Katilin “Şahsiyeti” | Bu işin de bir adabı var (mı?)

Bu ülkeden seri katil çıkar mı sorusu yıllardır bir klişe. Bunun nedeni, seri katilin Batı’daki tanımında gizli. Şöyle diyor bir metinde; seri katil, üçten fazla cinayeti, aşikâr bir nedene dayanmadan ve tahmin edilebilir belirli bir karakteristik davranış kalıbını uygulayarak işleyen kişidir. Kısaca, birbiriyle ilgisiz hatta hiç tanımadığı kişileri öldürecek, üç kişiden fazla olacak, öldürürken, öncesi ve sonrasında belirli davranışları tekrarlıyor olacak ve kendince öldürmesinin bir nedeni olacak ancak bunun kişilerle doğrudan bir ilgisi olmayabilecek. Böyle bir şeyi kim yapar peki?

Akli dengesi kesinlikle yerinde olmayan, sosyopati, psikopati, şizofreni, paranoya veya daha birçok nörolojik/psikolojik hastalıktan biri/birkaçına sahip olan ve doğru düşünemeyen bir kişi. Çocukluğunda tecavüze uğramış olabilir, şiddet içinde büyümüştür, hep suça karışmıştır. Sıradan bir insan olamaz yani. Sadece Batı’da değil, ülkemizde de seri katil denince aklımıza gelen ilk şey, katilin manyak, ruh hastası, kesinlikle toplumun genelinden uzak, psikolojik/nörolojik sorunları olan, aile ilişkilerinden çevreyle temasına kadar birçok konuda “araz” barındıran biri olduğudur. Normal bir işte çalışamaz, insanla düzgün iletişim kuramaz, suç işlemeye meyillidir. Sen ben olamayız öyle. Seri katil bizden biri değildir, olamaz.

Cinayet eğer ikili ilişkiden doğan, bir uyuşmazlık, başka bir suçun gizlenmesi, hırsızlık ve benzeri başka bir nedene bağlanan bir olaydan türemiyorsa, ülkemizdeki karşılığı çok zayıf bir suç. Bu yüzden seri katil örneklerimiz de sıradan değil. Belki de öyle olduğuna inanıyoruz. Üstelik katilin yakalandığı örneklerde de mahkeme sırasında “akli dengesizlik” savı çokça başvurulan bir cezadan kurtulma yolu. O yüzden, aklı başında ve birden fazla insanı öylesine nedenlerle öldürebilecek bir kişi, hem “bizden değil” hem de bu ülkede böyle insanlar “var olamaz.”

Aşağıda linklerini bulacağınız haberlerde, Türkiye’den seri katil örnekleri var. Her ne kadar toplumsal açıdan yapılan incelemelerde bir genelleme olarak “bu toprakların profiline uymuyor” dense de haberlerde göreceğiniz gibi Türkiye’de tanımadığı insanları kendince “öyle istediği” veya “karar verdiği” için öldüren, sıkışınca kendine “ben kurtarıcıyım, peygamberim” diyen ancak akli dengesi yerinde seri katil sayısı hiç de az değil. (Bu sayının henüz üç basamaklı hale gelmemesi bir yandan sevindiriciyken etrafımızda “yaşlıydılar zaten, bizim hakkımız olanı kullanıyorlardı, yer açtım ben” diyen birinin varlığı yeterince ürkütücü değil mi?) Bu açıdan bakıldığında, inanmak istemesek de sıradan insanın seri katile dönüşmesi durumu giderek korkutucu bir şekilde ülkemizde de gerçek oluyor.

Türkiye’den seri katil profilleri I

Türkiye’den seri katil profilleri II

Katilin Şahsiyeti, Şahsiyetin Katili

Yıllar önce ilk romanımı yazıp Türkiye’ye döndüğümde, burada da yeni bir seri katil tartışması, adli tıp uzmanımız usta “kanıtçı” Prof.Dr.Sevil Atasoy’un televizyon ekranlarında boy göstermesiyle başlamıştı. Haber linklerinde göreceğiniz birkaç örnek de tam o yıl ortaya çıkmış, olay yeri inceleme, adli tıp konusundaki ilerlememiz de teknolojiyle birlikte hızlanmıştı. Suç Dosyası ve Kanıt dizileri bu dönemin çıkardığı ürünler oldu. Romanım o tarihlerde basılmış olsaydı, kabul gören seri katil profiline uymayan bir karakter yarattığım için belki de olumsuz birçok eleştiri alırdım.

Yayın değerlendirmesi için okuyan birkaç editörden “katilin fazla nitelikli”, “hiç masum öldürmemiş”, “kişiliği gelişkin bir katil”, “hiçbir psikolojik sorunu yok gibi, çocukluk travmalarından da bahsedilmiyor” yorumları gelince basımı için çabalamaktan vazgeçmiştim. Kitaba güvenmediğimden değil, önerdikleri “değişiklikleri” kabul etmediğimden. Ne siz sorun ne ben söyleyeyim… Neyse ki aradan on yıl geçti de bu klişeden biraz uzaklaştık ve iddiamı yayma fırsatı buldum. Labirent Yayınlarının kurucusu Hüseyin Çukur, “sade, dolambaçsız ve oldukça hayatın içinden” bir hikâyeyi barındıran romanı basmayı istemişti. 2016 yılının son aylarına kısmet oldu.

Uzun yıllar polisiyeyle iç içe, iddiamın karşılığını romanlarda, dizi ve filmlerde ararken, Onur Saylak ve Hakan Günday tam da bahsettiğim seri katil profiliyle Şahsiyet dizisini çektiler. Ne de iyi ettiler! (İkilinin ses getiren filmi Daha da önerilerim arasındadır, geçerken not düşeyim.) Belki onların söylemi benimkinden çok farklıdır, bunu eleştirmek, böyle olduğunu söylemek bana düşmez. Ancak Agâh Beyoğlu karakterini, gelişimi bakımından bahsettiğim profile, seri katilim Sibel’e çok yakın buluyorum. Agâh beyin tek farkı, giderek ilerleyen Alzheimer’i ve bu, cinayet işlemesine bir neden oluşturmadığı gibi olsa olsa zamanlamayı hızlandırıyor. Agâh da Sibel de hepimiz gibi. Bizden ve normal.

Delirmeden de mümkün!

Herkesçe sevilen, herkes kadar sorunları olan, hayatı ve insanları seven, en fazla sevgisini göstermeyi yine herkes kadar becerememiş olan, “karıncayı bile incitmemişlik” çizgisinden ayrılmamış, nezaket abidesi Agâh Beyoğlu. Uzun yıllar, daha sonra öğreneceğimiz nedenlerle birini öldürmeyi, beraberinde birçok ismi de onunla birlikte öte tarafa göndermeyi ince ince düşünmüş, bir türlü başaramamış. Kimbilir, cesaret edememiş. En önemlisi de bizimki gibi toplumlarda ağır basan, adına vicdan dediğimiz histen korkmuş Agâh. Derken bir gün, ilerleyen yaşının ona mirası olan Alzheimer ile tanışınca, anlamış ki bu yükten kurtulmak da mümkün.

Eğer kendine görev edindiği bu cinayetleri hafızasını tamamen yitirmeden tamamlamayı başarabilirse, sonrasında vicdan azabı duymayacak, hiçbir şey hatırlamayacak. Bir yandan hastalıkla mücadele ederek her adımını hatırlamaya ve yakalanmamaya çalışırken, bir yandan hastalıkla birlikte yitip giden şahsiyetini her şeyden önde tutması, gösterdiği performans ve kurgu içindeki ironik göndermeleriyle Agâh karakteri Şahsiyet’i izleme keyfini doruğa çıkarıyor. Tabii Haluk Bilginer’in emeğinin hakkını teslim etmek şart.

Şahsiyet dizisi, çevrimiçi izleme platformu Puhu TV’de yayınlanıyor. Şu anda ilk 9 bölümü izleyebilirsiniz. Başrollerinde Haluk Bilginer, Cansu Dere, Metin Akdülger, Şebnem Bozoklu, Hüseyin Avni Danyal, Necip Memili, Ayhan Kavas, İbrahim Selim ve Müjde Ar gibi tanınmış birçok oyuncu var. Ayda 3 bölüm olarak planlanan dizinin, 10-11 ve 12. Bölümleriyle final yapacağı belirtiliyor. Film tadındaki kurgusu ve sinematografik çekim kalitesi ile takdir toplayan diziyi kaçırmamanızı öneriyorum. Finalden sonra bir kez daha buralarda buluşur, Agâh Beyoğlu üzerinden seri katil anatomisi tartışırız, hatta siz podcastlerimizi de takip edin çünkü Şahsiyet, Alternatif Kuşak podcast serimizin önemli başlıklarından biri.

Öldürmenin de bir adabı var

Elbette böyle denemez. Söylediklerimden de böyle bir anlam çıkarmamak lazım. Bir cana kastın kabul edilebilir bir gerekçesi ya da şekli olamaz. Ancak katledene akıl ya da şahsiyet atfetmemek de bir yanılgı olur. Ben de ilk başta belirttiğim Batılı seri katil tanımının aksini iddia edenlerdenim. Daha doğrusu illâ bir psikolojik rahatsızlık aranmaması gerektiğini, bir insanın içinde yaşadığı topluma karşı verdiği kişisel mücadelesinde yalnızlaşabileceğini ve bu yalnızlaşma ve hatta yabancılaşmanın tersine bir dönüşüme neden olabileceğini söylüyorum.

İlk romanım Yad, sıradışı bir seri katili, oldukça sıradan bir insanın seri katile dönüşümünü anlatıyordu. İddiam odur ki bir insanın seri katil olması için “akıl hastası” olması veya geçmişinde taciz, tecavüz, şiddet gibi kişisel bir travma yaşaması gerekmiyor. Özellikle bizdeki gibi bireysel ilişkileri, toplumsal ve duygusal bağları yoğun insanlar arasında, sıradan bir hayatın içinden öfkeyle çıkmak ve seri katile dönüşmek olası diyorum. Bütün bunlar başlı başına bir travma nedeni. Bireysel olanını aramamak lazım. Üstelik katil, eylemleri boyunca şahsiyetli, karakterli bir duruşu sergilemeyi de sürdürebiliyor. Tıpkı Şahsiyet’te Agâh Beyoğlu karakterinde olduğu gibi katil gerek eylemine gerek kendine saygısından, gerek şahsiyetini ısrarla koruma çabasından, kendinden ödün vermeden öldürmenin adabını koruyor. Arada plan dışı işlediği cinayetler ise kendi deyimiyle “şahsi”.

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=tWywkCcguqQ]

Elbette biz olsak böyle bir durumda ne yapardık sorusunun yanıtı size ait. Ancak öldürmek ve öldürmeyi istemek, yalnızca psikopatik ya da patolojik bir sorun değil. “Sen ben olamayız öyle” derken, insanı ve toplumu anlama, değerlendirme noktasında dikkat etmek lazım kısacası. Şahsiyet’in Agâh Beyoğlu karakteri ile Yad’ın Sibel’ini kimi yönlerden benzetmem bu yüzden. Berkay Üzüm’ün Yad ve seri katili Sibel hakkındaki şu yazısı, masumiyet karinesinden faydalanan bir katilin karakterini anlamak açısından, yazarı haricinde birinin, bir okur ve eleştirmenin gözünden güzel bir yorum:

Masumluk Karinesindeki Katil – Berkay Üzüm

 

 

Arzu Kayhan

Hayatın üçüncü sayfa polisiyesini yazıyor. Yabancılaşma temalı polisiye bir romanı var (YAD). Ayrıca çevirmen. Aslında bu bilgiler arama motorlarında zaten var. Sen Birdizihaber'den ve şuradan takip et yeter: www.sanahaber.blogspot.com

Önceki Yazı

Safe | İlk Bölümü İzledim, Yorumluyorum

Sonraki Yazı

Milyonlarca Yürek, Tek Bir Soru: Dip Neden Böyle Oldu?