Nightflyers / Kifayetsiz Muhterisler Beceriksizce Sunar

İşkenceydi.

İş gerçekten inada bindi, hadi bakalım bu kadar saçmaladılar nasıl toplayacaklar acaba tadında bir merak sebebiyle harcadım saatlerimi.

Yahu işin temelinde kaliteli bir isim ( George R.R. Martin ) ve başarılı bir öykü var illa ki düzelir diye bekledim.

Kısacası Nightflyers için ben ettim siz etmeyin temasıdır bu yazının konusu. Önce künyesinden başlayalım çünkü dizinin bence tek anlamlı kısmı burası. Hayır öyle muhteşem oyunculuklar olduğundan falan değil sadece bu karakteri bu oyuncu canlandırmış diyebildiğim, diziye dair anlaşılabilir tek kısım olduğundan bu künye hususu öne çıkıyor.

Başrollerde tanıdık kimse yok. Oyuncular da zaten şan şöhret peşinde olmadıklarını çok açık ortaya koyuyorlar. Biraz gözümüzün ısırdığı David Ajala geminin kaptanıymış gibi yaparken Eoin Macken uzaylıları keşfeden ve 10 bölüm boyunca kızım da kızım diye ağlayan bilim insanı rolünde bu başrolü de “büyük çıkışını yapmak” adına pas geçmeyi tercih ediyor. Gördüğü bütün kısa saçlı zenci kadınları asker falan yapan amerikan dizi dünyası bu klişeyi Jodie Turner’la Nightflyers’a seloteyplerken Gretchen Mol aslında başarılı yapımlar yer alan biyografisinin pişmanlıklar bölümüne eklemek üzere geminin psikiyatristini canlandırıyor. Dikkat ettiyseniz yönetmeni yazmıyorum bile ama olur da karşılaşırsak kendisine söylemek istediğim bir çift lafım var.

Seyrederken tüm çabalarınıza rağmen kuvvetle muhtemel kendinizi işte yarın yapmanız gerekenleri planlarken, tatil hayalleri kurarken veya sevgilinizi falan düşünürken yakalayacağınız bir sürekleyicilik vadeden Nightflyers’ın konusunu da merak edenler için özetleyeyim.

Şimdi dünyamız yok olmaya yüz tutmuş, orada uzakta bir uzay cismi var gitmesek de görmesek de hepimizin kurtuluşunun orada olduğuna dair bir inanç söz konusu. Yani uzaylılar gelmiş ama gezegeni kurtarmak için “bana bir adım gelene ben 10 adım koşarım” hesabı uzakta bir yerde bekliyorlar bakalım biz bir adım gidebilecek miyiz diye.

Bu sinir bozucu, yıllardır uzayın kaymağını yemiş ve dünya yansa aslında umursamayan uzaylılara gitmeye niyetlenen gemimizde yaşananlar ise Nightflyers’ın konusunu oluşturuyor. Oldukça sert bir giriş yapan dizimiz ilk bölümlerini geriye dönük anlatmayı seçmiş, sonra zaman içerisinde açılış sahnesinin neden yaşandığını ve sonrasını da izleyebiliyorsunuz.

Baktığınızda telepatlar, geminin ana bilgisayarıyla bilinç seviyesinde iletişim kurabilen bir programcı, farklı enerji biçimleri, anıların tekrar yaşanmasını sağlayan teknolojiler gibi aslında düzgün değerlendirilse eğlenceli bir seyirlik sunabilecek doneler karşısına çıkıyor izleyicinin. Lakin gel gör ki yemek sadece malzeme değildir teknik de gerekir dercesine bir türlü ortaya anlamlı bir helva yapıp servis edemeyen NightFlyers IMDb’den de sadece 6,2 alabiliyor. Söz konusu öykü 1987 yılında filme de alınmış, filmin puanı ise dört. Yani durum tam da Mehmet Akif’in dediği gibi “tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi.”

Diziyi izlemeyi zorlaştıran esas problem hikayenin akışı adına tercih edilmiş olan dil. Hikaye bir oradan bir buradan anlatılıyor, etrafta garip şeyler oluyor kimse bir şey anlamıyor, herkes panik yapıyor, olaylar tam açıklanacak gibi olsa da yine de netleşemiyor ve sonuçta seyirci olayların anlaşılmaz olduğunu anlamaktan öteye geçemiyor. Uzayda geçen “Dark” denebilecek bu SyFy faciası için işin en üzücü yanıysa bir yerlerde birileri bu fantastik saçmalığın sürükleyici olduğunu düşünmüş, 10 bölüm çekmiş ve yayınlıyor. Bu konuda yalnız olduğumu da hiç sanmıyorum çünkü dizinin adını yazınca aşağıda ki görseli Google getirdi koydu önüme.

Peki bu harcanmış 10 saat bana hiç mi bir şey öğretmedi derseniz, işte o noktada bazı şeyler yakalayabildim.

Mesela uzaya anneyle çıkılmaz bunlardan biri.

Sonracığıma ilerde bilincimizi bilgisayarlara yükleyip sonsuza kadar yaşayacağız ya, o iş de biraz sakat yapmamak lazım.

Ha bir de son olarak telepat olmak o güzel kızın aklından geçenleri okumayı sağladığı için çok muhteşem bir yetenek gibi gözükse de kızın kafasının içi güzel olmayabilir, kısacası elalemin beyninin içiyse söz konusu olan cehalet mutluluktur.

Tabi bunlar benim nacizane görebildiklerim. Esas dersi ise umarım George R.R. Martin almış, dilerim “bir daha mı SyFy’a mı, yazdıklarımı vermek mi, tövbeler olsun Allah yazdıysa bozsun” olgunluğuna erişmiştir.

Ozan Kayahan

Hayatın anlamını buldum ama söylemem

Önceki Yazı

Netflix’in Suç Belgeseli Conversations With A Killer: The Ted Bundy Tapes’ten Fragman Yayınlandı

Sonraki Yazı

Star Trek: Discovery’nin Philippa Georgiou’sunu Yeni Bir Spinoff’ta İzleyeceğiz