Game of Gramer Vol.2: Dizilerin Eril Dili

“Sen benimsin”, “Benden kaçamazsın. Seni asla bırakmayacağım”

“Artık düşünme bunları. Ben varım”, “Sana dokunanın/laf edenin canını alırım”

“Mutlu olmalısın. Çünkü ben varım. Yalnız değilsin”, “Sen bir (soyadı)sın”

Varoşlarda sokaklarda büyümüş, kabadayı kılıklı tasvir edilen erkek karaktere eşinden bahsederken “benim karı” dedirtmekle değil derdim. Birincisi, bu sözü söyleyen erkeğin hikâyede olumlanması, onay görmesiyle, ikincisi de bu ve benzeri ifadelerin zaten toplumdan, içimizden çıktığı, dizilerin bunları sadece yansıttığı iddiasıyla barışık değilim. Üstelik salt kelimelerde değil, davranışlarda da gizli erkek egemenliği ve kadın edilgenliğiyle sorunum var. Anlaması çok kolay, hazmetmesi zor.

Demem şu ki spottaki replikler Recep İvedik veya Şevkat Yerimdar gibi bir karaktere ait olunca gülüp geçiyoruz. Ufak Tefek Cinayetler’in Serhan’ına ait olduğunu söylesem bir türlü, Sen Anlat Karadeniz’in Vedat’ına (veya Yasak Elma’nın Halit’ine) ait olduğunu söylesem başka türlü tepki verirsiniz. Oysa bu cümleler birkaç değişiklikle, hepsine ait. Nedense verilen tepki, Serhan söylüyorsa “Oya masum bir gülücük atar”, Vedat söylüyorsa “Nefes içli içli ağlar”, Recep söylerse “bastım kahkahayı valla” oluyor.

Yandan yandan sosyal mesaj

Bir yanıyla deniyor ki kadının yüceltildiği, erkeğin tüm nezaketiyle hayatın müşterekliği için el verdiği bir dizi, bir noktadan sonra inandırıcılığını yitiriyor. Dizilerde bu tür üstenci, eril ve erkek egemen dil kullanılmazsa, içinde yaşadığımız toplumun gerçeklerini yansıtmış olmuyoruz. İyi de diziler sadece olanı yansıtacaksa haberler ve tartışma programları o işi yapmıyor muydu? Dizilere ne gerek var o zaman?

Diziler toplumda yaşanmış veya yaşanması muhtemel olaylardan kurgulanan bir hikâyeyi, formuna uygun bir biçimle (dram, komedi vb) anlatma ve bu sayede popüler kültürü (veya başka mesajları) yayma amacı güderler. Bir nev’i insanı insana insanla ve insanca anlatma işi, üstelik insana rağmen. Bir yandan toplumsal olaylara işaret etme, bir düşünceyi ve bilinci aktarma gibi amaçları da var. Bunu başarabiliyorlar mı? Ne yazık ki evet. Dil de bunun en önemli silahı.

Dizilerde karakterlere anlatım açısından özel bir dil, ya da konuya özgü bir jargon yükleniyor. Bu, karakteri anlatabilmek için gerekli bir durum olsa da dizilerin birçoğunda kötüye kullanıldığını söylemek mümkün. Ağırlıklı olarak eril ifadeler içeren bu dil, erkeğin evde-işte ve sosyal hayatta nasıl bir üstünlük, kapsayıcılık ve güç sahibi olduğunu veya olması gerektiğini gizliden ya da açıktan dile getiriyor. Bir de dizi ve karakter sevilir, yansıtılan yaşam modeli benimsetilebilirse, diziler asıl görevleri olan hayatı dönüştürmeyi başarıyla sürdürüyor.

Eril adamlar muhtaç kadınlar

İlk sorun karaktere biçilen rolde ortaya çıkıyor. Yoksul, eşinden ayrı ve çocuklarıyla yaşam savaşı veren bir kadın gerektiğinde cengaver olup mahalle baskısının üstüne yürüyebiliyor. Ama karşısındaki eski eş, sevgili veya babaya yüklenen erkek egemen roller aracılığıyla bir süre sonra mücadeleden yılıp geri adım atıyor. Hoop karşısına çıkan bir erkeğin omuzuna yaslanıveriyor. Üstelik, ayrılma/boşanma sonrası erkek başkasıyla ilişki kurabiliyorken kadının böyle bir olasılıktan bile sakınması gerekiyor.

Eğer hikâye gösterişli bir yaşamın içinde başlıyorsa, kadınlar ya evdeki zengin hayatlarından sıkılarak çalışmaya karar verip aile şirketini karıştıran fettan hatun kişi oluyorlar, veyahut da zengin bir aileye girişin binbir yolunu arayan masum yoksulu oynuyorlar. Kadına bundan daha fazla bir rol biçilmiyor. Daha doğrusu, dizilerdeki kadın karakterlerin oynayacağı rolde ve kullanacağı dilde erkek egemenliğini başından itibaren kabul ve ilan etmesi gerekiyor.

Kamu spotu niteliğinde dizi örneği için İstanbullu Gelin incelenebilir. Esma Sultan‘ın da teşne olduğu başlardaki eril dili ve özellikle Faruk Boran‘ın kabadayıvari tavırlarına bulanmış eril ifadelerini saymazsak (bakınız aşağıdaki video), ikinci sezonunda bu konuda, en azından, Süreya ve dizinin diğer kadınları ortalığa yayılan bu erilliğe olabildiğince müdahale ediyor.

UTC ve Siyah Beyaz Aşk‘ta dengesiz ve şiddet eğilimli iki erkek var ve bunlardan biri eğitimli diğeri şiddet ortamında büyümüş eğitimsiz biri. Karşısına iki dizide de doktor kadın karakter yerleşimi, iki kadının da erkeğe teslimiyeti eril dilin karakterde cisimleşmiş halidir.

Bir mizah malzemesi olarak toplumsal eşitlik

Diziler toplumsal eşitliği, şiddet karşıtlığını, yaşamın yükünü paylaşmayı ve daha birçok şeyi, söylem aktarmak için değil mizah aracı olarak kullanıyor. UTC Taylan, Pelin‘den atar yediğinde ya da Serhan/Mehmet mutfağa girdiğinde arka fonda çalan müzik neşeli olabiliyor. Erkek bol sakarlık ediyor veya kadından yeni şeyler öğreniyor, komik durumlara düşüyor. İstanbullu Gelin‘de Fikret, Faruk ya da Akif eşlerinden tatlı tatlı fırça yiyor. Boran erkekleri mizahla süslenmiş olsa da çocuklarının altını değiştiren, gezmeye götüren babalar, elbette bunu eşlerine “yardım” amacıyla yaptıkları gözden kaçmıyor.

Light Selami’ye güldüğümüz gibi, Taylan’ın toplumsal cinsiyet konusundaki tökezlemelerine gülüp geçmemiz bekleniyor. UTC Pelin’in babasının replikleriyle ortalığa saçtığı erillik de sönümlenip gidiyor. Birkaç kamu spotu sahnesi hariç, kadına eril eril tepeden bakılmadığı sahne yok aslında. Hani diziler topluma iyi şeyleri özendirecekti? Birazdan örnekleyeceğim gibi, her daim illa ki “birine ait olmak” zorunda mıyız?

Ay hep dizilerden öğreniyorsunuz bunları!

Birkaç örnek daha görelim mi? Sen Anlat Karadeniz’in Nefes’i bir erkek şiddetinden ancak bir başka erkeğin korumasıyla kurtulmak zorunda olan bir kadın. Nefes neden kendi başının çaresine bakamıyor? Bu haliyle dizi, bu ülkede erkek şiddetinden kaçacak kadının bir erkeğin desteği olmazsa ayakta kalamayacağı mesajını vermekten başka işe yaramıyor. Vedat’a kızıp Tahir’e “hasta olarak” Nefes’e üzülerek geçiriyoruz saatlerimizi. Sen Anlat Karadeniz, eril diliyle bizi edilgenleştirmek üzerine kurulu nefis bir örnek.

Dizilerde şiddet gören kadın yoksa, erkeğe bağımlı kadın var. Bunlar da yoksa, erkeğin lütfuyla mutluluğu yakalayan kadın var. Seç beğen al. Ufak Tefek Cinayetler’in kendi başının çaresine bakabilecek eğitimli ve entelektüel Oya‘sı da istisna değil. Doktor olması ve iyi para kazanması Oya’yı erkek hegemonyasından kurtaramıyor. Rakibi kadın karakterlere göre daha başı dik ve güçlü olan Oya, Serhan ve Kerim Adil arasında araziyle bir tutuluyor.

Serhan Kerim Adil’e “çiftliği kim alır bilemem ama Oya benim” diyor. Sonra Oya’ya “sen benimsin” diyen de yine aynı Serhan. Oya ne yapıyor? Nihayet sahiplenildiği için gülümsüyor. Hayır yani, doktor Aslı‘ya atarlanan Ferhat (Siyah Beyaz Aşk) hiç olmazsa “güzel gün görmemişti şiddetle büyümüştü, ondan sevgisizdi ve şiddet eğilimliydi” ve Aslı da onu “tedavi etmeye çalışıyordu.” Ama Serhan, Anglo-Sakson kafasıyla Fransız okullarında ve Rönesans’ın beşiğinde büyümüş. Aslında bu eril dil asıl Serhan gibilerde sakil durmuyor mu? Oya gibilerin de buna izin vermemesi gerekmiyor mu?

Yasak Elma‘da Halit Argun eşi Yıldız‘a “sen benim karımsın, ben ne dersem o olacak, ona göre davranacaksın, git giyin şimdi” diye emirler yağdırıyor. Sonraki sahnede Yıldız hamile olduğunu öğrenince sinsi sinsi gülümsüyor. Halbuki böylesi psikolojik şiddet gören bir kadın, aralarındaki çocuk bağı yüzünden ayrılamayacakları korkusuyla gerilmeliydi. Yıldız halinden memnun görünüyor. Halit üzerinden edindiği çevreye göz kırparak organizasyon işleri alan sekreterlikten terk ev hanımı Ender tiplemesi ne kadar dişiyse verdiği mesaj o derece eril. Üstelik dizi Ender ve Yıldız’ın zengin Halit’i kafalayıp bir an önce çalışmadan para yeme arzusu, kadın ancak bunu ister ve yapar mesajı yani, tamamen eril bir kurgulama.

Dizide kendi ayakları üstünde durduğunu üstüne basa basa sergileyen Zeynep‘in Alihan‘la nihayet aşklarını yaşamaya başladığında, ilk yaptığı şeyin pilav üstü kuru olması ve Alihan’ın Zeynep’in ev hanımlığını eleştirmesi de eril dilde zirvelerden biri. Alihan’ın geçmiş travmaları bahanesiyle uyguladığı psikolojik şiddet yerini aşkla beraber klasik bir üstenciliğe bıraktığı için Zeynep sadece dırdır ediyor ama mutlu. Yine erkeğin “hallerini” kabullenen ve eril dili sineye çeken kadın makbul.

Yukarıdaki eril dil örneklerine, rolün şiddet içeriğini dahil etmeden sadece erkek egemen dilin repliklere ve kurguya yansımasını göstermek istedim. Dizilerdeki şiddet meselesini Gazete Duvar’da Tuba Torun’un nefis yazısından okuyabilirsiniz.

Bilinçleniyor muyuz?

Güzel hayatlar yaşadığını sandığımız nice kadın, tek fiske yemeden, tek tehdit almadan, güya sevildiği, korunduğu o evlerde psikolojik şiddete uğruyor. Bu yüzden dizilerin bunu göstermesi iyi bir şey. Özellikle gizli şiddetin, kadının geri plana atılmasının sadece eğitimsizlik, geri kalmışlık, yoksulluk gibi kavramlarla açıklanamayacağını, toplumun tüm katmanlarına yayıldığını göstermek açısından faydalı. Madem öyle, Vedat söylerse nefretimizi kazansın da Serhan söylerse karnımızda kelebekler uçuşmasın, Zeynep de Alihan gibi birini sevmeye devam etmesin.

Dizilerin topluma yönelik aslen olumsuz dönüştürücü etkisi, eskiden beri gelen “diziler bizi yansıtıyor” ile “diziler olmadık farazi dünyaları yansıtıyor” gibi iki zıt iddia arasında gözden kayboluyor. Halbuki, diziler sayesinde/yüzünden hayatımıza giren yeni sözcüklere, yeni davranış biçimlerine, değişen alışkanlıklarımıza bakarsak, özellikle eril dil ve erkek egemen gücün hunharca yüceltildiğini görebiliriz. Dizilerin toplumsal eşitlik söz konusu olduğunda tersine bir etki yarattığından, buna bir de şiddet öğesi eklenince, bir yandan aşırı dram yüklü hikâyelerle sorunlarla mücadele etme yetimizi elimizden alıp durumu kanıksattığını söyleyebiliriz.

Ne Yapmalı?

Bilinçlenmek ve mücadelede yalnız olmadığımızı görmek için dizilerde bu konuların temcit pilavı gibi işlenmesine ihtiyacımız yok. Eril dilin tespiti ve karşısında durulması, erkek egemen davranış ve dille mücadele edilmesinin yolu, bunun sürekli tekrar edilmesi değil, kullanımının bırakılması ve bunu yapanlara karşı durulmasından geçiyor.

  • Örneğin, senaryosunda böylesine edilgen, psikolojik şiddet gören ve buna sesini çıkarmayıp “erkektir olsun, yapsın ama başımda dursun” benzeri bir ruh halini destekleyen kadın karakterin yer aldığı rolleri almamalı kadın oyuncular.
  • Sürekli aynı güçlü zengin veya yoksul gururlu, ama nihayetinde eril dile sahip erkek rollerinden çıkmalı erkek oyuncular da.
  • Olumlu mesajları mizahın arkasına gizleyip olumsuz mesajları hayatın gerçeği adı altında yazmamalı senaristler. Yönetmenlerin küçük ekrandan göstermek istediği şey, var olanın ilanı ve kanıksanması olmamalı.
  • Bizler de izlediklerimizi rahatça eleştirebilmeli, toptan çöpe atmayıp düzeltici rol oynamalıyız. En önemlisi de toplum genelinde dizilerle oyuncularının peşinden koşarken, savunurken ve severken neyi alkışladığımızı unutmamalıyız.

BONUS: Eril dilde sıkça karşımıza çıkan ve tam karşılığını bulamadığımız, psikolojik şiddetin karşılığı olan gaslighting, şu iki videoda Yıldız ve Zehra’ya karşı hem Halit hem de şoför Kemal karakterlerinden açıkça izlenebilir. Kemal’in Yıldız’a dediği gibi “benden başka alternatifin yok.”

 

 

*Bu hafta House of Cards final sezonunu izledim ve nasıl göklere çıkarır yerlerde sürüklerim diye (hangisini yapacağımın spoilerini de vermeden) düşünürken, spoilersiz yazmanın mümkün olmadığını anlayıp şimdilik burada selam çakmakla yetinmeye karar verdim. Bu yazımla bağlantılı olarak söyleyebileceğim tek şey, eril dilin/erkek şiddetinin dişil dile/kadın şiddetine nasıl dönüşebileceğini görmek açısından bombastik bir sezon.

 

Arzu Kayhan

Hayatın üçüncü sayfa polisiyesini yazıyor. Yabancılaşma temalı polisiye bir romanı var (YAD). Ayrıca çevirmen. Aslında bu bilgiler arama motorlarında zaten var. Sen Birdizihaber'den ve şuradan takip et yeter: www.sanahaber.blogspot.com

Önceki Yazı

Game of Thrones’in 8. sezonunun başlangıç tarihi belli oldu

Sonraki Yazı

My Brilliant Friend’in fragmanı yayınlandı