlerden oluşan ana oyuncular şöyle, Kaptan (Jared Harris) Francis Crozier, (Tobias Menzies) Komutan James Fitzjames, (Paul Ready) Doktor Henry Goodsir, (Adam Nagaitis) Cornelius Hickey, (Ian Hart) Thomas Blankly, (Nive Nielsen) Lady Silence, (Ciarán Hinds) Kaptan Sir John Franklin. Dizide flashbacklerle karakterlerin geçmişleri de anlatıldığı için yardımcı karakterler oldukça fazla. The Terror’ün senarist koltuğundaysa, pek bilinmeyen bir isim,  David Kajganich bulunuyor. Unutmadan yapımcıları arasında ünlü yönetmen Ridley Scott’un da yer aldığını belirteyim.

Konusu Neymiş

The Terror’ün konusu yaşanmış trajik bir hikayeye dayanıyor. 1845 yılında Sir John Franklin komutasında Arktik’i geçmeye çalışırken kaybolan kraliyet donanmasına ait HMS (Her Majesty’s Ship) Erabus ve HMS Terror isimli iki araştırma gemisinin mürettebatının inanılmaz yaşam mücadelesi konu ediliyor. Dizinin başlarında sizlerin de fark edeceği gibi mürettebatın üst kısmı bu görevin çok tehlikeli olduğunun farkındadırlar. Ama bu tehlikeyi gerçekten ciddiye alan tek isim Kaptan Francis Crozier’dir. Özellikle gemilerin komutasındaki Kaptan Sir John Franklin çok tecrübeli olmasına rağmen sanki bu görev çocuk oyuncağıymış gibi davranır. Hatta Crozier’ın uyarılarını, onunla olan geçmişini ve egosunu ön planda tutarak hafife alır. Gemilerin etrafını sonsuz beyazlık sarmaya başlayınca, tehlikenin boyutları kafalarına yavaşça dank etmeye başlar fakat iş işten geçmiştir. Erzak sıkıntısı, dondurucu soğuk tüm mürettebatı kara kara düşündürmektedir. Ama kalın buz tabakalarının arasında onları bekleyen başka bir tehlike daha olduğunu geç olmadan öğreneceklerdir.

Ne Umdum Ne Buldum

The Terror, gerek oyuncu ve yapımcı kadrosundan gerek hikayesinden gerekse de AMC imzasını taşımasından dolayı heyecanla beklediğim bir diziydi. Açıkçası beklentim çok yüksekti. Dolayısıyla ilk bölüm tamamıyla hikayeye giriş özelliği taşıdığı için daha çok oyuncu performanslarına dikkat ettim. Bu çerçeveden baktığımda benim için oldukça tatmin edici bir bölümdü. Dizi, tür olarak drama ve korku olarak geçiyor. İlk bölümde müthiş bir dramayla karşılaşacağımız konusunda yeterince emare alıyoruz zaten. Hikayenin gidişatını da hesaba katınca bu konuda beklentinin karşılanacağına eminim. Fakat ben bir korkudan ziyade gerilim dizisi demenin daha doğru olacağı fikrindeyim. Elbette bu tespitim kişisel olarak algılanabilir. Dizi dünyası öyle bir yere geldi ki bol kanlı sahnelerden bırakın korkmayı bu sahneler artık dikkatimi bile çekmiyor. Umarım bu sıkıntı toplumsal değil de bireyseldir.

Sosyal Medya Bu Dizi İçin Ne Diyor

The Terror, herkes tarafından çok beğenilmiş. Olumsuz bir yoruma rastlamadım. Oyunculukların kalitesi ve dizinin atmosferi yorumlarda en fazla övgü alan kısımlar. Yorumlarda en dikkatimi çeken, hikayenin geçtiği mekan kısıtlı bir alan olmasına rağmen dizinin heyecanı ve gerilimi koruyabilmesi olmuş ki buna ben de katılıyorum. Ayrıca önce ilk iki bölümün sonra üç ve dördün peş peşe yayınlanması izleyicinin çok hoşuna gitmiş. (Beşinci bölümün yayın tarihi 16 Nisan olarak görünüyor. Sızdırılmış olabilir.)

Kimler Bunu İzlemeli

The Terror, yaşanmış tarihi ve trajik bir olayı bölümler ilerledikçe artan bir gerilimle sunuyor. Diziden bir an bile sıkılmayacağınızı aksine merakınızın, heyecanınızın ve hissettiğiniz gerilimin giderek artacağını düşünüyorum. Bu yüzden bana göre yabancı dizi seven herkesin mutlaka izlemesi gereken bir dizi. Dizideki harika oyuncu performansları ve muazzam atmosfer de işin cabası. İlla ki bir diziden örnek vermem gerekirse barındırdığı gizem ve gerilimle bana Lost’u, beyazlarla çevrili gizem dolu bir gerilim olduğundan dolayı da Fortitude’ı söyleyebilirim.

Ben Beğendim Çünkü

İlk olarak konusunun fazlasıyla ilgimi çektiğini söylemeliyim. Uzun zamandır beni merak içinde bırakan, bir sonraki bölümünü izlemek için sabırsızlandığım bir gizem izlememiştim. Bende hayranlık uyandıran diğer bir özellik de mürettebatın sıkıntıları arttıkça kişiliklerinde gözlenen değişim. Ki bu harika performanslarla da desteklenince ortaya muazzam bir drama çıkmış. İkinci olarak dizideki atmosferi çok beğendiğimi söylemem gerek. Tarihi bir yapımın, mekan kısıtlı olsa da görsel bir şölen ve git gide artan bir heyecan sunabilmesi bence şapka çıkarılması gereken bir durum. Ve son olarak da henüz kötü bir yapımına denk gelmediğim AMC’nin imzasını taşıması The Terror’ü takip etmem için önemli bir sebep.