Güle güle Eda

Söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum Eda. Bu hastalığı yeneceğine o kadar inanmıştık ki seninle duyduğumda inanamadım. Halen inanmak istemiyorum. Gitmiş olamazsın. Keşke biri çıkıp “Hep sen mi bize şaka yapacaksın? Bu da bizim sana acımasız bir şakamız” dese. Yemin ediyorum kızmam. Öyle çaresiz hissediyorum ki kendimi…

Bana bu hastalığa yakalandığını söylediğin ilk akşamı hatırlıyorum. Herkesten sıkıldığım, önüme geleni kırıp döktüğüm bir dönemi sonlandırmaya karar vermiştim o akşam. Derdimi paylaşmıştım hepinizle. Sonra sen bana özelden yazdın, “Ben sana hiç kırılmadım ama madem sen bize içini döktün ben de sana açıklayayım; tedavi görüyorum ama iyileşeceğim” dedin. İyileşecektin sen Eda. Böyle olmayacaktı hiçbir şey.

Ben Bodrum’dan, sen İstanbul’dan yola çıkıp Bursa’da buluşacak, artık yiyemeyecek duruma gelene kadar kestane şekeri yiyecektik seninle. Sen bana şekersiz, yağsız, unsuz muffin yapacaktın. Tadını sevmeyecektim ama el mecbur yiyecektim. Hep katılmak isteyip de katılamadığın yazar buluşmalarına gidecektik birlikte. Bundan sonraki buluşmalarda sen sadece bedenen aramızda olmayacaksın.

Eskiden hiç sevmediğin mandalinayı artık çok sevdiğini söylemiştin. İstanbul’a gelirken sana Bodrum mandalinası getireceğimi söylediğimde hem sevinmiş hem de yük etmek istememiştin. Ben saatlerdir keşke daha fazla götürseydim diye kendi kendimi yiyorum Eda. Hiç değilse Macrocenter’dan aldığımız yer fıstıklı çikolatayı bütün olarak ağzıma soktum diye gülme krizine girdiğinde bir tane daha yiyip seni daha çok güldürebilseydim.

Yemek yediğimiz yerde daha uzun otursaydık ya da canım istemese de o kafede bir kahve daha içseydim seninle. Çok merak edip de gidemediğin Bohemian Rapsody’yi keşke başından sonuna anlatsaydım sana. Birlikte bir kez daha hayran olsaydık Freddy’ye. Saatlerdir düşündüğüm her cümlede ya ‘keşke’ ya ‘iyi ki’ var.

İyi ki seninle dolu dolu üç saatimi geçirdim İstanbul’a geldiğimde. İyi ki o podcastleri yaptık. İyi ki Şahsiyet’i yere göğe sığdıramayıp Dip’i yerin dibine soktuk. İyi ki Chuck’a başladım sen ve Şebnem sayesinde. Söz en kısa zamanda bitireceğim. Saçlarını özlediğini söylediğinde iyi ki boneyle daha havalı göründüğünü söyledim. O mavi boneyi unutmayacağım. “Beraber fotoğraf çekilmek isterdim ama bu halimle olmaz tabii ki” dediğinde iyi ki ısrar etmedim. Belki birlikte bir fotoğrafımız olmadı ama seninle geçirdiğim her an, yaptığımız her konuşma hafızamda saklı kalacak.

Sitenin en güzel yazısı Umut’la yazdığınız Avcı Rehberi olmaya devam edecek. Yarın seni sevdiğin dizilerle anacağız. Yarın yanında olamayacağım ama sen her zaman benim yanımda olacaksın. Bazı arkadaşlıklar kardeşlik gibidir. Biz bugün kardeşimizi kaybettik seninle Eda. Durumunu anlatmaya çalıştım can havliyle, ne kadar anlatabildim bilmiyorum. Seni anlatmak istediğim bu yazıda da seni ne kadar anlatabildim onu da bilmiyorum.

Bil ki öyle ya da böyle hayatına dokunduğun herkes seni sevgiyle anacak her zaman. Bizler senin derslerinin yoğunluğu yüzünden yazarlığı bıraktığını varsayacağız. İnsan asıl unutulduğunda ölür derler, sen hep yaşayacaksın Eda.

Hepimiz seni, yazılarını, yemek tariflerini ve hayallerini çok sevdik. Gittiğin yer umarım röportajında bahsettiğin gibi acımasız insanlarla dolu değildir. Nur içinde yat gözleriyle gülen güzel kız…

Bora Yıldırım

Bön Türk.

Önceki Yazı

Çarpışma | İlk Bölüm Soruyorum

Sonraki Yazı

Nick Nolte, The Mandalorian’ın kadrosuna katıldı