My Brilliant Friend | İnceleme

2018’de Game of Thrones’un yokluğunu mini dizilerle kapatan HBO, önce Sharp Objects ile büyük bir etki yaratmıştı. Dizi, yaz aylarındaki en kaliteli yapımlardan biri olarak öne çıktı. 2018 bitmeden bir mini diziyi daha ekranlara taşıdı HBO: My Brilliant Friend, orijinal adıyla L’amica geniale. Ünlü İtalyan yazar Elena Ferrante’nin Napoli’de geçen dört kitaplık serisinin ilk kitabının uyarlaması.

Yeni yıla girdiğimizde, “2018’de neler kaçırdım?” diyerek geride bıraktığımız yılda başlayan dizilere baktım ve dikkatimi en çok çeken My Brilliant Friend oldu. Şu ana kadar henüz girişemesem de yeni yıl planlarımda İtalyanca öğrenmek bulunduğu için Napoli’de geçen bir HBO dizisini kaçırmamalıyım dedim ve yavaş ilerleyen yapısına rağmen bir çırpıda bitirdim. Sonuç: bayıldım!

1950 İtalya’sı

Dizi, 1950’lerde Napoli’de başlıyor. Başarısız olunan İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri İtalya sokaklarında görülüyor. Dizi çok fakir bir bölgede geçtiği için bu etkilerden doğan sonuçlar daha belirginleşiyor. Çocukların okula zar zor gitmesi, insanların para kazanma çabası, cinsiyet ayrımcılığı, cahillik… Bunlara ve daha fazlasına boğuk Napoli havası ve dram dolu müzikler de eklenince izlerken içinizin daraldığı bir dizi ortaya çıkıyor. Ekonomik duruma göre sınıf ayrımı da dizide bolca yer ediniyor. Okulda zengin ailelerin çocuklarıyla girdiği yarışmayı kazanmaya korkan Lila’dan tutun, zengin ailelerin büyük oğullarına kızlarını sunan kenar mahalle ailelerine kadar her şeyi görmek mümkün.

Mafya kavramı, İtalya’da tabii ki büyük bir yer kaplıyor. My Brilliant Friend, bu mafya dizilerinin ve filmlerinin arka planı gibi aslında. Zengin ve önemli insanların artıklarıyla hayatını sürdüren “avam tabakayı” izliyoruz. Dizi ilk bölümünden sekizinci bölümüne kadar bunu anlatıyor aslında. Lenu’nun öğretmeni Maestra Oliviero, daha ilk bölümde Lenu’ya “pleb” kelimesinin ne anlama geldiğini bilip bilmediğini sormuştu ve sekizinci bölümün sonunda, yani yıllar sonra Lenu, bu sorunun sebebini anladı. “Pleb” yani “avam tabaka” oydu, ailesiydi, arkadaşlarıydı ve komşularıydı. Maestra Oliviero, Lenu’nun bu kesimden kendini ayrıştırması için uğraştı aslında. Bunu Lenu gibi biz de son bölümde anlayabildik.

Hikaye Anlatımı

Hikayeyi Lenu’nun ağzından dinliyoruz. Aslında ikisi de 60 yaşındayken başlıyor dizi ve bir anda yıllar öncesine gidiyor. Okula ilk başladıkları güne. Buradan Lila’nın düğününe kadar giden yolda bazen iyi, çoğu zaman kötü olaylar yaşanıyor ama ne olursa olsun dizi dramatik yapısını koruyor. Yavaş ilerlediği için akıcılıktan uzak bir dizi ama hikayeye ve karakterlere o kadar çok bağlandım ki diziyi bitirmeden başından kalkamadım. Lenu’nun kelime seçimleri çok etkileyiciydi. Özellikle bazı durumları anlatmak için kullandığı metaforlara hayran kaldım. Örneğin, hem fakirlikten hem sevgi eksikliğinden olsa gerek, dizinin geçtiği mahalledeki bütün anneler hep çok sinirli. Lenu, bunu şöyle açıklıyor: “Küçükken minicik hayvanların göletlerden, terkedilmiş vagonlardan, taşlardan ve topraktan çıkıp bir şekilde suya ve yemeklere karışarak annelerimizi kuduz köpekler gibi öfkelendirdiklerini hayal ederdim.” Ayrıca çok zengin ve mahalleye hükmetmiş Don Achille’i aşırı heybetli ve ulaşılamaz hayal etmeleri de bir çocuğun bazı şeyleri kafasında nasıl kurabileceğinin bir göstergesi.

Dizi Lenu ve Lila’ya odaklansa da çok fazla yan karakter var ve bütün karakterlerin diziye büyük etkisi oluyor diyebilirim. Marcello, Stefano, Nino, Antonio, Rino, aileler, komşular, öğretmenler, esnaflar… Dizi bu kadar karakterin hepsini çok az zamanda izleyiciye tanıtmayı başarıyor ve bunu yaparken hiç çaba harcamıyor. Lenu ve Lila ile ilgili bir şeyler olurken ufak bir diyalogla veya olayla yan karakterlerin dizide olan önemini ve yerini hemen anlayabilliyorsunuz.

Arkadaşlık/Çatışma

Gelelim en önemli konuya. Evet dizi iki kızın arkadaşlığını anlatıyor ama ne kadar yakın arkadaşlarsa o kadar çatışma ve yarışma içindeler. Lila’nın imkansızlıklardan dolayı bir şeylerden geri kalmamak için Lenu’nun planladığı her şeyi önceden yapması, herkesin Lila’yı övmesinden Lenu’nun hırslanması gibi şeyler iki yakın arkadaşı hep bir mücadele içinde tutuyor. Daha sonra fiziksel bakımdan da karşılaştırdılar birbirlerini ve bazen kızıp kinlendiler bile. Tabii ki bu tür şeyler her arkadaşlıkta var. Bu yüzden dizi boyunca arkadaşlıklarının kusursuz anlatılmaması çok güzeldi.

Dizinin başlangıcında, 60 yaşlarındayken Lenu’nun Lila’yı çok da önemsemediğini gördük. Böyle yakın bir arkadaşlığın nasıl bozulduğunu, nasıl yıprandığı çok merak etmiştim ve hala ediyorum çünkü bunun cevabını henüz bulamadık. Aralarındaki ilişki o kadar güzel ve samimi ki oyuncak bebeklerini değiştikleri andan itibaren bunu benimsiyorsunuz. Don Achille’i kafalarında düşman edinmeleri hatta Achille’e bebeklerini çaldığını düşünerek hesap sorma masumluğu, Küçük Kadınlar romanını ezberleyerek kitap yazma istekleri, deniz görmek için hayal kurmaları… Lenu bu hayalden yıllar sonra liseye geçtiğinde ilk kez deniz görünce Lila’sız olduğu için tadını çıkaramamıştı hatta suçlu hissetmişti. O sahne dizinin beni en çok etkileyen sahnesiydi sanırım. Son bölümde Lila, Lenu’nun denemesini okurken hüzünlenmişti ve bu da arkadaşlıklarındaki en önemli sahne olabilir. Onay alan ikinci sezonda bu arkadaşlığın nasıl yıkıldığını göreceğiz muhtemelen, bunu düşünmek bile beni şimdiden depresif bir moda sokuyor.

İhanet

Sezonun başlarında hatta ortalarında bile konunun aşk üçgenine dönüşeceğini tahmin etmemiştim. Dizinin kötü karakterlerinden Marcello, Lila’ya sahip olmak için çok çabaladı ve bunu çok doğal yaptı bence. Normalde bu tür dizilerde, zengin oğlan fakir kızı çok absürt yöntemlerle elde etmeye çalışır. Ailesini evsiz, babasını işsiz bırakmak, tehdit etmek gibi gibi. Marcello’nun yaptıklarıysa gayet normal ve uygun bir şekilde aşkının peşinden koşmaktı.

Lila’nın Marcello’yla birlikte olmamak için bulduğu çözüm bir taşla iki kuş vurmak olsa da kendisine asla yakıştıramadım. Hem Marcello’dan kurtulup hem babasının işini büyütmeyi düşündü ama kendi benliğinden uzaklaştı. Öğretmenine düğün davetiyesi götürdüğünde, Maestra Oliviero da tam bu konunun üstüne bastı. Lila için iki yol vardı ve o yanlış olanı seçti. Yanlış kişiye güvendi ve sonunda Marcello’yla iş birliği yapan Stefano’yla evlendi. Adından tahmin edebileceğimiz kadarıyla gelecek sezon, serinin ikinci kitabı Yeni Soyadının Hikayesi’den esinlenerek bu evliliğin Lila’ya neler getireceğini anlatacak.

Salih Çiftçi

Çizgi roman, dizi, basketbol, oyun.

Önceki Yazı

Netflix, Grace and Frankie’nin 6. Sezonunu Onayladı

Sonraki Yazı

Nightflyers 1 Şubat’ta Netflix’te yayınlanacak