Tom Clancy’s Jack Ryan | Sezon İncelemesi

Tom Clancy’s Jack Ryan duyurulduğunda bir hayli heyecanlanmıştım. Hem türe olan ilgim hem de Tom Clancy’ye ve evrenine olan hayranlığım heyecanlanmam için yeterli sebeplerdi. Kitapların bazılarını okuyup birkaç filmini izlemiş, oyunlarınsa hepsini oynamış biri olarak beklentim bol aksiyonlu, sürükleyici bir hikayeydi. Ayrıca Netflix’e rakip olmaya çalışan Amazon’un bünyesinde olması izlemek için başlı başına bir sebep çünkü Amazon’un bu rekabette şansının olması için kaliteli yapımlar çıkarması şart.

Dizi aksiyon ve sürükleyicilik açısından beklentilerimi bir hayli karşıladı. Sekiz bölümünü de bir gün içinde bitirebildim. Gereksiz sahne sayısının az, diyalogların boğuculuktan uzak ve net, aksiyon sahnelerinin başarılı olması diziyi kolay izlenebilir kılmış. Neredeyse her bölüm sonu da sonraki bölümü merak ettirecek şekilde bitti. Böylece arka arkaya izlenebilecek bir dizi olmayı başarmış. Senaryoyu da oldukça başarılı buldum. Günümüzde de gündemde olan bir konunun işlenmiş olması diziyi izlemek için ayrı bir sebep. Aşırı Amerikan propagandasına sahip yorumları gördüm ama zaten Tom Clancy evreninden daha azı beklenemezdi. Ayrıca lütfen, hangi dizi öyle değil ki?

Adından da anlaşılacağı üzere dizi, Jack Ryan adlı bir karaktere odaklanıyor sekiz bölüm boyunca. Bu eleman CIA’de analist olarak çalışıyor ve para transferlerini izleyerek şüphelendiği işlemleri üstlerine bildiriyor. Hem kısa flashback sahneleri hem de vücudundaki yaralar kendisinin daha önce asker olduğunu düşündürüyor ama son bölüme kadar geçmişiyle ilgili net bir bilgi öğrenemiyoruz. Başta bir analistin bir askere dönüşmesi olarak tanımlayacaktım Jack’in sekiz bölümlük karakter gelişimini ama adam zaten askermiş. Yaşadığı çarpıcı bir olaydan dolayı dizinin ilk bölümlerinde silah kullanmakta bile tereddüt ediyor. Bu yüzden Süleyman’ın kardeşi Ali’yle karşı karşıya kaldığında onu vuramayacağını sandım ama neyse ki vurabildi. Başından geçenler onu fazlasıyla etkilemiş olmalı ki dizi boyunca birçok duygusal karar verdiğini görüyoruz. Özellikle de Süleyman’ın karısı ve çocuklarıyla ilgili olan kararlar.

Dizinin kötüsü olarak tanımlayabileceğimiz Süleyman çok başarılı bir karakter olmuş. Benzer konuları işleyen dizilerin aksine elimizde gerçekten zeki bir kötü var. Bu beni sevindirdi çünkü bir tane daha sağda solda kafa kesen terörist lideri izleyesim yoktu. Neyse ki birçok yapım gibi bütün müslümanlar terörist olarak görülmüyor. Özellikle bunu belirtmek için sahneler vardı, Greer’ın müslüman olması da buna dahil edilebilir.

Süleyman kendi hikayesinin en başında aslında düzgün, iş arayan bir genç fakat görünüşünden dolayı iş görüşmesi sırasında haksızlığa maruz kalıyor. Hatta iş görüşmesinde bahsettiği fikir, günümüzde sıkça kullanılan internet bankacılığı. Bu açıdan bakıldığında birazcık esmer, sakallı diye insanların terörist damgası yiyerek ırkçılığa maruz kalması çok üzücü. Gel gelelim bu ırkçılığı terörle aşmak ırkçılık kadar yanlış. Tabii ki Süleyman bu muameleden sonra hemen gidip teröre başvurmuyor ama kendisini o yola çıkaran olay açıkça bu. Fransa’da bir hapishanede yatarken bu kadar değişmesi, onun bahsettiğim yola çıkması için doğru yöntem miydi emin olamıyorum. Daha etkili bir biçimde anlatılabilirdi sanki bu geçiş.

Yani elimizde iki önemli karakter var ve dizinin olay örgüsü bu iki karakterin arasındaki mücadeleden oluşuyor. Süleyman’ın karşısında bütün bir CIA var belki ama genel olarak Jack’in önderliğinde bir mücadele oluyor ve bu bana bir türlü mantıklı gelemedi. Bir analistin bu kadar sözünün geçmesi, CIA hatta Amerikan başkanı için bu kadar etkili biri olması çok saçma. En basitinden, oyun üzerinden Süleyman’la konuştuğu sahnede daha rütbeli birinin Jack yerine konuşması daha mantıklı olurdu. Ayrıca Süleyman ve oğlunun ABD’ye geldiği sahneyi de fiyasko olarak görüyorum. Bir havalimanı görevlisi nasıl olur da televizyonlarda sürekli gösterilen bir terörist liderini tanıyamaz? Gözlük taktı, saçını taradı diye mi? Ne bu yani, Clark Kent falan mı? Bu tür “Bu neydi şimdi?” dedirten mantık hataları var yer yer ama o diziyi izletmeyecek kadar rahatsız edici değil. Söylenip geçiyorsunuz. Bunlara dikkat edilseydi bir seviye daha gerçekçi olabilirdi dizi.

Sonunda Süleyman’ın öleceğini zerre tahmin etmiyordum ama ölmesi hem beni şaşırtması hem de hikayeyi bitirmesi açısından iyi oldu. Yoksa Homeland’de olduğu gibi uzatma bir hikaye izleyecektik ve bu da olsa olsa sıkıcı olurdu. Süleyman’ın şansının sürekli azaldığı belliydi son bölümlerde ama bir şekilde paçayı kurtaracağını düşünüyordum. Bu hikayenin bitmesinden ve yeni sezondaki hikaye için ufak bir ipucu verilmesinden memnunum.

Süleyman’ın karısı Hanin, şüphesiz dizideki en önemli karakterlerden. Jack’in duygusal davrandığı konulardan biri Hanin ve kızlarının kaçışı. Başta sadece bilgi almak amaçlıydı ama sonra sanırım çocuklardan dolayı, Jack duygusal kararlar vermeye başladı. Hanin’i canlandıran Dina Shihabi’nin oyunculuk performansı iyinin de üstündeydi.

Jack’in yakın olduğu insanlara da değinmek istiyorum. Yani Greer ve Cathy. Greer’ı Jack’ten daha fazla sevdiğimi söylemeliyim. Vurdumduymaz hali, havalı konuşması ve tavırlarıyla çok oturmuş bir karakter olmuş. Jack’e gıcıkmış gibi görünse de aralarında güzel bir arkadaşlık oluştu ve zaten son bölümün son sahnesinde de Jack’i Rusya’ya davet etti. Yani ikinci sezon onayını alan dizi Rusya’ya taşınabilir. ABD-Rusya ilişkisinden de başarılı bir hikaye çıkaracaklarını düşünüyorum.

Sırada Cathy var. Doktor hanım hikaye açısından bomboş bir rolde, ondan gıcık olmamamın tek sebebi az biraz güçlü bir karakter olması. Jack’le olan ilişkileri de çok anlamsız ilerliyor. Olmasa da olurmuş ama yakışıklı ajana bir de kız arkadaş verelim demişler sanki. Hikayeye ebola virüsünden dolayı dahil oldu biraz ama yine de bunu başarısız bir girişim olarak görüyorum ben. Yan karakterlerden biri olan drone pilotunun hikayesi de güzel olmuş. Çok uzaktaki insanların hayatına bu kadar basit ve hızlı müdahale etmenin aslında ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu gördük.

Dizinin birkaç bölümü Türkiye’den sahneler barındırıyor. Daha önce hiçbir dizide bu kadar başarılı bir Türkiye resmi görmemiştim. Genelde hep yapmacık ve zorlama sahneler izlediğimi hatırlıyorum. En basit örneği yine Homeland’de. Burdaysa Türkiye’yi izlediğime ikna oldum. Konuşmalar doğal ve akıcıydı. Ortamlar çok başarılıydı. Prodüksiyon açısından çok iyi iş çıkarılmış. Türkiye’yi bu kadar iyi yansıtan yabancı bir yapım daha önce izlemedim. Yalnız Adana’da Ankara havası çalması olmamış ama hadi onu da görmezden gelelim. Birçok yabancı yapımda yer alan başarılı aktörümüz Numan Acar’ın canlandırdığı Tony karakteri de güzel bir Türkiye yansımasıydı. “Coğrafya kaderdir.” dediği sahne hem az önce de bahsettiğim ırkçılık meselelerine güzel bir örnekti hem de çoğumuzun hayatını anlattı…

 

Salih Çiftçi

Önceki Yazı

Designated Survivor geri dönüyor!

Sonraki Yazı

Dizi Haber Yazarlarının 70. Emmy Ödülleri Kazananları