Titans | 1. Sezon İncelemesi

DC hayranlarına hayal kırıklığı yaşatan CW dizilerinden sonra DC Universe platformu ön yargıyla karşılanmasına rağmen umut ışığını yakmıştı. Platformda yayınlanan ilk dizi Titans ise geçtiğimiz hafta ilk sezonunun finalini yaptı ve en azından benim için DC Universe’a olan ön yargımı kırdı. Hatta beni Daredevil kadar heyecanlandıran bir süper kahraman dizisi oldu diyebilirim.

Titans; Robin(Dick), Raven(Rachel), Beast Boy(Gar) ve Starfire(Kory) karakterlerinin bir araya gelmesini anlatıyor. Diziye sadece bu beklentiyle başladım ama beklediğimin kat kat fazlasını aldım. Bunun ilk sebebi karakterlerin sunumu. Bu konuda süre sıkıntısını hiç düşünmemişler ve her karakteri sadece tanıtmak için birer bölüm ayırmışlar. Bunu dört ana karakter için yapmaları çok yerindeyken Hawk, Dove hatta Doom Patrol üyeleri gibi karakterlere tam bir bölüm ayırmaları dizinin sürekliliğini azaltırken asıl konuya ayrılan bölüm sayılarını azaltarak gidişatı gereksiz yere hızlandırmış. Doom Patrol dizisi de çıkacakken karakterleri yüzeysel de olsa tanımak benim heyecanımı bir hayli azalttı. Buna rağmen tamamen Dick’e ayrılan sezon finali bölümü enfesti. Zaten dizinin en çok öne çıkan karakteri Dick. Ne kadar olaylar çoğunlukla Rachel ile alakalı olsa da ana karakterin Dick olduğu her bölümde açıkça ortadaydı.

Titans aslında bir yolculuk hikayesi sunuyor. Bunu yaparken hikaye de karakterlerin gelişimine ve birbirleriyle olan ilişkilerine odaklanarak ilerliyor. Dick ile Rachel’ın bağı beni çok etkiledi. Bruce Wayne’in himayesinde yetişen Dick, Bruce’un ona gösterdiği şefkat ve sahiplenme hissini aynen Rachel’a göstermeye çalışıyor. Zaten Dick’in Rachel ile ilgilenmek istemesinin çıkış noktası bu. Bruce kendisini nasıl kurtardıysa o da Rachel’ı kurtarmaya ve korumaya çalışıyor. Rachel dizinin ilk bölümlerinde Dick’e muhtaç olsa da sonradan ikili birbirlerine bağlanıyor ve güzel bir abi-kardeş ilişkisi izliyoruz. Gar ile Kory dizinin dört ana karakterlerinden olmalarına rağmen Dick ve Rachel kadar öne çıkmadılar. Halbuki ön planda oldukları sahnelerde çok başarılıydılar. Özellikle Gar, hem kişiliği hem özel yeteneği bakımından dizideki en ilginç karakter ama onu dizinin ortalarında grubumuza dahil etmeyi tercih etmişler. Kory’yi de sevmiş olmama rağmen biraz zorlama bir karakter olduğunu düşünüyorum. Çok sert bir kadın karakter yaratalım derken ortaya biraz yapmacık bir Starfire çıkmış.

Dizide DC evrenine birçok gönderme var. Özellikle Batman ve Gotham tarafına. Bunun dışında Superman tişörtü giyen, Amazonlardan bahseden insanlar da görüyoruz. Dizi yaşayan bir DC evreninde geçiyor yani. Benim için dizinin iki büyük sürprizi Jason Todd ve Donna Troy oldu. Yeni Robin ve Wonder Girl’ü az da olsa izlemek çok keyifliydi. Hatta dizideki favori sahnem Wonder Girl’ün doğruluk kementiyle Kory’yi yakalamasıydı. O an gerçekten bu dizinin DC filmlerindeki kaliteye ulaşabileceğine ikna oldum. Ama maalesef efektler konusunda bu kadar olumlu konuşamayacağım. Gar’ın kaplana dönüştüğü sahnelerde efektler inanılmaz kaliteliyken Kory’nin ellerinden ateş çıkardığı sahneler o kadar bayat duruyordu ki adeta Paint seviyesindeydi.

Dizideki can sıkıcı noktalardan biri de göz önünde bir ana kötünün olmaması. Ana karakterlerimizin olduğu dört kişilik grup sürekli bir şeylerden kaçıyorlar ama net olarak kimden kaçtıklarını bilemiyoruz upuzun bir süre. Sonunda asıl düşmanın Trigon olduğunu anladık ki bu bana biraz sürpriz oldu çünkü bu ihtimal kuvvetli olsa da(Trigon Rachel’ın babası olduğu için) Trigon’un yukarıdaki gibi bir tipinin olduğunu düşününce bunun çok ciddi bir CGI gerektireceğini ortadaydı ve dizide ona yer vereceklerinden şüpheliydim. Bu sorun Trigon’un insan formunda gösterilmesiyle çözülmüş ancak yine de ortaya sezon finalinde çıktığı için bütün sezon, ekibimizin düşmanını görmeyi beklemekle geçti.

Artık sezon finaline gelelim. Sezon finali bölümü yani 11. bölüm kalan on bölümden çok farklıydı. Bu dizi başlamadan önce “Batman’i göstereceğiz.” deseler diziyi izlemeye tenezzül etmeyebilirdim. Sinemada defalarca kalite dolu gördüğüm Batman’in televizyonda heba edilmesini kaldıramazdım. Ama belirli belirsiz görmüş olmamıza hatta sesinin bile duyulmamasına rağmen gördüğüm Batman beni çok memnun etti. Böyle alternatif evrenlerdeki acımasız Batman tipleri hep ilgimi çekmiştir. Son zamanlarda bu tip bir Batman’i “Beyaz Şövalye” serisiyle de gördüğüm için dizide görmek beni haddinden fazla heyecanlandırdı. Sadece Batman değil, harika bir Gotham şehri gördük. Arkham Tımarhanesi, GCPD, Joker, Two-Face, Wayne malikanesi, Batcave… Bu dizide bu kadar şey görmeyi beklemiyordum. Tabii ki bunların hepsinin Dick’in bilinçaltında geçiyor olması hayal kırıklığı olsa da onun “kötü tarafa” geçişini kusursuz bir şekilde anlattı. Ve bu kadar… Kötü tarafa geçtiği o anı gördük ve sezon bitti. Bütün bir sezon hiçbir kayda değer olay olmadan karakterlerin oradan oraya gidişini gördük. Sezon finali tek başına iyi bir bölümdü ama kesinlikle iyi bir final değildi. İkinci sezon için büyük bir konu yığılmasına da sebep oldu diyebiliriz.

Aslında sezon tam olarak burada bitmiyor. Yazılar aktıktan sonra Metropolis’e gidiyoruz ve Superboy ile Krypto’nun Cadmus Laboratuvarları’ndan kaçtığını görüyoruz. Bu da gelecek sezon işin içine Superman ailesinden birilerinin de gireceğini gösteriyor. Yani ekibimiz Trigon’a karşı çok daha güçlü olacak. DC Universe’ın ilk projesi Titans benim için sınıfı geçmeyi başardı. Gelecek sezon olaylar daha hızlı gelişirse dizi, yüksek potansiyelini ortaya çıkaracaktır.

Salih Çiftçi

Önceki Yazı

The Guardian’a Göre 2018’in En İyi 50 Dizisi

Sonraki Yazı

2018’in En Çok Binge-Watching Yapılan 5 Netflix Dizisi