Parfum | Sonra çok önemli tenimizin kokusu | 1. sezon incelemesi

Patrick Suskind’in ülkemizde Koku ismiyle yayımlanmış ve daha sonra filmi de çekilmiş olan çok satan romanını kendisine eksen alarak yeni bir hikaye yazan bir dizi Parfum. Netflix Dark ve Dogs Of Berlin’den sonra yayınladığı üçüncü orijinal Alman yapımı. Patrick Suskind aynı zamanda dizinin senaryosunu da Eva Kranenburg’la birlikte kaleme almış. Philip Kadelbach altı bölümlük ilk sezonda yönetmen koltuğunda oturuyor.

Diziyle ilgili düşüncelerimi paylaşmadan önce kitap ve filmle ilgili bir şeyler söylemek isterim. Koku, ülkemizde gösterime girdiğinde filmle ilgili herkesin konuştuğu tek konu sevişme sahneleriydi. Bu bazı şeylerin hiç değişmediğinin bir göstergesi tabii ama konumuzun bununla alakası yok. Filmi o dönem izledim ve izleyen kimle konuşsam filmin hikayesinden çok etkilendiğini söyledi. Ben de salondan filmden çok etkilenerek çıkmıştım. Sonrasında kitabı da okudum ve hala kitabın filmden daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Grenouille bir katil olsa da kendini sevdirmişti bana.

Gelelim diziye. Alman dizilerindeki tecrübem Netflix’in diğer iki dizisinden fazlası değil. Ancak anladım ki Alman yapımları genel olarak renklere önem veriyor. Üç dizide de hep karanlık bir ortam olsa da izleyicinin dikkatini çekmek istedikleri noktalar çok belirgin. Parfum’ün oyuncu kadrosunda Friederike Becht, August Diehl, Wotan Wilke Möhring, Ken Duken, Natalia Belitski, Trystan Pütter, Marc Hosemann ve Christian Friedel yer alıyor. Yönetmen Philip Kadelbach, Fabian Römer’le birlikte dizi için çok hoş müzikler hazırlamış ve bu müzikler sahnelere öyle güzel yerleştirilmiş ki dizini gerçekçiliğinin bir sebebi de bu müzikler gibi geliyor.

Parfum, müzik hayatı çok başarılı olmayan bir kadın şarkıcının vahşice öldürülmesiyle başlıyor. Yıllardır arkadaşlık ettiği kadının cesedini bulan Roman, eşi Elena dahil yatılı okuldan arkadaşları olan Thomas, Moritz ve Daniel’den şüphelenir. Çünkü okul yıllarından tanışan bu beş kişinin de Katherina’yla arkadaşlıkları ve aralarında sakladıkları bir sır vardır.

Yatılı okul zamanlarında aralarında çarpık ilişkiler bulunan bu insanlar Katherina’nın ölümüyle yeniden bir araya gelir. Aradan geçen zamanda Roman ve Elena evlenmiş ama bu evlilikte ikisi de mutsuzdur. Moritz, Fransa’da kişiye özel parfümler üreten bir parfümör, Thomas bir genelev sahibi olmuştur. Daniel’a gelirsek… O okul zamanlarında da olduğu gibi hayatta da başarısız olmuş bir adam ve sorunlarını anlatabildiği tek kişi psikoloğudur.

Cinayet büroda polis olan Nadja Simon bu cinayeti çözmek için olay yerine gittiğinde evli olan sevgilisi Grünberg’in bu davada savcılık yaptığını görür. Gizli saklı yaşanan tutku dolu ilişki sürerken Simon sık sık davayla ilgili Grünberg’le ters düşmektedir. Fakat bilgilerini hisleriyle birleştiren Simon her defasında doğru noktaya varır. Katharina’nın geçmişindeki ilişkilerini çözen Simon ve ekibi doğru noktaya giderken yollarının üzerindeki detayı gözden kaçırırlar. Elimden geldiği kadar spoiler vermeden anlatmaya çalıştığımda genel hikaye böyle.

Dizide genel olarak soğuk bir hava var. Fakat bu hava sizi hikayeden uzaklaştırmıyor. Aksine, hikayenin genel akışına birebir uyan bir ortam yaratıldığı hissine kapılıyorsunuz. Ortada bir ya da birden fazla katil var, ölen kişiler var, cesetler var. Fakat biz hiçbirinin öldürüldüğü sahneyi izlemedik. Buna rağmen cinayete sebep olan psikoloji çok net anlatılmış. Hatta benim gibi seri katilli, psikolojik gerilimli yapımları seven biriyseniz daha ilk bölümde katili anlamanız çok kolay. Katilin kim olduğunu anladığınızda da seyir keyfi düşmüyor. Çünkü çoğu diyalogda  katilin kimliğiyle ilgili şüpheye düşüyorsunuz.

Dizideki oyuncu seçimlerini de sevdim. Ancak geçmişteki olayların anlatıldığı sahneler için bu arkadaş grubunun gençliğini oynayan oyuncuların günümüzdeki hallerinden çok farklı olmaları biraz göz yoruyor. Thomas’ın gençliğini izlediğimiz sahnelerde ismi geçmese Moritz’i izlediğinizi zannetmeniz muhtemel. Neyse ki iki genç arasındaki fark daha net anlatılmış da hangisinin Thomas, hangisinin Moritz olduğunu anlıyoruz.

Dizide müziklerden çok sevdiğim tek şey her bireyin psikolojisinin çok iyi aktarılması oldu. Daniel’ın ergenlikten miras takıntıları, Elena’nın hayattan beklentisizliği, Roman’ın sevgisizliği, Moritz’in tutkusu, Thomas’ın cinsellik anlayışı, Grünberg’in karaktersizliği ve Simon’un gelgitleri sözsüz bir şekilde izleyiciye gösterildi. Sosyal medyada dizinin oyuncularıyla ilgili olumsuz çok fazla yorum okudum. Fakat ben oyunculuklardan memnunum. Bu tip gerilim içerikli yapımlarda çok keskin mimik ve vücut dilinden hoşlanmıyorum. Parfum bu konuda bence her sahneyi tadında bırakan bir yapım.

Yine sosyal medyada diziyle ilgili olarak cinselliğin abartılı kullanıldığı gibi yorumlar okuyabilirsiniz. Bu yorumlara da katılmıyorum. Tamam, dizi ailece oturup izleyebileceğiniz düzeyde sahneler içermiyor. Gel gelelim bahsi geçen sahneler gençler arasındaki çarpık ilişkiyi anlamamız açısından önem arz ediyor ve estetik açıdan da göz tırmalayan bir yanı yok. Siz yine de birileriyle izlemek isterseniz tercihiniz sevgiliniz ya da yakın arkadaşlarınız olsun.

Dizinin ikinci sezonuyla ilgili bir bilgi paylaşılmadı sanıyorum. Paylaşıldıysa da ben göremedim. Ancak final yapılan nokta ikinci sezona göz kırpıyordu. Parfum, benim için Netflix’in yayınladığı Alman yapımları içinde bir Dark olmasa da Dos Of Berlin’den daha makbul. Kitap ve filmi kendisine odak noktası olarak aldığı için bir karşılaştırma yaparsam ikisinden de sonra gelir. Yine de psikolojik gerilim türündeki yapımları sevenler için bu dizinin belli bir seviyenin üzerinde olduğuna inanıyorum.

Bora Yıldırım

1986 yılında İstanbul'da doğdum. 2008 yılından beri Bodrum'da yaşıyorum. Gezmeyi ve kitap okumayı severim. Çok konuşur, çok gülerim. Vakit buldukça yazarlığa kabul edilme sebebim olan yerli dizileri izlemeye çalışıyorum. Yabancı dizileri izledikçe yerli dizilerin geldiği noktaya üzülsem de bir gün eskisi gibi tadı ağızda kalan dizilerin televizyonlarda daha çok yer bulacağına inanıyorum.

Önceki Yazı

Ayça Ayşin Turan: Leyla, bu zamana kadar hiç canlandırmadığım bir karakterdi

Sonraki Yazı

NBCUniversal’ın Yeni Yayın Platformu Hakkında Bildiklerimiz