The 100 Hakkında Muhtemelen Bilmediğiniz 7 Gerçek

Geçenlerde eski yazılarım arasında gezinirken, son aylardaki favori dizilerimden The 100 hakkında hiç yazı yazmadığımı fark ettim. Aslında gençlik dizisi furyasından uzaklaşalı bir hayli olmuştu fakat yazar arkadaşlarım Hafize ve Ayça’nın övgülerine dayanamayarak bu diziye bir şans vermek istedim. İyi ki de vermişim, çünkü The 100’a yalnızca “gençlik dizisi” deyip geçmek çok büyük bir hata olurmuş. Dizideki karakterler ve olay örgüsü o kadar ilgi çekici ki, izlediğim hemen hemen her diziye yaptığım gibi The 100 hakkında da muhtemelen bilmediğim(iz) bilgileri araştırmaya başladım, sonuçları da sizlerle paylaşmak istedim.

1- Çoğu karakterin ismi bilim kurgu yazarlarından esinlenilmiş. Örneğin Bellamy Blake, Edward Bellamy’den; Clarke Griffin, Arthur C. Clarke’dan; Wells Jaha, H.G. Wells’den ve Octavia Blake, Octavia Butler’dan ilham alınarak yaratılmış.

2- Lexa karakteri, aslında serinin hiçbir kitabında yokmuş, yani yalnızca dizi için yaratılmış. Hatta Lexa’ya hayat veren Alycia Debnam-Carey rol için seçmelere bile girmemiş, rol kendisine direkt teklif edilmiş.

3- Dizideki tam dört aktör Avustralyalı. Eliza Taylor, Dichen Lachman, Alicia Carey ve Bob Morley çekimler sırasında aksanları yüzünden sık sık zor anlar yaşıyorlarmış.

4- Lindsey Morgan’ın canlandırdığı Raven karakterinin aslında daha ilk sezonda öleceği planlanmış. Ancak dizinin hayranları Raven’ı ve daha da önemlisi Lindsey Morgan’ı o kadar sevmişler ki yapımcılar Raven’ı ana karakterlerden biri haline getirmeye karar vermişler.

5- Dizinin Murphy’si Richard Harmon, aslında Bellamy Blake karakteri için seçmelere katılmış. Fakat yapımcılar kendisinden o kadar etkilenmiş ki, Harmon’a hiçbir sebep göstermeksizin onu Murphy karakteri için kadroya almışlar.

6- Dizideki yerlilerin kullandığı dil olan Trigedasleng, Game of Thrones’da kullanılan Dothraki dilinin yaratıcısı tarafından üretilmiş.

7- Eliza Taylor da rolü için seçmelere katılmayanlardan. Taylor, bir dergiye yaptığı açıklamada şunları söylemiş: “Aslında seçmelere katılmadım bile. Los Angeles’a taşınalı yalnızca bir ay olmuştu ve kredi kartım çalınmıştı, yani beş parasız kalmış haldeydim. Tam çantalarımı toplayıp Avustralya’ya geri dönmeye hazırlanıyordum ki, menajerimden bir telefon aldım. The 100 yapımcıları benim aylar önce bir film için katıldığım seçmelerde çekilen videomu izleyip çok beğenmişler. Ertesi gün dizinin senaryosunu bana gönderdiklerinde hemen okudum ve toplantıya gittiğimde de hemen rolü aldım. Ben daha ne olduğunu anlayamamışken Vancouver uçağına binmiştim bile. Hayatım o gün değişti.”

Eda Sivri

Önceki Yazı

Game of Gramer: Yerli Dizilerde Dilin 100 Sezonluk Dramı

Sonraki Yazı

Sharp Objects | 7. Bölüm İncelemesi