Better Call Saul | 4. Sezon İncelemesi

Breaking Bad’e spin-off olarak çıkan Better Call Saul, 4. sezonunu pazartesi günü yayınlanan bölümle bitirdi. Jimmy McGill’in Saul Goodman’e dönüşmesini anlatan dizi bu hikayede ciddi bir yol katetti. İlk üç sezon, tamamen bu olaya altyapı olarak geliştikten sonra 4. sezonda bu dönüşüme tanık olmamak imkansızdı. Artık Jimmy McGill yok, Saul Goodman var.

Sezon, Jimmy’nin abisi Chuck’ın ölümünden hemen sonra başlıyor. İlk bölümlerde Chuck’tan bolca bahsedilse de 4. bölümden finale kadar hem adını duymadım hem de aklımın ucundan geçmedi adam. Yani tıpkı Jimmy’nin çabucak atlatıp unuttuğu gibi izleyiciye de bunu yapmak istemiş senaristler. Sezonun 9. ve 10. bölümlerinde Chuck’ın adı geçtiğinde bir garip hissettim. Bu adamı baya baya unutmuşum ben. Sezon başında Chuck’ın olmadığı Better Call Saul’un iyi bir dizi olacağından şüpheliydim, diziye açıkça ayrı bir hava katıyordu. Sezon bitince görüyorum ki yokluğunu farketmemişim bile.

Kim’den devam edelim. Onu canlandıran Rhea Seehorn, 4. sezonda mükemmel performans sergilemiş. Önceki sezonlarda zaten kendini alıştırmayı hatta bir adım öteye gidip sevdirmeyi başarmıştı ama bu sezon çok daha iyi, oturmuş bir karakter olarak gördüm Kim’i. Hem Jimmy ile olan ilişkisini hem de işini aynı anda başarıyla sürdürüyor. Özellikle Jimmy’yi sezon boyunca çok iyi idare etti. Hatta Jimmy ona haksızlık ettiğinde bile. 9. bölümün son sahnesinde, Jimmy avukatlığa dönüş mülakatını neden geçemediğini anlatırken Kim’in ona hala inandığından emindim ama Jimmy tam tersini yüzüne vura vura söyledi. Zaten Kim dizinin ilk bölümünden bu yana Jimmy’ye güveniyordu. Bu güven ve inanç 9. bölümün bahsettiğim sahnesinde değil, sezon finalinin son sahnesinde Jimmy Saul’a dönüştüğünde tükendi bence. O sahnede Kim’in içinde bir şeylerin koptuğunu net biçimde gördük. Elbette Jimmy Saul’a dönüşürken Kim’in kalbini kıracaktı ama Saul’u izlemeyi ne kadar çok istesem de bu dönüşüm Kim’in çok mutlu olduğu bir ana gelince baya bir üzücü oldu. Jimmy’yle ilgili sorun bu zaten. Kendisini Breaking Bad’den sevsek de bu dizide ona dair çok şey öğrendik. Her bölüm farklı insan oluyor. Bazen çok sinir bozucu, işe yaramaz olabiliyor. Bazen de dürüst ve çalışkan. Böyle olunca ister istemez ona karşı hissettiklerimiz de tıpkı Kim’in hissettikleri gibi sürekli değişken oluyor. Mesela Kim-Jimmy işbirliğini izlemek aşırı keyifliydi ama aynı bölümün sonunda Jimmy saçma sapan davranıp Kim’in kalbini kırdı. Artık Jimmy’nin bildiğimiz Saul’a dönüşmesi için Kim’in kalbi daha çok kırılmalı, yani bu da daha az “Yemekte ne istersin?” sahnesi demek.

Dizinin ana odağı Jimmy’nin yaşadıkları tabii ki ama Nacho, Gus ve Mike’ın hikayesi de arkaplanda işlenmeye devam ediyor. Nacho sezonun ilk bölümlerinde bolca görünse de sonradan ekran süresi bir hayli azaldı. Hatta finalde yoktu bile. Hector Salamanca’nın işi bitince göremez olduk onu, Gus Fring’le çalışıyor olmasına rağmen. Breaking Bad’de kayda değer bir karakter olduğu için gelecek sezon daha çok görebiliriz Nacho’yu. Ekran süresi azalan bir diğer karakter Howard için tam tersini söyleyebilirim. Dizideki görevini tamamladı bence, Kim’in de onunla herhangi bir iş ilişkisi kalmadı, bu yüzden ilerleyen sezonlarda ona yer verileceğini sanmıyorum. Mike ve Gus olayıysa apayrı. İki karakter de bol bol göründü bu sezon. Bunun büyük bölümünü Almanlarla yapılan iş kapsıyor. Bence bu sahneler haddinden fazla uzadı. Bir yerden sonra sıkmaya başladı. Tamam konu mantıklı, Gus Fring meth üretimi için laboratuvar yaptırıyor ama bu iki üç bölümle de gayet güzel anlatılabilirdi. Sezona yayılmasının sebebi bunların ana hikaye olmaması olabilir. Yani bu paragrafın başında dediğim gibi ana olay Jimmy ve Kim’in yaşadıkları olduğundan Gus-Mike kısmını bu şekilde anlatmayı tercih etmişlerdir belki de. Gelecek sezonda veya sezonlarda ise Jimmy-Kim ilişkisi bozulacağı için tam tersine ana olay Saul-Mike-Gus üçlüsünün etrafında dönecek. Kim ise dizinin yan hikayesi olabilir hatta hiç olmayabilir de. O da Mesa Verde ile bir şeyler peşinde ama o konunun çok da ilginç olduğunu düşünmüyorum. Kim karakterini çok sevsem de durum bu maalesef.

Dizi bu sezon çok yavaş ilerledi ve kabul edelim yavaş olduğu kadar sıkıcıydı da bazen. Sıkıcı olduğu bu zamanlarda dizinin kendini izletmesinin tek sebebi inanılmaz kaliteli olması. Başarıyla oluşturulmuş dolu karakterleri kaliteli çekimlerle izleyince sıkıcı sahneler çekilebilir oluyor, hatta eğlenceli bile diyebiliriz. Bir bölümün başında ekran ikiye bölünmüştü ve Jimmy ile Kim’in gün boyunca yaptıklarını aynı anda izlemiştik. Bir diğer örnek, Mike’ın önderliğinde inşaat ekibinin yaşadığı yerin sıfırdan kurulduğu sahne de çekim ve sinematografi açısından çok kaliteliydi. Bunun gibi sahneler sıkıcı ve uzun olmasına rağmen çekim başarısından kendilerini kolayca izletebiliyor.

Michael’in ekibinin laboratuvarı yapma sürecinden ve sonucundan bahsetmek istiyorum. Yukarıda da dediğim gibi bu sahnelerin çok uzun olduğunu düşünüyorum. Sonucu da az çok tahmin edilebilirdi. Çalışanlardan biri sorun çıkaracak, kalan herkes infaz edilecek, yeni grup gelecek ve işi bitirecek falan… Bunun için zemin de hazırladılar aşırı sinir bozucu Kai karakterini kullanarak. Bu adamın sorun çıkaracağını her bölümde daha çok hissettirdiler ama sonunda sorun çıkaran ekibin başı Michael oldu. Dizi buradan da ufak bir hikaye çıkarmayı başardı aslında, azıcık zayıf bir hikaye olsa da. Adam karısını özlemiş de hemen görüp gelecekmiş ama o ana kadar karısından bahsetmedi bile. Diğer her şeye olduğu gibi buna da az biraz zemin hazırlansaydı daha iyi bir hikaye olabilirdi.

Aynı şekilde yavaş diye nitelendirdiğim 4. sezon çok büyük iki şeye zemin hazırladı. Birincisi, tabii ki Saul Goodman’e. Diğeri de “Hitman” Mike’a. Bu dizide ilk kez Mike’ın soğukkanlılıkla bir adamı öldürdüğünü gördük. İzlediğimiz her şey bu iki olaya çıktı sonunda. Bunu izleyiciye farkettirmeden yaptı bence dizi. Tamam Saul konusunu biraz farkettirmiş olabilir ama Mike için ben şaşırdım diyebilirim.

Lalo karakterinin sunumunu çok beğendim. Bir anda diziye girdi ve farklı bir hava kattı. 4. sezonun garip yanı düşman kötü adamın olmamasıydı bence. Önceki sezonlarda Hector vardı ve kötü adam rolünü çok iyi üstleniyordu. Lalo da bunun üstesinden gelebilecek bir karakter gibi görünüyor. Onunla Gus Fring arasındaki mücadele için şimdiden heyecanlıyım.

Saul’a dönüşüm hikayesinden bahsettim yazı boyu ama bunu biraz daha ayrıntıya dökmek istiyorum. Jimmy’nin, burs başvurusu olumsuz sonuçlanan kızla yaptığı konuşma çok önemli ve elbette etkileyiciydi. Aslında yıllar önce birinin onunla yapması gereken konuşmayı yaptı. Kendi duymak istediklerini söyledi.  Duysaydı hayatının çok daha farklı olabileceğini düşündü. Otoparktaki sahnenin en büyük sebebi buydu belki de. Arabasının direksiyonunu yumruklayarak kendini kaybetmesini çok iyi açıklıyordu. Bu sahne onun Saul’a dönüştüğünü tam olarak anlatıyordu bence. Ayrıca bir parantez açalım, Breaking Bad’de de Walter White direksiyonunu yumruklayıp sinir krizi geçirdikten sonra bambaşka bir insana dönüşmüştü. Dizi bunu yeniden kullanmış, hoş bir ayrıntıydı.

Tabii ki bu Saul’a geçme kararı hiç kolay değildi ama hep çabalayıp hep hayal kırıklığına uğrayan bir insan için mantıklı bir karar diyebiliriz. Aslında Jimmy gayet iyi bir insan. Zekasını kullanarak kolay yoldan çok büyük paralar ve başarılar elde edebilir. Herhangi bir işe ilk atıldığında gerçekten çabalayıp zor yolu başarmaya çalışıyor ama bu neredeyse her seferinde yüzüne bir tokatla sonuçlandı. Net bir başarısızlık. İşte Jimmy’nin çatışması burada başladı. Zor yoldan çalışıp başarmak mı, kolay yoldan kandırıp çalmak mı? İlk seçeneğin akıbeti belli olduğundan bu sefer kesin olarak ikincisine yöneldi ve Saul Goodman oldu. Hak vermemek elde değil. Bakalım gelecek sezonda Saul’u nasıl göreceğiz.

Salih Çiftçi

Önceki Yazı

Making a Murderer S2B2 tanıtımı yayınlandı

Sonraki Yazı

Brooklyn Nine Nine 6. Sezonda Fire Veriyor!