The Haunting of Hill House | İlk Bölümü İzledim Yorumluyorum

Yabancı dizi sevenler için oldukça zor bir döneme girmiş bulunmaktayız. Bir yandan devam eden dizilerin yeni sezonları bir bir başlarken diğer yandan heyecan veren yeni yapımlar ekranlardaki yerini alıyor. Bizler de hangi birine yetişeceğiz diye kara kara düşünüyoruz. Bu Yorumluyorum’da da çok başarılı bir kitaptan esinlenen yepyeni bir diziyle karşınızdayım. Shirley Jackson’ın 1959 yılında yayımlanan, Ulusal Kitap Ödülü finalisti ve 20. yüzyılın en iyi edebi hayalet hikayelerinden biri olarak kabul edilen The Haunting of Hill House. İki uzun metrajlı film ve oyun haline getirilen kitap şimdi de aynı isimle televizyona uyarlandı. Amblin Television ve Paramount Television yapım ortaklığında Netflix aracılığıyla izleyiciyle buluşan dizinin ilk sezonu on bölümden oluşmakta. Şu sıralar pek zaman bulamadığım için biraz geç de olsa ilk bölümü izledim ve sizler için yorumladım. Hadi başlayalım;

Kimler Oynuyor

The Haunting of Hill House, oldukça kaliteli isimlerden oluşan bir kadroya sahip. İzleyenlerin birçok tanıdık yüzle karşılaşacağını düşünüyorum. Kalitesinin dışında çok geniş olması da kadronun bir başka artısı. Yardımcı oyuncular haricinde sadece ana oyuncuların sayısı bile izlediğim birçok diziyle rahatlıkla yarışabilir. Bunun nedeni hikayenin, karakterlerin hem geçmişini hem de bugününü anlatması.

Karakterleri tanıtmaya ailenin babasıyla başlayacak olursam, daha ilk bölümden ne badireler atlattığı görülen ve kim bilir daha neler yaşayacağı belli olmayan, -tam mesleğini bulamadım- ev inşa eden biri Hugh Crain, (gençliğini Henry Thomas şimdiki halini Timothy Hutton canlandırıyor) kocası inşa ederken kendisi de evleri tasarlayan anne Olivia Crain, (Carla Gugino) büyük oğul, ünlü sayılabilecek fakat asıl şöhretini ailesinin Tepedeki Ev’deki tecrübelerini kitaplaştırarak kazanmış bir yazar Steven Crain, (çocukluğunu Paxton Singleton şimdiki halini Michiel Huisman canlandırıyor), kocasıyla beraber bir morg işleten ve artık kendisi de bir anne olan büyük kız kardeş Shirley Crain, (çocukluğunu Lulu Wilson şimdiki halini Elizabeth Reaser canlandırıyor) beş kardeşin ortancası, çocuk psikologu Theodora “Theo” Crain, (çocukluğunu Mckenna Grace şimdiki halini Kate Siegel canlandırıyor). Son olarak ikiz kardeşlerden alkol bağımlılığıyla boğuşan Luke Crain’in çocukluğunu Julian Hilliard şu anki halini Oliver Jackson-Cohen canlandırırken, Tepedeki Ev’de çocukken yaşadıklarının etkisinden asla kurtulamayan Luke’un ikizi Eleanor “Nell” Crain’in ise çocukluğunu Violet McGraw şu anki halini ise Victoria Pedretti canlandırıyor. Hemen belirteyim dizinin yönetmen koltuğunda korku filmleriyle ünlü Mike Flanagan bulunuyor.

Konusu Neymiş

Hiçbir canlı organizma mutlak gerçek karşısında akıl sağlığını koruyarak var olamaz. Bazıları, tarla kuşu ve çekirgelerin bile rüya gördüğünü söyler. Akıl sağlığını yitiren Tepedeki Ev de içindeki karanlıkla dağa karşı tek başına ayakta duruyordu. Ailem oraya taşınmadan 100 yıl önce de oradaydı, 100 yıl sonra da orada olacaktı. İçinde yükselen duvarları dik, tuğlaları düzenli ve zemini sağlamdı. Sessizlik, Tepedeki Ev’de taş ve ahşabın içine işlemişti. Orada yürüyen her ne ise yalnız yürüyordu.

Crain ailesi 1992 yazında Tepedeki Ev (Hill House) olarak bilinen köşke taşınırlar. Hugh ve eşi Olivia Crain, çocukları Steven, Shirley, Theodora (Theo), Luke ve Eleanor (Nell) ile evde pek de huzurlu olmayan şekilde yaşamaya çalışmaktadırlar. Çocuklar -Steven hariç- evden ve evin dışından garip sesler duyar hatta korkunç görüntüler görmeye başlar ki bunların çoğu paranormaldir. Her ne kadar evden gitmek isteseler de evin satılabilmesi için Hugh ve Olivia’nın tamir tadilat işlerini bitirmeleri gerekmektedir. Ama paranormal olaylar giderek artmaya başlar ve bir gece çok büyük bir trajedi yaşandıktan sonra Hugh çocukları yanına alarak evi terk eder.

Aradan tam 26 yıl geçer. Ailenin en küçüğü Nell bile artık bir yetişkin olmuştur. Ama hiçbiri Tepedeki Ev’de yaşadıklarından tam anlamıyla kurtulamamıştır. Sadece Steven yaşananlara uzak kalmış hatta bu anılarla ilgili kitap yazarak bu trajediden para kazanmaya bile çalışmıştır. Steven, Tepedeki Ev’de son gece yaşananlar dışında herhangi bir paranormal olaya tanık olmadığı için anlatılanları hiçbir zaman pek de ciddiye almamıştır. Fakat artık onun için de uyanma zamanı gelmiştir. Ne yazık ki bu uyanma başka bir trajediyle gelir. Bakalım bu trajedi dağılmış Crain ailesini, yaşadıklarıyla ve korkularıyla yüzleşmeye götürebilecek mi?

Ne Umdum Ne Buldum

The Hunting of Hill House’a başlamadan önce spoiler yemeyi göze alarak hakkında biraz araştırma yapmıştım. Tür olarak uzak olduğum gruba girdiği için ne vadettiğini anlamaya çalıştım. Tabi bu konuda pek başarılı olmayınca olumlu eleştirileri dikkate alarak diziye başladım. Dizi, ilk bölümüyle bana korkudan ziyade drama yönü ağır basan bir gerilim gibi geldi. Birkaç sahnede beni gerçekten korkuttuğunu kabul ediyorum; hatta gece vakti evde tek başına olanların izlemeden önce bir kez daha düşünmelerini tavsiye ederim. Ama birkaç sahne işte o kadar. Acaba dizi abartılıyor muydu? Bu kadar iyi eleştiriler alması ağır dram veya başarılı oyuncu performanslarından mı ibaretti? Ve dayanamadım bu merakla ilerleyen bölümleri izledim. 5. bölümde dizi, neden bu kadar beğenildiğinin işaretlerini veriyor ki son bölüme kadar bu durum artarak devam ediyor. Ve son bölüm şaşırtıcı sürpriz final. Farkındayım söylediklerim biraz spoiler’a kaçabilir ve bu okuyanları kızdırabilir. Kızmayın! Bunları aynı tempoda ilerleyen ilk dört bölümden sonra “bu diziden bir cacık olmaz” deyip bırakmayın diye söylüyorum.

Sosyal Medya Bu Dizi İçin Ne Diyor

Diziyi beğenenler beğenmeyenlerden oldukça fazla. Olumlu görüşlerin hemen hemen hepsi diziyi bitirenlerden ya da sona yaklaşanlardan gelmiş. Olumsuz olanlar ise bir önceki kısımda söylediğim gibi en fazla dört bölüm izleyip bırakanlar tarafından yapılmış ki bence çok şey kaçırıyorlar. Bir an evvel kararlarından dönmelerini tavsiye ederim. Ayrıca bazı yorumlarda, dizideki ağır dramı hem gayet olumlu karşılayan hem de gereksiz bulup eleştirenlere şahit oldum. Unutmadan belirteyim, sinema tadındaki çekimler de fazlasıyla takdir edilmiş.

Kimler Bunu İzlemeli

Öncelikle şunu söylemeliyim The Haunting of Hill House biraz sabır isteyen bir dizi. Maalesef öyle ilk birkaç bölümde kendisini tam anlamıyla açığa vermiyor. Toplumumuzun en belirgin özelliklerinden biri olan sabırsızlıktan muzdaripseniz muhtemelen ilk birkaç bölümden sonra diziye şans vermeyeceksiniz. Ama eğer sabredebilirseniz parçalar bir araya gelirken ortaya çıkan şey takdirinizi kazanacaktır. The Hounting of Hill House’a benzetilen çok dizi var ama ben bir dizi yerine son zamanlarda izlediğim ve çok beğendiğim “Sessiz Bir Yer” (A Quiet Place) ve “Ayin” (Hereditary) isimli filmlere benzediğini düşünüyorum. Konu olarak The Haunting of Hill House’dan farklı olsalar da bana göre tarz olarak ona çok benzeyen yapımlar.

Ben Beğendim Çünkü

Sadece ilk bölümüyle bile beni germeyi başaran The Haunting of Hill House’u sonraki birkaç bölümde temposunu sabit tutunca bırakmayı düşündüm. Doğrusunu söylemek gerekirse tamamen meraktan devam ettim. İlerleyen bölümler içinse bir şey dememe bile gerek olduğunu sanmıyorum. Harika bir senaryo, çok başarılı performanslar, muazzam çekimler… İzleyince bana hak vereceğinize eminim.

Utku Ertem

Önceki Yazı

Paloma Faith, Pennyworth’un kadrosuna katıldı

Sonraki Yazı

Disenchantment Yeni Bölümleriyle Geri Dönüyor