Bir Litre Gözyaşı | Yanına da birkaç paket kağıt mendil

Kanal D’nin Med Yapım-MF Yapım imzalı yeni draması Bir Litre Gözyaşı seyirci karşısına çıktı. Neşe Şen, Sertaç Ergin, Gül Meriç Özen ve uyarlama senaryosunu yazdığı, yönetmenliğini Serhan Şahin’in yaptığı dizi Aya Kito isimli bir genç kızın gerçek hayat hikayesine dayanıyor.

Önemli rollerde Miray Daner (Cihan), Sanem Çelik (Figen), Tolga Tekin (Muzaffer) ve Mert Yazıcıoğlu (Mahir)’nun yer aldığı Bir Litre Gözyaşı ilk bölümüyle isminin hakkını verdi. Bence sezon başından beri izlediğimiz en gerçekçi ilk bölümü izledik.

Cihan, ebeveynleri ve üç kardeşiyle yaşayan, mutlu bir ailenin en büyük çocuğu. Annesi Figen sağlıkçı, babası Muzaffer fırıncı. Odasını büyük kız kardeşi Elif’le, hayallerini ve sırlarını en yakın arkadaşı Hande’yle paylaşıyor. Kendisinden biraz büyük olan Ali’ye platonik aşık. Bu küçük sırrı sadece Hande ve Figen biliyor.

Üniversite sınavına gireceği sabah yolda gerçekleşen bir kaza Cihan’ın sınava yetişmesine engel olacakken tanıştığı Mahir onu bisikletiyle sınava yetiştiriyor. Normalde sınava girmekten vazgeçmiş olan Mahir, az önce kapısından döndüğü okula geri gelince sınava giriyor ve Cihan, Mahir ve Hande, Ali’nin de okuduğu İstanbul Üniversitesi’nde farklı bölümler kazanıyorlar. Tesadüftür, klişedir bu konuda çok takılmıyorum. Bu memlekette neler izledik, buna mı takılalım?

Gelelim esas meseleye… Cihan hasta. Doktorunun söylediğine göre beyinciğinde bulunan hücreler ölüyor ve bu durum zamanla Cihan’ın hareket etmesini, yürümesini, ayakta durmasını, hatta konuşmasını etkileyecek. İşin kötü tarafı beyincik dejenerasyonu denen bu hastalığın bir tedavisi yok. İlaç ya da ameliyatla geçebilen bir hastalık değil. Bu hastalığa yakalanan insanlar yukarıda saydığım evrelerin sonunda hayatlarını kaybediyorlar. Anlayacağınız dizinin başı sonu belli.

Yazımın başlarında dizinin gerçek bir hayat hikayesine dayandığını söylemiştim. Aya Kito adlı genç kız bu hastalığa yakalandıktan sonra doktorunun tavsiyesiyle günlük tutmaya başlamış. O hayata gözlerini yumduktan sonra annesi ve doktoru günlüklerini bir araya getirmişler ve ortaya ülkemizde Bin Damla Gözyaşı adıyla yayımlanmış olan kitap çıkmış. Daha sonra bu kitap Japonya ve Kore’de dizi olarak çekilmiş ve çok beğenilmiş.

Dizi daha başlamadan önce Aya Kito’nun hayat hikayesini şöyle bir araştırdım ve çok üzüldüm. Dizinin kadrosu şekillenmeye başladığında Miray Daner ve Sanem Çelik’in iyi seçimler olduğunu düşünmüştüm. Tolga Tekin ve Mert Yazıcıoğlu için olumsuz değildim ama daha iyi seçimler olabileceğini düşünmüştüm. Fakat her ikisi de rollerine öyle yakışmışlar ki söyleyecek bir şey bulamadım.

Miray Daner, güzel yüzünün verdiği avantajı kullanıp öyle cıvıl cıvıl bir Cihan karakteri çizdi ki daha dizinin en başında düştüğü sahnede ağlamamak için kendimi zor tuttum. O hayallerinden, yapmak istediklerinden bahsettikçe oturduğum kanepede küçüldüm sanki. Sanem Çelik ve Tolga Tekin dört çocuklu, mutlu bir ailenin anne ve babası olarak çok iyiydiler. Ancak kızları Cihan’ın hastalığını öğrendiklerinde verdikleri o abartısız tepkilerle inanılmaz etkileyiciydiler. Abartısız olduğunu söylüyorum çünkü bu sahneyi başka bir dizide izlesek muhtemelen Figen kafasını duvardan duvara vururken, Muzaffer de doktoru falan dövmeye kalkardı. Hiçbir şey olmasa sandalye kırmak, odadaki takıları makyaj aynasının üzerinden savurmak falan garantiydi. Hiçbiri olmadı ama acılarını öyle güzel gösterdiler ki ağlamamak için gözlerimi büyük büyük açarak izledim.

Mert Yazıcıoğlu şimdiye kadar hep ailesiyle arası kötü olan, asi, çekilmez bir ergen rollerinde çıktı karşımıza. Esasında bu dizide de bundan çok farklı bir karakter yok. Mahir, abisini kaybetmiş ve muhtemelen doktor olmasına rağmen onu kurtaramadığı için babasına kızgın. Böyle bir üstten üstten konuşmalar, istemiyorsan gideyim tripleri falan. Fakat… Bu yönetmenin başarısı mıdır, yoksa bir yerlerden ek bir oyunculuk eğitimi falan mı aldı bilemem, bu sefer verdiği her tepki her söz, her bakış fazlasıyla yerli yerindeydi. Kendisine ekstra bir tebrik!

Sadece başlıca karakterler değil, diğer oyuncular da işlerinde çok iyiydi. En basitinden çocuk oyuncularda yaşanan yaptığı şeyin rol olduğunu fazla belli etme durumunu bu dizide görmedim. Reji açısından sahne geçişleri, -çok anlamasam da- çekim açıları ve kullanılan müzik bence çok hoştu.

Bu sezon başlayan diziler içinde Bir Zamanlar Çukurova‘dan beri her şeyiyle beğendiğim tek dizi Bir Litre Gözyaşı oldu. Umarım ilk bölümdeki başarılarını tüm sezona yayabilirler. Zor bir günde yayına girmelerine rağmen reytinglerde istedikleri sonucu alabileceğini umuyorum. Yarın gelecek reyting sonuçlarını neredeyse tüm ekip kadar merakla bekliyorum. Tüm yapım ekibinin ellerine, emeklerine sağlık. Yolları açık olsun.

Okura not: Dizinin ismi hikayenin kahramanı Aya Kito’nun günlüklerine dayanıyor. Muhtemelen sezon içinde bunun ne olduğunu öğreneceğiz. Şu an bildiğim kadarıyla Aya günlüklerinde sıkça Bir Litre Gözyaşı ibaresini kullandığından annesi kitaba bu ismi vermiş. Fakat ülkemizde yayımlanan kitapta bu ibare Bin Damla Gözyaşı olarak değiştirilmiş.

Bora Yıldırım

Bön Türk.

Önceki Yazı

“Chronicles of Narnia” Netflix’e Geliyor!

Sonraki Yazı

Uçak Kazası Raporu özel bölümleriyle National Geographic’te