Little Drummer Girl | MOSSAD ve Nostalji

Şimdi herkes elindeki komplo teorileriyle memleketin en popüler faşist klişelerini bir kenara bıraksın lütfen.  Ünlü polisiye yazarı John Le Carre’ın 1984 yılında filmi de çekilmiş olan çok bilinen hikayesi, MOSSAD-Filistin ekseninde bir casusluk öyküsü, “Little Drummer Girl” sadece üç hafta önce tekrar karşımıza çıktı. Ama bu sefer bir dizi olarak.

İsrail gizli servisi MOSSAD’ın Avrupa’da bombalı eylemler yapan Filistinli teröristleri avlamasınının anlatıldığı dizinin bu topraklarda yayınlanabileceğini beklemek elbette çok saçma olurdu. Öte yandan eğer kaliteli bir hikaye ve usta işi oyunculuklar ilginizi çekiyorsa kaçırmamanız gereken bir yapımdan bahsediyorum. AMC Networks ve BBC’nin ekrana altı bölümlük bir mini dizi olarak taşıdığı “Little Drummer Girl” gerçekçi atmosferiyle detaylarına özenilmiş bir dönem dizisi olmayı başarıyor.

Öncelikle büyük oranda John Le Carre’a borçlu olduğumuz kaliteli bir kurgu söz konusu.  Kurulmuş özel timin gelen ihbar üzerine silahlarını alıp etrafta koşuştuğu birbirinin aynısı öyküler sezon sezon onay alırken çöldeki vaha misali bir dinginliği izleyicisine armağan edebilen dizi, yaşı uygun olanları da keyifli bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Avrupa’nın dört bir yanında terörist peşindeyken küçücük televizyon ekranları, walkmanler ve fotoşok yerine fotoğrafların kesilip biçilmesiyle yapılan fotomontajlar gibi detaylar 1980’lere dair eğlenceli bir nostalji yaşatıyor.

Seyirciyle buluşan öyküde çok teknolojik ve çok korkunç bir MOSSAD izlemiyorsunuz. Peşinde olduğu terör hücresine sızabilmek için amatör tiyatro oyuncusu bir genç kızı, Charlie’yi “işe alan” ekibin hamleleri daha çok akıl oyunları tadında ilerliyor. ‘Bir oyuncunun sahnesi neresidir?’ ya da ‘Casusluk dediğiniz sahneniz bütün bir dünyayken bir karakteri canlandırmak değil midir?’ gibi sorular soran dizi türün klişelerinden uzak kalmayı beceriyor.

Eski kıtanın farklı ülkelerinde geçen öyküde istihbarat dünyasının gerçeklerini, olayın James Bond’un yaptıklarıyla ne kadar alakasız olduğunu seyrediyorsunuz. Zemin çok uygun olmasına rağmen tek taraflı kör gözün parmağına bir politik propaganda yok karşınızda. Evet, İsrail güzellemeleri var ya da yapılanları haklı çıkarma çabaları söz konusu ama öte yandan Filistinliler’in neden terör eylemleri yaptığını ya da bu eylemlerin onların gözünde terör olup olmadığını da görebilme şansınız oluyor. Yüzde yüz tarafsız, tam anlamıyla objektif değil belki dizinin dili ama en azından bazı yerli dizilerimizin ekrana tarihi yeniden yazarcasına boca ettikleri saçmalıklar kadar acınası komiklikler içermiyor. Ekranın karşısında zaman geçirirken “birinin teröristi diğerinin özgürlük savaşçısıdır” cümlesi geliyor aklınıza, ya da “ama onlar da…” diye başlayan cümleleri her çatışmada bütün tarafların kurabileceğini fark ediyorsunuz.

1984 yapımı filmini izlemediğim ve kitabını da okumadığım bu diziyi bu kadar beğenme sebeplerimden birisi de şüphesiz oyunculuklar. Özellikle MOSSAD ekibinin başındaki ajanı canlandıran Michael Shannon kelimenin tam anlamıyla döktürüyor. En son Waco ve Shape of Water’da kameranın kendisini ne kadar sevdiğini kanıtlamış olan aktör bir kez daha sıradışı bir karakteri canlandırmanın ötesinde adeta yaşayarak ekrana taşıyor. Alexander Skarsgård soğukkanlı ve karizmatik saha ajanı olarak göz doldururken Florence Pugh ise Little Drummer Girl’e hayat veriyor. Daha sadece 22 yaşındaki Florence’ın adını ilerleyen yıllarda sıklıkla duyarsak şaşırmayacağımı da eklemeliyim.

Her hafta Pazar günü yayınlanan dizinin 11 Kasım itibariyle üç bölümü geride kaldı.  Sabredebilecek olanlara tavsiyem ise üç hafta daha beklemeleri. Little Drummer Girl bu bölümler arası birer haftalık bekleme süresi yüzünden gücünü bir parça kaybediyor bence, inanın bütün bölümleri bir kerede seyretmek çok daha keyifli olacaktır.

Ozan Kayahan

Hayatın anlamını buldum ama söylemem

Önceki Yazı

Gotham’ın final sezonundan yeni fragman yayınlandı

Sonraki Yazı

Netflix’in İlk Türk Dizisi The Protector’dan Yeni Bir Fragman Yayınlandı