The Handmaid’s Tale | 2. Sezon İnceleme | Soruyorum

İlk sezonuyla muhteşem bir etki bırakan The Handmaid’s Tale ikinci sezonuyla da izleyicisini üzmedi ve yine başarılı bir sezon finaliyle geçtiğimiz hafta yayın hayatına şimdilik noktayı koydu. Birdizihaber ekibi olarak sezon finali üzerine birkaç kelam etmezsek olmazdı elbette. Sezon başından beri dizinin her bölümünü ayrı ayrı konuşmaktan usanmadığım yazar arkadaşım Salih’le dizinin ikinci sezonu üzerine bir soruyorum yazdık. Biraz uzun oldu ama bizim gibi dizinin aşığı iki yazardan da daha azı beklenmemeliydi sanırım. O zaman girizgahı fazla uzatmadan sizleri sezon değerlendirmemizle baş başa bırakıyorum.

Hafize: Dizinin ilk sezonu çok sevilse de sezonun ağırlığı tartışma konusuydu. Ama İkinci sezonun ilk iki bölümünü hatırlarsan zaman hızla akmış ve çok şey olmuştu… Ne düşünüyorsun bu bölümler hakkında? Böyle hızlı bir başlangıç gerekliydi bence ama sonraları yavaşlamayı hissettik sanırım. Sen dizinin akış hızından memnun musun?

Salih: Evet, ilk sezonun aksine bu sezona aksiyonla başladık. Önce göstermelik idam sahnesiyle yükselen heyecan dozu June’un kaçma girişimiyle zirveye çıktı ama yakalanmasıyla yerini dizimizin rutinine bıraktı, Waterfordların evine. Tabii ki bu sıkıcı veya tekdüze olduğu anlamına gelmesin. Akış değişse de zaten başarı bulduğu rotasını bozmamış bu sezon da The Handmaid’s Tale. Yine içine çeken atmosferi, mükemmel sinematografik çekimleri ve doğru sahnede kullanılan etkileyici müzikleriyle biz hayranlarını daha da hayran bıraktı kendisine.

H: Ben dizinin alt metinlerine hayranım. İlk sezon Harvard Üniversitesi’nin duvarının önünde yani bilgi yuvasının önünde cehalete -ibret olsun diye atılan cesetler- şahit olmuştuk. Tıpkı insanların akıl tutulmasına kapılıp Gilead gibi bir ülke kurmaları gibi… İkinci sezonun başında da Boston Globe’un dağılmış, kurşunlanmış duvarlarını gördük. Böyle bir dünyada bile bilginin güç olduğunu hatırlatıyordu bize sanki… Senin bu sezonda en çok etkilendiğin sahne hangisiydi?

S: 2. sezon ilkine göre çok daha ağır sahnelere sahip. Luke-Nick buluşması, June’un tek başına doğum yapması, Hannah’la buluşması, Fred ve Serena’nın tecavüzü, tartışması, Emily’nin koloni sahneleri… Sayıları baya fazla ama aklıma ilk gelenler bunlar. Benim en çok etkilendiğim sahne Luke ile Nick’in konuşması. Luke yaşadığı acıyı öyle güzel ifade etti ki istemsiz olarak empati kurmamı sağladı. Tabii ki tecavüz sahnesi de çok ağır ve acı vericiydi ama onu geçip Fred ile Serena’nın tartışmasını ikinci sıraya koyacağım. Aslında birbirlerinden ne kadar nefret ettiklerini, kurulmasına yardım ettikleri Gilead’ın onları birbirlerinden nasıl uzaklaştırdığını, aralarındaki aşkın bitmeye yaklaştığını açıkca gördük. Özellikle Serena “Bizi asacaklar.” dedikten sonra Fred’in “Şansıma yan yana asılırız.” şeklinde cevap vermesi durumu çok güzel açıklıyor. Sen Serena ve onun Fred’le ilişkisi hakkında neler düşünüyorsun? Araları kötüye gitmeye devam mı gidecek? Fred, Serena’nın kaçışa müsaade ettiğini öğrenirse nasıl tepki verir sence?

H: Dizinin en kritik ikilisi aslında Serena ve Fred bence. İlişkilerindeki en ufak değişim etraflarındaki tüm karakterleri etkiliyor. En çok da June’u. İşler kötüye gittikçe her evli çift gibi birbirlerini suçlamaya meyilliler ama artık Serena bir canavar yarattığının yavaş yavaş farkına varıyor. Bu June açısından iyi, Fred açısından kötü bir gelişme bence. Zira Fred, Serena’nın fikirleriyle ve yönlendirmesiyle yola çıkmıştı biliyorsun ki… Ve Serena isterse Fred’i yerinden edebilir. Tabii June’un yardımıyla… Bence araları kötüye gidecek ve Serena yarattığı canavarı yok etmenin yollarını arayacak. Ama oraya gelene kadar sezon finalindeki kaçışın hesabını vermesi gerekiyor. Uzun bir süre bu gerçeğin öğrenilmeyeceğini düşünüyorum ben. Ama Serena için kritik bir anda Fred’in bunu öğrenmesi de hiç hoş olmayacaktır.

Biraz da June’u konuşalım istiyorum; kendisiyle çeliştiği bir sezon izledik bence. Mesela sezon başında kaçtığında yılmayacağını vurgularken eve getirildikten sonra yaptıklarının sonuçlarıyla karşılaştığında büyük pişmanlık içindeydi ve her şeyi kabullenmişti. Sonra çocuğunu hissetmeye başlayınca tekrar güç buldu ve onu bu evde büyütmeyeceğini söyledi. Birkaç bölüm sonraysa çocuğun bu evde yaşayacağı gerçeğiyle barışması gerektiğini söyledi. Elbette anlaşılabilir çelişkiler bunlar, fakat en büyük çelişkiyi Serena’yla ilgili yaşadığı konusunda hemfikiriz sanırım. Bu iki kadının zaman zaman kısmen de olsa arkadaşlığa dönüşen ama çoğu zaman düşmanlık boyutunda olan iletişimi konusunda ne düşünüyorsun?

S: Bu sezon neredeyse bütün karakterler celişkili, inişli çıkışlıydı. June, Serena, Fred hatta Nick bile. June çok büyük baskı altında ve hamile olduğu için de apayrı bir duygusal yapıya sahipti. Yine de June zeki bir kadın ve bu kadar çabuk ruh hali değişiklikleri beklemiyordum ondan. Serena’yla ilgili konuya gelirsek orada June’dan çok bahsetmeye gerek yok çünkü tamamen Serena’yla akalıydı. Dizinin en tutarsız karakteri olabilir Serena Joy. Sadece June ile olan ilişkisi için değil bu soylediğim. Bir şeye de karar ver be kadın! Kanada’da sana kaçmayı teklif eden adamdan sigara paketini alıyorsun, eve gelince şömineye atıyorsun. June’a iyi davranıyorsun, neredeyse iş arkadaşın yapıyorsun, sonra baş düşmanın ilan ediyorsun, evine kabul etmiyorsun. Kocanın sözünü dinliyorsun, itaatkar oluyorsun sonra adama sövüp sayıyorsun.

Serena çok güçlü bir karakter ama iyi kullanılamıyor bence. Bu kadın Gilead’ın kurulmasında çok büyük rol oynadı. Kariyerini buna adadı, konuşmalar yaptı, kitaplar hatta kanunlar yazdı, kusursuz gördüğü ütopya için vuruldu. Şimdi çıkıp “Burası kız çocuğu büyütülecek bir yer değil.” diyor. Hadi ablacığım hadi. Sonunda bebeği verince bir anlık yumuşar gibi oldum ama hayır. Sadece iki bölüm önce o bebeğin annesinin tecavüze uğramasına yardım etti bu kadın. Beter ol Serena. Parmağınla kalmazlar kafanı da alırlar umarım. Sen de Serena’yı şirret bir kadın olarak mı görüyorsun hala yoksa yumuşayan kesimde misin?

H: Ben Serena’nın amaçları uğruna feda edemeyeceği hiç bir şey olmadığını düşünüyorum. Buna kendi gururu da dahil. Yoksa o kadar akademik kariyeri bir çırpıda silip hiç bir şey yapmamayı seçmezdi. İdealindeki aile yapısı için kadınların tecavüze uğramasına razı olması aslında inandığı şey için nelere katlanabileceğinin en büyük kanıtı. İşte tam da bu yüzden çok tehlikeli bir kadın. Kesinlikle düşmanınız olmasını istemeyeceğiniz türden ama onu yola getirecek tek şey yine hayalini kurduğu bu aile yapısı bence. Yoksa finalde bebeği June’a vermezdi. Ne parmağının kesilmesi ne de Fred’in onu sırtından vurması, bebeği vermesindeki en büyük neden yarattığı şeyin en çok istediği şeye verebileceği zararın düşüncesi… Bu yüzden Serena’ya karşı keskin çizgilerim yok aslında. Bir kadının başka bir kadına yapılmasına izin verdiği şeyler için asla affedilmemeli ama öyle ya da böyle bir bebeği kurtardı ve uğruna feda ettiği şeyleri hiçe sayarak bebeğinden vazgeçti. Bu kesinlikle hafife alınmaması gereken bir fedakarlık. O yüzden çok aradayım onunla ilgili, ama burnu biraz daha sürtse hayır demem açıkçası.

Hafize Mutlu

Bazen hayatımın kalanını sadece anime, dizi ya da film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.

Önceki Yazı

Paradise Kiss | Moda Aşkına!

Sonraki Yazı

Fear the Walking Dead 4. Sezon’dan Yeni Görseller