Bird Box | Kitap-Film Karşılaştırması

Sakın gözlerini açma!

Josh Malerman’ın Türkiye’de 2015 yılında “Kafes” ismiyle yayımlanmış olan kitabıyla tanışmam aynı yıl kuzenimin kitabı bana hediye olarak göndermesine dayanıyor. Bu tip gerilim romanlarını sevdiğim için kitabı elime almamla bitirmem arasında yanlış hatırlamıyorsam iki gün vardı. Yanındaki iki çocukla birlikte görenlerin psikolojisini bozarak intihar etmelerine sebep olan bir varlıktan kurtulmaya çalışan Malorie’nin hikayesini okuduğumuz romanın sonunda istediğimi alamamıştım. Fakat Malerman’ın ince detayları bile atlamayan anlatımı kitabı çok sevmemi sağlamıştı.

Bu kitabın sonrasında yazarın hem “Gölün Dibindeki Ev” hem de “Kırmızı Piyano” isimli kitaplarını okudum. Tüm kitapların sonunda aklımdan geçen ilk şey yazarın romanlarının sonunu bir türlü bağlayamadığıydı. Yine de her romanda gerilim ve heyecanı düşürmeme konusunda ve genel kurgu anlamında Josh Malerman çok sevdiğim yazarlardan biridir.

Netflix’in “Bird Box”ı film olarak yayınlayacağını duyduğumda biraz umutsuzdum. Çünkü Malerman kitapta öyle güzel bir dünya kurgulamıştı ki okurken sanki filmini izliyor gibi hissetmiştim. Sonra başrolde Sandra Bullock’un olduğunu öğrendim ve umutsuzluğum resmen göklere tırmandı. Yanlış anlaşılmasın, Sandra Bullock “Hız Tuzağı” filminden beri çok sevdiğim bir oyuncudur. Kendisine karşı beslediğim platonik aşkım bu filmle başlayıp “Ocean’s Eight”i saymazsak günümüze kadar gelmiştir. Fakat bana göre Malorie rolü için Bullock fazla olgun bir seçimdi. Sonra filmin yapımcılarından biri olduğunu öğrendiğimde olayı anladım. Kadroda John Malkovich’in de olduğunu duyduğumda bütün soru işaretlerimi bir yana bırakmak benim için hiç de zor olmadı.

Filmi yayınlanır yayınlanmaz izleme fırsatım olmadı. Ben izleyene kadar seyredenler arasında gözlerini kapatarak günlük rutinlerini yapma furyası aldı başını gitti. Hatta Netflix durumla ilgili bir uyarı yayınlamak zorunda kaldı. Filmde Sandra Bullock’un oynadığı Malorie ve yanındaki çocuklar yaşadıkları evin dışında her zaman gözleri bağlı olarak dolaşmak zorundaydılar. İşin kötü tarafı bu halde zorlu bir nehri basit bir kayıkla geçmeleri de gerekiyordu. Seyirciler de kendilerini bu sahnelere fazla kaptırmış olacak ki kimle konuşsam bu furyadan bahsediyordu.

Kitapla filmi karşılaştırmaya geçmeden filmi de kitap gibi çok beğendiğimi belirteyim. Susanne Bier’in yarattığı dünya ve oyunculuklar başarılıydı. Ancak ikisi arasında bir seçim yapmam gerekseydi oyumu kitaptan yana kullanırdım. Çünkü kitapta daha karanlık bir dünyada olmamıza rağmen detaylar daha belirgin anlatılmıştı. Filmdeyse sanırım izleyene daha seçilebilir sahneler izletmek adına her şey fazla aydınlıktı. Bu detay filmle ilgili tek hayal kırıklığım oldu.

Kitapta olaylar başladığında Malorie’nin kendisini bu olayların içinde buluşu kız kardeşinin kendisini banyoda öldürmesiyle gerçekleşiyordu. Sarah Paulson’ın canlandırdığı Jessica’ysa hamile olan Malorie’nin doktor kontrolü sonrası arabada bu varlığı görmesi sonrası kendisini öldürüyor. Kitapta anlatılan banyoda intihar sahnesi bence çok daha etkiliydi. Fakat filmde kullanılan sahne Malorie’nin sığındığı eve ulaşması açısından daha mantıklı olmuştu.

Filmde Malorie’nin sığındığı evde bulunan insanların arasında sürekli bir gerilim var. Oysa kitaba göre bu gerilim zamanla ortaya çıkıyordu. Bunun sebebi de evde ve çevrede yiyecek ve diğer kişisel ihtiyaç malzemelerinin tükeniyor olmasıydı. John Malkovich’in canlandırdığı Douglas karakteri kitapta da yer yer terslikler yapan biriydi ama filmde bu karakter baştan sona arıza gibi yansıtılmış. Trevante Rhodes’ın canlandırdığı Tom karakteriyse neredeyse kitaptaki karakterle aynı yazılmış ve bu durumu sevdim.

Kitapta ev halkı dışarıda insanları delirten varlığı görmemek için bütün pencerelere battaniyeler kapatıyor, dışarıdan halletmeleri gereken bütün işleri yapmadan önce her türlü önlemi alıyorlar. Filmde her türlü önlem almayı geçtim pencerelerin tamamen kapatılması konusunda bile tam bir çalışma görmedik. Yalandan gazete, kese kağıdı kapatmakla geçiştirilmişti sanki bu önemli detay.

Kitapta kullanılan ama filmde göremediğimiz bir diğer detaysa eve kabul edilecek kişiler hakkında yapılan oylamaydı. Evdeki yiyecek stoğunun iyi yönetilmesi adına kapıya gelen kişilerin içeri alınıp alınmayacağına oylamayla karar veriliyordu. Bu da evdeki gruplaşmaları sağlayan önemli bir unsurdu. Oysa filmde böyle bir sahne izlemedik. Bunun yerine eve girmek isteyen herkesi alıp kontrolü içeride yapan bir ev halkı vardı. Bu büyük bir eksiklik olmasa da evdeki gerginliğin artması konusunda bir çizgiydi. Ben olsam bu detayı sonuna kadar kullanırdım.

Kitapta Malorie ve eve sonradan dahil olan Olimpia aynı anda doğum yapıyor ve bu sırada eve kabul edilen son kişi Gary’nin aslında bir akıl hastası olduğu ortaya çıkıyordu. Bu sırrın ortaya çıkmasıyla birlikte Malorie ve yeni doğmuş bebekler haricindeki tüm ev halkı hayatını kaybediyordu. Filmdeyse Gary’nin bu delirme anından sonra Tom da Malorie ve çocuklarla birlikte hayatta kalmayı başarıp daha sonra hayatını kaybediyor. Malerman, kitabında Malorie ve Tom arasındaki çekimi anlatmış ama hiçbir zaman aralarında bir aşk olduğunu söylememişti. Filmde hayatta kalan Tom ve Malorie arasında herkes öldükten sonra doğan bir aşk izledik. Bu değişikliğe bence hiç gerek yoktu. Tom’un filmde öldüğü sahne bize hiçbir şey katmıyor.

Malorie’nin çocuklar beş yaşına gelene kadar onları eğittiği bölümler kitapta çok etkileyiciydi. Çok ufak yaşta olsalar da her iki çocuk da gözleri kapalı olarak evin bahçesinde rahatça dolaşabiliyor, kuyudan su çekebiliyor ve daha bir sürü şey yapabiliyorlardı. Çünkü Malorie doğdukları andan itibaren ikisinin de gözlerini ev dışında asla açtırmamıştı. Filmde nehir sahnelerinde üstlerine örttükleri bir örtüyle gözlerini açabildiklerini gördük. Çocuklar daha pasif kalsalar da Malorie’nin onlara karşı tutumu kitaptakiyle birebir uyuyordu.

Filmde izlediğimiz ama kitapta olmayan bir detaysa Malorie ve çocukların nehir yolculuğu sırasında iki çocuktan birinin gözlerini açarak etrafa bakmak zorunda olmasıydı. Burada Malorie doğurduğu çocukla ölen annesi tarafından kendisine emanet edilen çocuk arasında bir seçim yapmak zorundaydı. Oğlan bu görev için istekli olsa da Malorie ona kıyamayacak gibiydi. Fakat Malorie’nin halinden bu görevi kendisinin yapmasını istediğini anlayan küçük kız gönüllü olunca Malorie zorlu yolda işini şansa bırakıp her ikisinin de gözlerini açmasına izin vermedi. Buradaki gerilim bence çok başarılıydı. Özellikle küçük kızın kendisinin kurban olması gerektiğini düşünüp gönüllü olması gerçekten canımı yaktı.

Kitapla neredeyse aynı gerilime sahip bir film izledik. Özellikle olayların başladığı trafik sahnesi, marketteki saldırı sahnesi, nehirdeki adamla karşılaştığımız sahne vs. gerilim dozu çok yüksek sahnelerdi. Kitabı okurken düşündüğüm bir şey finalde karşıma çıkmıştı ve ben bu tahmin edilebilir sonu pek sevmemiştim. Filmi izlerken finalin bu şekilde yapılmamış olduğunu umuyordum ama aynı şekilde bitti. Neyse ki kitabın devamı olacağını öğrendim de ikinci kitapta daha tatmin edici bir final hayalim var.

Bora Yıldırım

Bön Türk.

Önceki Yazı

Deadly Class | İlk Bölümü İzledim Yorumluyorum

Sonraki Yazı

Derry Girls | “İlginç” Hiçbir Şeyin Olmadığı Kasabanın Kızları