Elbette hepimiz bir dönem, bir iki bölüm de olsa zengin hayatları gösteren dizileri izledik. İlla ki bir kahraman o Ferrari’den indi hop özel jete  bindi, ve bütün bunlar bazen aslında hiç niyetimiz yokken o sahnelerle karşılaşmaya,  Batman falan seyrederken çıktı karşımıza.

Trust işte  bu anlamda çok dürüst bir senaryoya sahip. En başından açık açık ilan ediyor, bu dünyanın en zengin ailesiyle ilgili bir hikaye diyor ve ekliyor “izleyecekleriniz gerçek bir öyküye dayanmaktadır”.

Peki ilk sezon bize neyi anlatıyor? Aslında 2017 yapımı “Dünyanın bütün parası” filmiyle aynı hikayeyi izliyoruz, John Paul Getty III’ün kaçırılması , 1970lere damgasını vurmuş suç tarihinin magazin değeri en yüksek öyküsü dizimizin ana temasını oluşturuyor. “Zaten filmi de olan bir diziyi neden seyredelim” mantıklı sorusunun cevabı ise bu yazının konusu aslında.

İki dakikalık bir araştırmayla bir çok detayı öğrenebileceğiniz hatta sonunda ne olduğunu bile okuyabileceğiniz Getty kaçırılmasını izlerken Trust size aslında ailenin kirli çamaşırlarını anlatıyor. Başka bir deyişle John kaçırıldığı için 70’lerin en zengin ailesinin yaşamını izleme fırsatı yakalıyorsunuz. Gerçek zenginliğe dair algılarınızı değiştiren Trust, o yılbaşından yılbaşına hayalini kurduğunuz büyük ikramiyenin bile ne kadar önemsiz olduğunu yüzünüze vuruyor. Diziyi seyretmeden önce kurduğunuz zengin olma hayallerinizi hatırlamaktan utanıyorsunuz çünkü vizyonunuz olmadığını gösteriyor dizimiz. Atıyorum Ali Ağaoğlu iyice bir küçülüyor gözünüzde örneğin, ya da bir kaç paragraf yukarıda Ferrari ve özel jet demiştim ya, sizi denemek için yazmıştım onları, zenginliğin simgeleri iki bölüm Trust sonrası sizin için de değişiyor.

Yaşı müsait olanlar Keanu Reeves’in başrolünde oynadığı Speed / Hız Tuzağı filminden bir sahneyi muhtemelen hatırlayacaklardır. Keanu milyonlarca dolarla kaçmaya çalışan kötü adama “sen manyağın birisin” diye bağırdığında kötü adam ”Fakirler manyaktır Jack, ben eksantriğim” diye cevap veriyordu.

İşte Getty imparatorluğunu kuran J.Paul Getty söz konusu eksantrikliğin sınırlarında dolaşıyor. Sınırlar dedim ama çok da doğru değil belki bu tanım çünkü bu tür bir hikâyede sınır nereye konur, güç insanı ne kadar delirtir bilmek pek mümkün olmuyor. Misal kocaman bir ülkenin tek yöneticisi siz olsanız, yüzlerce odalı bir sarayda otursanız, ağzınızdan çıkanı emir sayan bir sürü adam olsa etrafınızda acaba siz ne kadar eksantrik birisi olursunuz?  Kısacası Paul Getty’i eleştirmesi kolay lakin bir yandan Trust kimse size dur demediğinde içinizden ne çıkacağını biliyor musunuz diye soruyor.  Hani “imkânı olan delirsin” diye çok sevdiğimiz o cümle var ya, sahi imkanınız olursa ne kadar delirirdiniz iğnesini kendinize saplamadan izlenmemesi gereken bir öykü anlatılıyor aslında.

Elbette kaçırılmaydı fidyeydi diye giden bir macera var ortada. 70’lerin analog günlerinde, İtalyan polisinin rehaveti eşliğinde anlatılan aksiyonu izlerken yer yer gülümsediğiniz sahnelerle karşılaşıyorsunuz.  Lakin eğer bu kaçırılma hikâyesine çok odaklanırsanız aslında önemli kısmı  kaçırma riskiniz var. Bence ekran karşısına geçtiğinizde size karakterlere odaklanmak düşüyor.

Dizinin en etkileyici yanlarından biri oyunculuklar. “Beni seyretmeyeceksen git Lost in Space’de şapşal robotun maceralarını izle” diye bağıran bir kadro var her şeyden önce. Paul Getty rolünde Donald Sutherland gece rüyalarınıza girecek kadar etkili. Hele bir de benim gibi ekranda dede niyetine Hulusi Kentmen izleyerek büyüdüyseniz, dedemin içine chucky kaçmış, dedemi iblisler kaçırmış diyeceğiniz bir performans izliyorsunuz.

Kaçırılan torunun annesi Gail Getty ‘i canlandıran Hilary Swank ise ana yüreği işte diye gözlerimizi dolduruyor, gerçekçi oyunculuğuyla iki bölüm arası bu Pazar annemize vermek için alış-veriş sitesinden en pahalı hediyeleri seçtiriyor.

Son olarak kaçırılan torun rolünde Harris Dickinson çıkıyor karşımıza. 16 yaşındaki torunun hayatı yan odadaki ergen iblisinizi pamuklara sarmanızı sağlayacak kadar şaşırtıcı. “Aman canım ne yapalım dersleri kötüyse sonuçta bilgisayar oynayıp youtube seyrediyor olacak o kadar” diyebilmenizi ve veli toplantısında sizi utandıran çocuğunuzla barışmanızı sağlayan Trust, “evet para mutluluk getirmiyormuş” klişeleriyle kendinizi kandırmanızı sağlayabilecek aile dramlarını da seyretmenizi sağlıyor. Sadece 21 yaşındaki Dickinson ayrıca yazarlık yapıyor, kısa filmler çekiyor ve çok düzgün fiziğiyle aynı benim gençliğime benziyor.

Toparlarsak, çok bildik bir hikayenin hiç bilinmeyen kısımlarına odaklanan sürükleyici bir yapım var karşımızda.  Detaylara ne kadar odaklanabildiğiniz diziden ne kadar zevk alabileceğinizi belirliyor. Aman karakterlere dikkat diye çırpınmamın bir sebebi var çünkü yapımcı firma FX diziyi birkaç sezon daha uzatarak  Getty ailesinin bütün hikayesini anlatmayı planlıyor. Hatta internete düşen “dedikodulara” göre ikinci sezonun 1930’lu yıllarda geçeceği ve Getty hanedanının kuruluşunu anlatacağı söyleniyor.

Profesyonel iş hayatınızda sıkıcı memleket gerçeği “aile şirketleri”nde mesai harcamışlığınız varsa veya hala çalışıyorsanız, o odasından her şeyi bilen ve her şeye karışan şirket sahibi için “bari Getty olsa kime bu havan” diye (elbette içinizden, işsizlik kötü bişi, maaş iyi bişi) saydırmanızı sağlayan dizimiz ülkemizde FX kanalında yayınlanırken torrent sevenlerin dört hafta geriden gelmesi gerekmiyor.