Disenchantment: Hayaller Hep Suya Mı Düşer Bacım?

Önce klasik bir Yeşilçam hikâyesiyle başlıyoruz; refah içinde yaşarken sıfırı tüketen fabrikatör babanın tek kurtuluşu, başka bir fabrikatörden alacağı borçtur. Bunun için de genç ve güzeller güzeli kızını, zengin fabrikatörün sinirli ve kazanova oğluyla evlendirmesi gerekiyordur. Oysa daima tertipli ve bakımlı, kesin zarafet okulundan mezun bu kızın, fakir ama gururlu bir sevdiceği vardır. Aldığı aile terbiyesi gereği, âşıkına Salacak/Bebek sahillerinden birinde hıçkırıklarla veda eden genç kız, ailesini kurtarmak için bu zorunlu mutsuzluğa merhaba der. Sonrası olaylaar olaylar. Hatırladınız mı?

Kadın dizilerin neresinde?

Biliyorum siz yerli dizi izlemezsiniz, ne varsa yabancıda var. Ben de size bir yabancıdan bahsedeceğim; Ortaçağda geçen bir hikâyede, kendisine biçilen toplumsal cinsiyet kalıplarını reddeden aykırı bir prensesten. Biraz didiklersek izlediğimiz birçok yabancı dizinin ya zaten doğrudan kadın karakteri merkezine aldığını ya da erkek karakterden kalan boşluğu doldurmak için sonradan sivrilen bir kadın karakter üzerine geliştiğini söyleyebiliriz. Özgür kadının yaşam mücadelesini yansıtan çalışmalara bugün bile denk gelmek zor desek yalan olmaz. Elbette, yabancı dizilerde bu durum nispeten daha iyileşmiş, giderek düzelmişse de, yerlilerin konusunu açmayalım bile!

İşte ben tam bunları düşünürken Netflix’in sevimli dizisi Disenchantment hayallerimin ortasına bir yıldırım gibi düştü. Gidişata dur demeye çalışanların, toplumsal kuralları reddedip kimi yerde yeniden yazmaya girişenlerin, her türlü öğreti kalıbından uzaklaşarak yaşanabilir bir dünya hayal edenlerin dizisi Disenchantment. Diğer bir deyişle, hayallerin suya düşmediği dünyalar yok değil ve belki de çitin ardında hayat daha yaşanabilir. Siz yine de terslikler silsilesine hazır olun, çünkü mücadele böyle bir şeydir.

Şoför Nebahat abla mısın be mübarek!

Kral babasının, ülkenin geleceği (!) için bir başka ülkenin prensiyle evlenmesine hükmettiği “hanedanı sürdürme çabasının” ortasına uyanır Prenses Bean. Prenses dediysek Kate yenge gibi dudağının kenarında hafiften hınzır ama mağrur bir gülümsemeyle, iki elini öğretildiği gibi göbek hizasında birleştirerek poz veren bir prensesten bahsetmiyoruz. Daha çok Pippi Uzunçorap gibi biri ekranda gördüğümüz. Biraz (biraz mı?) alkolsever, epey hırçın, benliğini arayan güzel bir kız olarak Bean ne geçmiş ne günümüz prenseslerine benziyor. Hani bir şoför Nebahat abla vardı bildin mi?

Derken aykırı prensesimiz “başlarım böyle aşkın ızdırabına” deyip düğün sırasında peydah olan saflar safı Elfo ile kişisel şeytanı Luci‘yi de alıp kaçıyor. Yaşadığı hayatı sorgulayan prensesin maceralarının anlatıldığı Disenchantment 10 bölümlük ilk sezonuyla Ağustos ortasında Netflix‘te yayınlandı. Sponge Bob Squarepants ile La Casa De Papel hayranı 12 yaşındaki yeğenim “abla bak bu dizi tam senlik, isyan da var eğlence de” deyince, keyifle geçtim ekran karşısına. Zaten Simpsons‘tan bir alışkanlık var, esprili anlatıma uyum sağlamak zor olmadı…

Dizideki en belirgin çatışma, Prenses Bean‘in kendisinden beklenen rollere ve etrafında oluşmuş kurumsal tüm yapılara ayak diremesiyle ortaya çıkıyor. Birlikte hareket ettiği Elfo ve Luci karakterlerinin de “saf iyi” ile “katıksız kötü”yü temsil etmesi yine tadından yenmez bir karşıtlık mizahı yaratıyor. Her şeye rağmen iyilik timsali Elfo’nun tamamen saf, kötülük bekçisi Luci’nin katıksız kötü olduğunu söylemek zor. Nihayetinde iyilik ve kötülük görecelidir.

Disenchantment: Mücadele, hayaller yıkılınca başlar

BoJack Horseman ya da Big Mouth gibi yetişkin animasyon dizilerinin yanına eklemlendi Disenchantment. Yaratıcısı Matt Groening‘i The Simpsons efsanesinden tanıyoruz. Josh Weinstein ile geliştirdikleri bu Ortaçağ masalınının senarist ve yönetmen koltuğunda birbirinden başarılı isimler oturuyor. Müzikleri ise Mark Mothersbaugh‘a ait. Bu isimlerin bir araya geldiği bir yapımdan, bol miktarda mizah, karşıtlıklar ve karakter çatışmaları, politik ve metaforlu bir anlatım beklemek elbette abartılı olmaz. Disenchantment da bu beklentinin hakkını veriyor. Peki dizinin adı nereden geliyor?

Alman sosyolog Weber’in ortaya attığı disenchantment (büyü bozumu) kavramı, toplumsal bir formasyonun çöküşüyle birlikte, yenisinin yükselişinin yarattığı ruh durumu olarak açıklanabilir. Yine Weber’in sözleriyle bu değişim yaşandığında: “Gözün görmesini engelleyen örtü ortadan kalkmıştır. Örtü bir kez kalkınca önce kişisel yaşantılardan başlayarak, kişisel varoluşu o zamana kadar anlamlandıran tüm kurumlar, ilişkiler yeniden değerlendirilir hale gelir. Gözler açılınca ilk görülen o zamana kadar inanılmış, güvenilmiş olanla ilgili hayalin tam tersidir. Buna hayal kırıklığının muhalifleştirici etkisi denebilir. Ama bu da, büyülenmiş bir zihin görüntüsü kadar gerçek dışıdır.”

“Her şey yolunda” mı?

Disenchantment, yani o güne kadar toplum içinde size öğretilmiş ne kadar efsunlu anlatı varsa tüm bunların birdenbire bozulması, gözlerin açılmasına, bir başkaldırı beraberinde aydınlanışa da işaret ediyor. Dizinin her bölümü, mizah anlayışının elverdiği ölçüde böyle bir bozumu ya da uyanışı anlatıyor. Kadın olmak zor iş diye başlayan cümleleri elinizin tersiyle itebilir, bütün toplumsal baskıları bir kalemde yok sayabilir ve Prenses Bean’le birlikte gerçek sevginin, arkadaşlığın, samimiyetin ve varoluşun arayışına yelken açabilirsiniz. Gülmek de cabası.

Disenchantment, yaratıcılarının The Simpsons’ta bol miktarda yaptığı şeyi, yani hayatın her yönden mizahi anlatımını ziyadesiyle içeriyor. Her ne kadar ortamı Ortaçağ, hikâyesi feodal olsa da, günümüz olaylarıyla eşleştirmek bir o kadar kolay. Yine de klişe söz olan ‘tarih tekerrürden ibarettir’den uzak durmalı. Kesinlikle izleyin ve izlerken yaşadığınız topraklardaki son yirmi yılı düşünün deyip şu repliği de bırakıp kaçayım:

Halkın güvenliğini izlemekle -sağlamak değil- görevli bekçimiz, geceyarısı sokakları turlarken ‘asayiş berkemal düdüğü’ niyetine şöyle diyor: “Saat dört ve her şey yolunda. “Yolunda” demek abartılı olur. “İdare eder” desek daha doğru. Ölüm, hastalık ve alıp yürümüş fakirliğe idare eder denebilirse tabii.” Bir yerden tanıdık geldi mi?

FRAGMAN:

 

Arzu Kayhan

Hayatın üçüncü sayfa polisiyesini yazıyor. Yabancılaşma temalı polisiye bir romanı var (YAD). Ayrıca çevirmen. Aslında bu bilgiler arama motorlarında zaten var. Sen Birdizihaber'den ve şuradan takip et yeter: www.sanahaber.blogspot.com

Önceki Yazı

Bir Litre Gözyaşı başlıyor

Sonraki Yazı

DC’nin Titans dizisi başlamadan 2. sezon onayı aldı!