Pine Gap | Kürecik Radar Üssü’nün Bir Boy Büyüğü

Dizi dünyasına baktığımızda bu sene casusluk hikayeleri açısından oldukça verimli geçti / geçiyor diyebiliriz. Yaz boyu CIA analistleri Jack Ryan ve Condor’da dünyayı kurtaran Joe Turner ile bu öykülerin aksiyonu bol kısmına doyduk sayılır. İşin biraz da az dövüşmeli, minimum kovalamacalı ama ayakları daha yere basan ve senaryo kalitesiyle fark yaratan örnekleri adınaysa sonbahar dönemi tatminkar seçeneklerle çıktı karşımıza. Bu günlerde etrafta pek duymadığım ama gözden kaçmasına da içimin elvermediği bir mini dizi türün başarılı örneklerinden biri olarak ekranlarda yerini aldı.

Pine Gap Avustralyalı Screentime Productions imzalı bir yapım. Gerek Amerikan yapımı olmaması gerekse standart bir Amerikan seyircisine pek de hitap etmeyen anlatım tarzıyla IMDb puanı 6,5 olsa da dizi hakkındaki yorumlara göz attığınızda oldukça beğenildiğini görebiliyorsunuz.

Gelelim ben neden bu diziyi beğendim, nesini öneriyorum ve bütün bu hikayenin bizim Kürecik Radar Üssüyle ne alakası var?

Sahi bu söz konusu Kürecik Radar Üssü size ne ifade ediyor? Neden önemli, yani radar dediğin II. Dünya Savaşı’na ait bir teknolojiyken ve dünyanın yörüngesinde askeri casus uydular fink atarken bu devirde radar üssü nedir ne işe yarar?

Bildiğim için değil elbette, basit bir tahmin benimkisi ama açıkcası Pine Gap yukarda sorduğum soruları azıcık da olsa yanıtlayan bir hikaye anlatıyor. Dizinin hemen başında izleyiciyle paylaşıldığı üzere ABD bu dünya çevresinde tur atıp duran casus uydularından 24 saat kesintisiz istihbarat alabilmek adına dünyanın üç farklı bölgesinde (ki bunu 24 saati kapsayacak üç farklı saat dilimi olarak da düşünebilirsiniz) devasa uydu iletişim tesisleri kurmuş durumda. Bunlardan bir tanesi bizzat ABD topraklarında iken, bir diğeri İngiltere’de ve sonuncusu ise Avustralya’da, kıtanın içlerine doğru küçük bir kasabanın, Pine Gap’in hemen yanı başında yer alıyor.

Bu üç merkez üzerinden casus uydularıyla devamlı iletişim halinde bulunan Amerikan İstihbaratının ulaştığı teknolojik beceri dizide anlatıldığı kadarıyla gerçekten korkutucu bir seviye. Hatırlayanlarınız olacaktır, Will Smith ve Gene Hackman’ın başrollerini paylaştığı 1998 yapımı “Enemy of the State” adlı bir film vardı. Gene Hackman tespit edilmemek için kafasını göğe doğru asla kaldırmayan paranoyak bir güvenlik uzmanını canlandırırken seyirciye sunulan görsel şölen aslında Gene Hackman’ın haklı olduğunu, her şeyin uydulardan izlenebildiğini anlatıyordu. İşte Pine Gap’de karşımıza çıkan ilk  şey o yıllarda bilim kurgu diye izlediğimiz filmde gördüklerimizin ve hatta artık çok daha fazlasının hayatın bir parçası olduğu gerçeği. Bırakın benim gibi sıradan bir vatandaşı, üst düzey hükümet görevlilerinin cep telefonlarının uzaktan açılıp kapanabildiği, askeri iletişimlerin dinlenip özel e-mail hesaplarına tek tıkla girilebildiği bir dünyanın bugün gerçek olduğunu gösteren Pine Gap ilk dakikalarda “özel hayatınız” diye bir kavramın olmadığını vuruyor yüzünüze.

Elbette dizinin tek anlattığı bu elektronik teknolojik mambo jambolar değil. Aksine çok boyutlu keyifli bir casusluk öyküsü var karşımızda. ABD ve Avustralya hükümetlerinin ortak yönettiği Pine Gap istihbarat merkezinde üç koldan anlatılan bir hikaye altı bölümü bir oturuşta izlemenizi sağlayacak güçte. Çok fazla spoiler vermeden özetlersem, bir yanda  üssün bilgisayar sisteminde tespit edilen bir virüs ve bu virüsü kimin koyduğunu bulmak üzere başlatılan insan avı, düşürülen bir özel jet ve o özel jetin neden düşürüldüğüne dair Amerikalı ve Avustralyalı istihbarat görevlerinin birbiriyle oynadığı oyunlar ve son olarak da Güney Çin Denizi’nde yaşanan gelişmelerle yükselen tansiyon çerçevesinde Çin, ABD ve Avustralya hükümetlerini içine alan siyasi bir gerilim. Tabii bütün bunlara eklenen ilişki krizleri, başlayan aşklar, çatırdayan evlilikler, karşılaşılan eski eşler derken Pine Gap tutturulması zor bir dengede başarılı bir cambazlık gösterisi sunuyor.

Oyuncu kadrosuna baktığınızda gözler kamaşmasa da, bu daha önceki yazılarımda da değindiğim üzere bizim yabancı dizi dendiğinde bir tarafında Netflix US diğerinde ise Hollywood falan olan at gözlüğümüzden kaynaklanan bir durum bence. Pine Gap’de bize çok tanıdık gelen yüz ve isimler karşımıza çıkmıyor ama Parker Sawyers ve Tess Haubrich başrollerin altından başarıyla kalkarken Jacqueline McKenzie ve Steve Toussaint yan rollerde  tecrübeleriyle fark yaratıyorlar.

Takla atan arabalardan burnu kanamadan çıkan kahramanların otomatik silahlı kötü adamlar tarafından bir türlü vurulamadığı hikayeler için ruhunuzda ayırdığınız kota dolduysa ama casus öykülerinden de vazgeçemiyorsanız keyifle seyredebileceğiniz Pine Gap ülkemizde yayın platformu olarak sadece Netflix’de yer alıyor. Netflix üyesi olmayanların ise internette ilgili sitelerde karşılaşması muhtemel bu mini dizi, izlemek için harcanacak  “arama-kurtarma” çabalarını kesinlikle hak ediyor.

Ozan Kayahan

Hayatın anlamını buldum ama söylemem

Önceki Yazı

Narcos: Mexico’dan Yeni Tanıtımlar Geldi

Sonraki Yazı

Netflix’in Yeni Doğa Tarihi Dizisine İlk Bakış: Gezegenimiz